MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
DAVA: Davacı, cezai şart alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, ... 02 Eylül 2004 tarih 61 sayılı Yönetim Kurulu kararı ile müvekkili ile aylık net 2.300,00 TL ücret karşılığında sözleşme yapılmasına karar verildiğini ve bu karar doğrultusunda 30 Eylül 2004 tarihli hizmet sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmede sözleşmenin süresinin 01/10/2004 tarihinde başlayıp 01/10/2009 tarihinde sona ereceğinin belirtildiği, yine sözleşmenin tazminat bölümünde "sözleşmenin işveren tarafından haklı bir sebep olmaksızın fesih edilmesi halinde, hizmet süresi ile öngörülen sürenin sonuna kadar aylık ücreti kadar tazminat ödeneceğinin" bildirdiği, bu karar ve sözleşmeye rağmen Kooperatif Yönetim Kurulunun 17/05/2005 tarih 122 sayılı kararı ile müvekkilinin iş akdinin feshedildiğini bildirerek cezai şart alacağının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
C) Bozma İlamı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti :
Yerel Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 08/09/2014 tarih ve 2014/8096 E., 2014/16394 K.sayılı ilamında, asgari süresi belirlenmiş iş sözleşmelerinde cezai şart yönünden konulan hüküm geçerli olduğundan mahkemenin "sözleşmenin belirsiz süreli sözleşme olduğu, bu durumda ceza-i şart isteminin yerinde olmadığı" yönündeki gerekçesinin isabetli olmadığı, bu nedenle işin esasınına girilmesi gerektiği belirterek bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilmiş ve alınan bilirkişi raporunda hesaplanan cezai şart alacağı, davacının bozmadan sonra yaptığı ıslah dikkate alınarak hüküm altına alınmıştır.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dava tarihinin 16/09/2005 olmasına rağmen karar başlığında doğru tarihin parantez içeresinde yazılması ile birlikte 26/12/2014 olarak yazılması infazda tereddüde yol açacak nitelikte olmakla birlikte mahallinde düzeltilebilecek maddi hata kabul edilerek bozma nedeni yapılmamıştır.
2- Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı haksız feshe dayalı cezai şartın tahsili talep etmiş, davalı feshin haklı olduğunu savunmuştur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 08/09/2014 tarih ve 2014/8096 E., 2014/16394 K.sayılı ilamında şözleşmedeki cezai şartın geçerli olduğu belirtilerek, işin esasına girilmesine işaret edilmiştir.
Davacının cezai şarta bağlı alacağı hak etmesinin temel koşulu feshin haklı olup, olmadığının saptanmasıdır.
Mahkemenin kararında " feshin haklı olup, olmadığı " tartışılmamış, buna ilişkin hiçbir gerekçe oluşturulmamıştır.
Mahkemece " feshin haklı olup, olmadığı " tartışılıp, gerekçelendirilmeden karar verilmesi T.C. Anayasa' sının 138, 141. maddeleri ile HMK. nun 297. maddesine aykırıdır.
Mahkemece yapılacak iş davacı hakkındaki beraat kararı ile sonuçlanan ceza dosyasının kararının kesinleşip, kesinleşmediği kontrol edilerek, ceza dosyasını getirtmek, beraat kararının kesinleşmiş maddi vakıalar dışında hukuk hakimini bağlamayacağı ilkeside dikkate alınarak, tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirilerek " feshin haklı olup, olmadığı " saptanarak, gerekçesi de oluşturulup, sonuca gitmektir.
Mahkemece gerekçesiz karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3- Kabule göre de;
A) Taraflar arasında bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı ihtilaflıdır.
Mahkemenin ilk kararı tarafların temyizi üzerine Dairemizin 23.03.2015 gün ve 2014/36601 E. 2015/11550 K. sayılı ilamı ile bozulmuştur.
Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili “05.02.2016 harç tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırmış, Mahkemece ıslaha değer verilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.
Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi “ İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerine ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı “ hükmünü içermektedir.
Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi karşısında Dairemizce “ Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararına uygun karar verilmesi gerekmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacı vekilinin bozmadan sonra yaptığı ıslaha değer verilerek karar verilmesi HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmü ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK” karşısında isabetsizdir.
B-Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 161/son maddesinde, fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Mahkemece, niteliği itibarıyla cezai şart olan söz konusu tazminattan Borçlar Kanunu' nun 16l/son maddesi uyarınca indirime gidilmemesi hatalıdır.
120.673,33 TL cezai şart oldukça fahiştir. Mahkemece fahiş cezai şarttan hakkaniyete uygun indirime gidilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
C) Davacı vekilinin bozmadan sonra ıslah yaparak talep miktarını artırmıştır. Davalı vekili ıslah dilekçesinin tebliğ edildiği duruşmada zamanaşımı def' inde bulunmuş ise de mahkemece bu itiraz değerlendirilmeden, kararda bu def' i karar gerekçe dahi oluşturulmadan karar verilmiştir. Zaman aşımı def' inin değerlendirilmemesi de hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 16/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.