MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, ayrımcılık tazminatı ile ücret, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, işlerin yoğunluğu sebebi ile yıllık izinlerini çoğunlukla kullanmadığını, ancak işyerinin “her yılın izni gelecek yıla sarkmayacak” prensibi gereği kullanmadığı yıllık izinleri kullanmış gibi dilekçelerle bordrolara yazılmasına itiraz etmediğini, ancak son 3 yıla ait yıllık izinler için yıllık ücretli izin izlenimi belgesinde imzası bulunmadığını, dolayısı ile son 3 yıllık izin alacağı toplamı 3 x30=90 gün yıllık izin alacağı bulunduğunu, istirahatli olmasına rağmen çalıştığı 01-13/6/2012 tarihleri arasındaki 13 günlük çalışması karşılığı ücret alacağı bulunduğunu, işyerinde maaş ve yüzde usulü ücretle çalıştığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek ücret, yıllık izin ücreti ve ayrımcılık tazminatı alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının istirahatli olduğu 01-13/06/2012 tarihleri arasındaki çalışmasına karşılık ücretini SGK'ndan aldığını, ibraname verdiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, Dairemizin 2014/36901 Esas sayılı bozma ilamına uyulduğu, davacının 12/09/1988-07/07/2011 tarihleri arasında müteveffa davalı ...'a ait işyerinin muhasebe bölümünde çalıştığı, işyerinde davacıya karşı ayrımcılık yasağına aykırı davranıldığının kanıtlanamadığı, ihtirazi kayıt bulunmayan ücret hesap pusulalarında yıllık izin ücretinin tahahkuk ettirilmiş olduğu, davacının işe başlama tarihi dikkate alındığında aktin feshi tarihi itibariyle 2012 yılı yıllık iznine hak kazanmadığı ayrıca davacı tarafından imzalanan ibranamede de davacının bütün senelik izinlerini tam olarak kullandığını beyan ettiği, davacı istirahatli olduğu 01-13 Haziran tarihleri arasında toplam 13 günlük çalışma karşılığı ücret alacağı bulunduğunu iddia etmiş ise de; SGK tarafından davacıya iş göremezlik ödeneği ödendiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut uyuşmazlıkta, dosyadaki el yazısı 07/07/2012 tarihli ibraname, yukardaki yasal düzenlemeler ve ilke kararının koşullarını taşımadığından geçersizdir. Bu itibarla, bu ibranameye dayanılarak yıllık izin ücreti talebinin reddi hatalıdır.
Diğer yandan, davacının 2009, 2010, 2011 yıllarının 12. aylarına ilişkin yıllık izin talep formları dosya kapsamında mevcut olup, bu ayların bordrolarında yıllık izin kullandığına ilişkin tahakkuk ve davacıya atfen imza bulunmaktadır. Ancak, yıllık izin izlenim belgesinde bu tarihlerdeki izinlerin karşısı imzasızdır. Davacı, işyerindeki uygulama gereği yıllık izin talep formuna imza attığını, bordroyu çalışırken ihtirazi kayıtsız imzalayamayacağı bu nedenle asıl delil olan yıllık izin izlenim belgesinin imzasız olması ve aşağıda belirtilen yazılı işyeri belgeleri ve işyerindeki sair delilleri ile son 3 yılın iznini kullanmadığını ispatlayacağını ileri sürmüştür. Davacı ayrıca, davalının yıllık izin belgelerinin 2008, 2009, 2010, 2011 yıllarında hep 11. ve 12. aylarda düzenlendiğini, öğrenim gören çocukları ve eğitim kurumunda çalışan bir eşi bulunması nedeni ilel kışın izin kullanmasının mümkün olmadığını, bu belgelerin, bir sonraki yıla yıllık izinlerin sarkmaması için yılın sonunda düzenlenmiş belgeler olduğunu da ileri sürmüştür.
