MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, müvekkili davacının 2007 yılı Ocak ayından itibaren T.C. Milli Savunma Bakanlık’a bağlı ... Askeri Veteriner Okulu’nda davalı bakanlıktan ihale ile iş alan taşeron firmalar bünyesinde servis elemanı olarak çalıştığını, davacının asgari ücretli olup, yemek, servis sosyal haklarından da yararlandığını, haftanın 7 günü ilk vardiya 04.00/13.00 ikinci vardiya 12.00/21.00 saatleri arasında çalıştığını, tüm ulusal bayram genel tatil günlerinde (dini bayramların ilk günü hariç) çalıştığını , fazla çalışmalarının karşılığını alamadığını, bunun dışında zaman zaman da mesaiye gelmeyen arkadaşlarının yerine çalışmaya devam ederek saat 04.00'de başlayan mesaisinin saat 21.00'e kadar sürdüğünü, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davalı idarenin hazır yemek hizmetinin yürütülmesi işini ihale yoluyla 3. şahıslara verdiğini, işin tamamının devri durumunda işi devredenin işverenlik sıfatının kalktığını, hazır yemek hizmetinin davalı idarenin asıl işi olmadığını ve davalı işveren bu işin yürütülmesine yönelik işçi çalıştırmadığını, personel alacaklarının hak ediş raporunun düzenlendiği tarihten önceki günler için belirlenmiş sayıldığını, bu nedenle bu tür alacakların üç aylık tutarından fazlası hakkında davalı idareye herhangi bir sorumluluk düşmeyeceğini, davacının çalışmış olduğu firmalara ihbar edilmek suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerektiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalı vekilinin talepleri veçhine karar başlığında gösterilen dava dışı şirketlere ihbar davetiyeleri çıkartıldığı, bunlardan ... Şirketi adına çıkarılan ihbar davetiyesi bila tebliğ olunmuş, diğerlerine davetiyeler usulen tebliğ olunduğu, tebligat yapılan her iki ihbar olunan şirket vekillerince dosyaya sunulan cevap dilekçeleri ve yargılama aşamasındaki beyanlarında davanın reddinin savunulduğu, davacıya ait SGK hizmet döküm cetveli işveren sicil kayıtları, ücret bordroları, işyeri sicil dosyası, ... Yemek Ltd. Şti.'nin banka hesabına ilişkin kayıtları, hizmet sözleşmeleri, emsal mahkeme kararları, bir kısım puantaj kayıtlarının celp ve ibraz edildiği, davacı tanıklarının usulüne uygun olarak dinlendiği, sair taraf delillerin toplandığı, delilerin toplanması sonrası, dosyamız üzerinden hesap bilirkişisi Av. ...'den 21/04/2015 tarihli kök rapor ve 22/09/2015 tarihli ek rapor alındığı, davacı vekilinin 23/09/2015 tarihinde harçlandırdığı ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep ettikleri miktarları bilirkişi raporu doğrultusunda ıslahen artırdıklarını belirttiği, SGK kayıtlarına göre davacının 04/02/2007'den bu yana davalı Bakanlık'a bağlı çeşitli askeri okullarda ihale ile hizmet gören taşeron şirketler nezdinde çalışmakta olduğunun, iş akdinin halen devam ettiğinin anlaşıldığı, davacının daha önce çalışmaya başladığı iddiaları somut delillerle ispat edilemediğinden kayıtlar dışındaki daha eski işe başlama tarihine dair davacı iddialarına itibar olunmadığı, aynı taraflar arasında görülmekte olan 2014/382 Esas sayılı dava dosyası incelendiğine yargılamaya konu işbu davamızla talep edilen alacak kalemlerinin de talep edilmiş olduğu lakin bu taleplerin işbu davamız tarihinden sonraki döneme ilişkin oldukları bu surette mükerrer dava olmadığı gibi derdestlikten de söz edilemeyeceği, davacının ücretinin asgari ücret olduğunun taraflar arasında ihtilafsız olup yemek, servis sosyal haklarından yararlandığı tanık beyanlarıyla doğrulandığı, davacı sunulan puantaj kayıtları ile ve de bunlar dışı dönemlerde fazla mesai yaptığını, hafta tatillerinde ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığını tanık beyanları ile ispat etmesine rağmen davalı işveren taraf fazla çalışılmadığını / anılan izin ve tatil günlerinde çalışma olmadığını, değil ise bunların karşılığı ücretlerin ödendiği hususlarını belirtilen surette yazılı belgelerle ispat edemediği, anılan sebeplerle davacının bu yöndeki taleplerinin yerinde olduğu değerlendirilmiş, bilirkişice ek raporda kayıtlara dayalı hesaplamalardan herhangi bir indirime gidilmeksizin tanık anlatımlarına göre belirlenen tutarlardan ise hastalık izin, rapor, düğün dernek vs sebeplerle çalışılamayan günlerin olması da nazara alınarak hüküm fıkrasında belirtilen oranlarda hakkaniyet indirimine gidilmek sureti ile fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretine karar verildiği, davacının çalıştığı işlerin yardımcı işlerden olduğu ve davacının işyeri devri kuralları çerçevesinde çalışmasını sürdürdüğü tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığından İş Kanunu'nun 2/6-7. maddeleri kapsamında davalı Bakanlık'ın asıl işveren olarak sorumluluğunun bulunmasına göre davalı Bakanlık vekilinin husumete dair itirazlarına itibar olunmayarak belirlenen alacakların asıl işveren sıfatı ile davalı Bakanlık'tan tahsiline dair hüküm kurulduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacının aynı işverene karşı açtığı ve Dairemiz tarafından aynı gün Dairemizin 2017/12015 Esas sayısı ile incelenen ... 8. İş Mahkemesi’nin 2014/382 Esas sayılı dosyası mevcuttur. Davacıya ait aynı davalıya karşı açılmış bulunan eldeki dosya ile bahsi geçen dosyanın birlikte karara çıkarılması, yargılama ve ulaşılan neticelerin sıhhati bakımdan önemli olduğundan, bu 2 dosya birleştirilerek birlikte incelenip karara bağlanması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
Birleştirilen her 2 dosyada ayrı ayrı verilen bozma ilamları ve içerikleri de yerine getirilmelidir.
3-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.
İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücretleri bakımından;
Dairemiz tarafından aynı gün incelenen Dairemizin 2017/12396 Esas, 2017/9329 Esas, 2017/12721 Esas, 2017/12015 Esas sayılı dosyalarında (ilk derece Mahkemeleri ve dosya numaraları sırası ile ... 10. İş Mahkemesi 2014/134 Esas, ... 7. İş Mahkemesi 2014/402 Esas, ... 8. İş Mahkemesi 2014/123 Esas, ... 8. İş Mahkemesi 2014/382 Esas) bir kısım bordrolarda ulusal bayram genel tatil çalışması, fazla mesai, hafta tatili çalışması yönünde tahakkuklar bulunmaktadır.
Eldeki dosyada açısından benzer durum söz konusu olup, bazı banka dekontları ve banka hesap ekstreleri bulunmaktadır. Bilirkişi raporunda ise ödeme belgesi bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu tahakkukların sonuca etkisi irdelenmelidir.
Kural olarak, bordrolarda davacının imzası bulunması halinde, tahakkuk olan ay dışlanmalı, bordroda davacının imzası yok ve fakat bordrodaki tahakkuk banka kanalı ile ödenmiş ise bordrodaki tahakkuk ait olduğu alacak kaleminde hesaplanan toplam alacak miktarında mahsup edilmelidir.
Bununla birlikte, Dairemiz tarafından aynı gün incelenen Dairemizin 2017/12396 Esas, 2017/9329 Esas, 2017/12721 Esas, 2017/12015 Esas sayılı dosyalarında (ilk derece Mahkemeleri ve dosya numaraları sırası ile ... 10. İş Mahkemesi 2014/134 Esas, ... 7. İş Mahkemesi 2014/402 Esas, ... 8. İş Mahkemesi 2014/123 Esas, ... 8. İş Mahkemesi 2014/382 Esas) örnek olarak bir kısım işçi için 2012 yılı Ekim ayı bordrosunda normal gün 20,5, çalışılmasa da ücreti ödenecek hafta sonu 4 gün, çalışılmasa da ücreti ödenecek genel tatil ücreti 5 gün olarak tahakkuk ettirilmiş yani çalışma karşılığı ve çalışılmasa da kanunen ödenmesi gereken hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti olarak toplamda 29,5 gün tahakkuk ettirilmiştir. Eğer bu durumun geçerli bir hukuki nedeni yok ise aynı bordroda tahakkuk ettirilen dini bayram mesaisi tahakkuku olarak gösterilen 2,5 günün bir kısmı aslında işçinin normal maaşı içine dahil edilmesi gereken 29,5 günlük tahakkuktan eksik kalan kısma tekabül eder, yani bu durumda bahsolunan bordrodaki ulusal bayram genel tatil tahakkukunun sadece bir kısmının ulusal bayram genel tatil tahakkuku olarak kabulünün imkanı vardır ve o ay için belgenin kendi içindeki çelişkisi nedeni ile o ayın ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında dışlanması değil sadece mahsubu gerekir. Bir diğer deyişle bu bordro bakımından nasıl bir sonuca ulaşılacağı, normal ücretin sadece 29,5 gün üzerinden tahakkuk ettirilmesinin geçerli bir hukuki nedene dayandığının ispatlanıp ispatlanamadığına bağlıdır, geçerli bir hukuki nedene dayandığı ispatlanırsa ve bordrodaki imzanın davacıya ait olduğu anlaşılır ise o ay ulusal bayram genel tatil ücreti hesabında dışlanmalıdır, bordroda davacının imzası yok ise ancak bankadan ödendiği anlaşılıyor ise o bordrodaki tahakkuk toplam alacaktan mahsup edilmelidir.
Netice itibari ile, bu gibi durumlar gözetilerek, bordrolardaki tahakkukların usulüne uygun olup olmadığı, olması gerektiği üzere fazla mesailerde ilave 1,5, hafta tatili çalışması için, günlük çalışılan süre 7,5 saatten az dahi olsa çalışılmayan günlerde kanun gereği tahakkuk ettirilmesi gereken 1 yevmiyeye ilaveten çalışma karşılığı olan her gün için günlük 1,5 yevmiye ve ulusal bayram genel tatil çalışması için çalışılmayan günlerde kanun gereği tahakkuk ettirilmesi gereken 1 yevmiyeye ilaveten, günlük çalışılan süre 7,5 saatten az dahi olsa çalışma karşılığı olan 1 yevmiye şeklinde tahakkukların yapılıp yapılmadığı, davacıya bordro tahakkukunun ödendiğinin ispatlanıp ispatlanmadığı, ödenmiş ise imza karşılığında mı yoksa banka yolu ile mi yapıldığı durumları da irdelenerek bordrolardaki tahakkukların neticeye etkisi irdelenmelidir. Ayrıca bordrolardaki aylık ücret tahakkuklarının 30 gün yani tam maaş üzerinden yapılıp yapılmadığı, yapılmamış ise nedeni yukarda verilen örnekteki gibi durumlar irdelenmelidir.
Ayrıca, dosyadaki bordroların imzasız, banka dekontlarının sadece onaysız bilgisayar çıktısı şeklinde olması durumunda bankadan onaylı ödeme belgeleri ya da banka hesap hareketleri getirtilerek incelenmelidir.
Yukardaki açıklamalara göre hesaplanan dönemlere ilişkin bordrolar tek tek irdelenmelidir.
Ek olarak, davacının puantaj gibi bir belgeye göre bir ay için tespit edilen fazla mesaisi / hafta tatili çalışması/ ulusal bayram genel tatil çalışması bordrodaki tahakkuktan fazla ise puantaja/ belgeye göre fazla mesai hesaplanmalı ve içerdiği tahakkukun ödendiği ispatlanan bordrodaki tahakkuk alacak miktarından mahsup edilmelidir.
4-Yukarda bahsedilen Dairemiz tarafından birlikte incelenen benzer dosyalar kapsamında bir kısım fazla mesai karşılığında kullandırılan izinler bakımından, dosyada bu yönde belgeler bulunmaktadır.
Yukarda bahsedilen her 4 dosya kapsamındaki belgeler tetkik edilerek eldeki ... bakımından da bu tip belgeler olup olmadığı tespit edilerek, var ise bu belgeler taraf vekillerine gösterilmeli, davacı vekilinin bu belgenin geçerliliğine itirazı halinde davacı asıl duruşmaya bizzat celbedilerek bu belge kendisine gösterilip sorularak imza inkarı halinde imza incelemesi de yaptırılarak neticeye etkisi irdelenmelidir.
5-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca ... yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri ... yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan ... yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. Maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. Maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde kısmi dava olarak açıldığı açıkça belirtilmiştir. Davalı vekilinin ıslaha karşı süresi içinde ileri sürdüğü zamanaşımı savunmasının değerlendirilmemesi hatalıdır.
6-Dairemiz tarafından aynı gün birlikte incelendiği belirtilen yukarıda sayılan 4 adet dosya ekinde toplamda çok sayıda belgeler ve klasörler bulunmaktadır.
Bu nedenle, eldeki dosyada sonuca gidilirken, tüm bu dosyalardaki işyeri belgeleri-örneğin ödeme belgeleri, fazla mesai karşılığı izin kullanma belgeleri gibi- birlikte incelenmelidir. Gerekir ise davacı asıl duruşmaya bizzat celbedilerek bu belgeler kendisinden sorularak, cevabına göre varsa sair belgeler celbedilerek sonuca varılmalıdır.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 25/04/2019 gününde oybirliği ile karar verildi.