Davacının delilleri arasında; çok sayıda internetten yaptığı ödeme dökümlerinin, günlük düzenlediği ve imzaladığı bankalar ile alakalı belgelerin davalının arşivinde bulunduğunu, davalıdan günlük imzalanan kasiyer defterinin istenmesini, bunlarla o günlerde işyerinde olduğunun ispatlanacağını, dolayısı ile 2008/11, 2009/12, 2010/12, 2011/12 aylarında işyeri arşivindeki banka kayıtlarına dair tüm pos işlem belgeleri, yani pos net rakamlarının işletme hesabına geçtiğini gösteren belgelerin, tüm ödeme yani eft, havale, virman ve benzeri belgelerin, günlük işe giriş çıkış imza listelerinin davalı tarafından ibraz edilmesini, bu belgelerde davacı kendisinin kaşesi ve imzası olduğunu, çalışmadığı savunulan günlerde bu belgelerin çalıştığını göstereceğini ileri sürmüştür. Davacı ayrıca, işe giriş çıkışlarda imzaladığı imza listelerinin bulunduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme tarafından davalıdan bir kısım belgeler istenmiş ise de müşahhas olarak dava dilekçesinde belirtilen belgeler istenmemiştir.
Bu durumda, bordrolarda yıllık izin tahakkuku, imza ve yıllık izin talep formları var ise de davacının bu belgelerin aksini gene davalının belgeleri ile ispatlayacağını belirtmesi karşısında, buna ilaveten davalı vekilinin duruşmadaki beyanından dahi kasiyer defterinin varlığı anlaşıldığından, davacının delil olarak gösterdiği kasiyer defteri ve sair belgelerin davalı işverenlikten celbi bakımından davalı işverenliğe 6100 sayılı HMK'nun 220 maddesi uygulanmalı ve davacının 2009, 2010, 2011 yıllarında yıllık ücretli izinlerini kullanıp kullanmadığı tespit edilmelidir.
3-Çalışma olgusunu işçi, çalışma karşılığı ücretin ödendiğini işveren ispatlamalıdır.
Ücret alacağı bakımından, davacı 01-13/6/2012 tarihleri arasında doktor raporlu olmasına rağmen çalıştığını ileri sürerek bu çalışmasının ücretini talep etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinden ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinden davalının, davacının bu günlerde çalıştığını kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkeme, SGK'ndan davacının işgörmezlik ödeneği alması nedeni ile ücret alacağı talebini reddetmiş ise de SGK belgesine göre 06/05/2012-13/06/2012 tarihleri arası için toplam3002,48 TL işgörmezlik ödeneği ödendiğinden, davacının aylık ücret meblağı ve yüzde usulü ücret hesaplaması hakkında bilirkişi raporuna itirazları dahil dosya kapsamındaki taraf beyanları değerlendirilerek, 13 gün için işveren tarafından davacının çalışması halinde ödenmesi gereken ücreti tespit edilip, işgörmezlik ödeneğinden bu 13 gün için ödenen miktar da tespit edilip, işveren tarafından ödenmesi gereken ücretten 13 gün için ödenen işgörmezlik ödeneği düşülünce bakiyesi var ise hüküm altına alınmalıdır. Bu hesaplamalar yapılmaksızın varsayımsal olarak 13 günlük ücretinin SGK tarafından ödendiğinin kabulü hatalıdır.
Davacının aylık ücret miktarının belirlenmesi bakımından, davacının temyiz dilekçesinde atıf yaptığı hesap hataları ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi kapsamı ve dosyadaki sair taraf beyanları bu konuda irdelenmeli, yüzde usulü ücretin hesaplanma şekli taraflardan sorulup ve davalıdan bunun hesaplanmasına esas usulü geösteren belgeler ile hesaplanması için gereken bilgi ve belgeler getirtilerek davacının aylık ücret miktarı belirlenmelidir.
4-İş Kurumuna verildiği belirtilen şikayet dilekçesine ilişkin bilgilerin ve işkur kayıt numarası bulunmasına rağmen bu dilekçe sonucunda hazırlanan raporlar, eki ve dayanağı olan tüm belgeler ile birlikte (işveren beyan tutanakları, işçi beyanları ve sair tüm dayanak ve eki belgeler) ile birlikte celbedilerek incelenmesi gerektiğinin düşünülmemesi isabetsizdir.
5-Gerekçeli karardaki bir kısım hatalar bakımından; gerekçeli kararın cevap dilekçesi kısmında davalının 12/09/1998 tarihinde işe başladığı yazılmış ise de cevap dilekçesinde aslında 12/09/1988 tarihinde başladığı belirtilmiştir. Gerekçeli kararda "bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde" şeklinde başlayan paragrafta iş aktinin son bulma tarihi 07/07/2011 olarak yazılmış ise de 07/07/2012 yazılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hususlar da gözetilmelidir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30/03/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy