MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Taraflar arasındaki, ikramiye farkı ve ücret farkı alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06/06/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı işçi, davalıya ait işyerinde genel müdürlükte 02.11.2000 de çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin işverence 31.12.2009 tarihinde sona erdirildiğini, şirketin 2000 yılında özelleştirilmesinden sonra davalı işyerindeki çalışanlarına şu şekilde ücret zammı yapmayı taahhüt ettiğini, 01.01.2001 tarihinden geçerli olmak üzere baz alınan ücret üzerinden hesaplanacak en son 6 aylık TÜFE oranında ücret artışı yapılacağını, 01.07.2001 den geçerli olmak üzere 30.06.2001 de almakta oldukları ücret üzerinden hesaplanacak en son 6 aylık TÜFE oranında ücret artışı yapılacağını, bu tarihten itibaren her yıl 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihleri itibariyle personelin aldığı ücret en son 6 aylık TÜFE oranında arttırılacağını, davalı 14.11.2003 de 6 aylık TÜFE oranındaki artış uygulamasından vazgeçtiği ve ücret artışlarını şirket yönetimince belirlenen dönem ve oranlarda uygulamaya başladığını ancak ücretine 01.01.2001 den itibaren TÜFE artışları oranında zam yapılmadığı için iş akdinin feshedildiği tarihe kadar ücretleri ve Nisan ve Kasım aylarında ödenen ikramiyeleri ile her yıl Ocak ayında ödenen yıl sonu ikramiyeleri eksik ödendiğini ileri sürerek, ücret farkı ile ikramiye farkı ödetilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı işveren, iş akdinin 31.12.2009 itibariyle feshedildiğini, ücret, yıllık izin ücreti, kıdem- ihbar tazminatı ve ikramiye alacağı ödendiğini, ibraname alındığını, davacı ile ücret artışlarının geçmiş 6 aylık tüfe artış oranlarında ücret artışı yapılacağına ilişkin yapılmış bir hizmet akdi olmadığını, buna rağmen 2002 ve 2003 yıllarında tüfe artış oranları göz önüne alınarak ücret artış oranları işverence belirlendiği ve personele duyurulduğunu açıklayarak, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, ilk kararında toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak "Nakle Tabi Personele Teklif Edilecek Paket" başlıklı belgede maaş artışının 6 aylık dönemlerde ve TÜFE oranında olacağının belirlendiği, bazı işçilere ait sözleşmelerde de ücretlere 6 aylık TÜFE oranında artış yapılacağının kararlaştırıldığı, davalının taahhüdü, eşit davranma yükümlülüğü kapsamında özelleştirmeden sonraki taahhüt ve sözleşme kapsamında ücretlere Tüfe oranında artış yapmasının gerekli olduğu gerekçesi ile enflasyon artışına dayanan taleplerin kabulü ile ücret farkı ve ikramiye farkı isteklerinin kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmiş, Dairemizin 26.06.2012 tarihli ve 2012/23431 E., 2012/24533 K. sayılı kararı ile kısa kararın 6100 Sayılı Yasanın 297, 298/2 ve 321 maddelerinde belirtilen zorunlu unsurları taşımadığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak usule uygun kabul kararı verilmiştir.
Hüküm tekrar davalı tarafça temyiz edilmiş, Dairemizin 11/02/2013 tarihli ve 2013/3552 Esas, 2013/4951 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır.
Davalı vekilinin onama ilamını takiben verdiği maddi hata dilekçesi üzerine bu kez Dairemizin 10.07.2013 gün ve 2013/6214 E., 2013/20995 K. sayılı kararı ile davanın reddi gerektiği gerekçesiyle verilen kabul kararı bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararında “Ancak davanın reddi için davacının nakle tabi personel olmaması tek başına sonuca etkili değildir.
Davacının nakle tabi personel olup olmadığının tespiti Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 'nin onama kararından dönmesine sebep oluşturacak yanılgıya neden olmuş ise bunun sorumlusu davalıdır. Davalı uzun çalıştırdığı davacının, özlük dosyasını mevzuatın öngördüğü şekilde düzenleyip, noksansız bir şekilde dava dosyasına sunmuş olsaydı; davacının nakle tabi personel olup olmadığının tartışılmasına dahi gerek gerek olmayacaktı. Davalı şirketin dava dosyasına sunduğu kayıtlar yetersiz olduğu için, ispat hususunda tüm sorumluluk davacıya mı yüklenecektir ? İş Hukuku Mevzuatı, işçinin kendi özlük dosyasını hazırlaması konusunda herhangi bir yükümlülük getirmemişken; aksine işveren bundan sorumlu tutulmuşken ispat yükünün işçiye yüklenmesi mümkün değildir. Davalı, davacının işyeri özlük dosyasını eksiksiz olarak sunmadığından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 'nin de yanılgıya dayalı olarak onama kararı verdiği ortadadır. Ancak esasen davacının nakle tabi personel olup olmadığı tek belirleyici husus değildir. Davalı şirkette Temmuz 2000 'den sonra göreve başlayanlar dahil TÜFE oranında zam yapılmış olması halinde davacının nakle tabi personel olup olmamasının sonuca hiçbir etkisi olmayacağı kabul edilmek zorundadır. Zira "Eşit davranma borcu" altındaki işverenin işçiler arasında farklı zam uygulanamayacağı kuşkusuzdur.
Bozma kararında 2000 yılı Kasım ayında işe başlayan davacı ile iş sözleşmesi imzalanmadığı, bu nedenle her yıl Ocak- Temmuz aylarında TÜFE enflasyon oranlarında yapılan ücret artışının uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Oysa davacıdan sonra 05/11/2000 tarihinde işe başlayan İlknur Batuk Gökçen isimli personel ile yapılan sözleşmenin 4. Maddesinde bu düzenleme yer almaktadır. Sözleşmenin sadece boşlukları doldurulan Tip Sözleşme olduğu görülmektedir. Davacının özelleştirme sürecinden sonra işe başlamış olması nedeniyle nakle tabi personel olmadığı ( işyeri dosyasının noksansız ibraz edilmemesi nedeniyle anlaşılması sıkıntılı olmuş ise de ) belirlenmiştir. Ancak bu durum davacının TÜFE oranında zam olmasına engel olacak mıdır ?
Sunulan banka personel kayıtları; davacıdan daha sonra işe başlayan, dolayısıyla nakle tabi personel olmayan başka işçilerin TÜFE oranlarında zam almak suretiyle sözleşme hükümlerinden yararlandıkları (Örneğin ...) sabittir.
Bunun yanında Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 'nin denetiminden geçerek kesinleşen çeşitli davalarda davacı ile aynı konumda bulunan kişilerin TÜFE zamlarından faydalanması gerektiği hüküm altına alınmıştır. (Örneğin Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 'nin 2013/7172-29440 Sayılı kararı)
Bütün bu değerlendirmeye göre işverenin eşit davranma yükümlülüğü kapsamında yazılı sözleşme olsun olmasın, işçilere herhangi bir kriter belirlemeden farklı oranlarda zam uygulanması mümkün değildir. Bozma kararında açıklandığı üzere; "Nakle Tabi Personele " Teklif Edilecek Ekstra Paket" başlıklı belge ile sadece özelleştirme öncesi personelin ayrılmasının önlenmesi öngörüsü ile taahhütle bulunulduğu görüşü ve kabulü yerinde değildir. Davalı şirket; 21/07/2000 özelleştirme tarihinden sonra işe giren kişilere de TÜFE zammını uygulamıştır. 9. Hukuk Dairesi 'nin 18/11/2013 tarihli onama kararı ile davacı ile aynı konumda bulunan bir kişinin davası kabul edilmiştir. İşverenin işçilerle yaptığı sözleşmelerde farklı zam uygulanmasının "ayrımcılık " niteliğinde olacağı aynı durumda olan kişilerin davalarının da farklı kabul ve değerlendirmelerle sonuçlandırılmasının hukuki istikrar ve güveni zedeleyeceği kuşkusuzdur. Bu kapsamda davacının 21/07/2000 tarihinden sonra göreve başladığı; bunun sonucu olarak da; TÜFE zammından faydalanmayacağı değerlendirmesi ile verilen bozma kararı yerinde değil” gerekçesiyle direnilmiştir.
Direnme kararının temyizi üzerine Dairemizin 02.06.2014 tarihli ve 2014/15734 Esas, 2014/17659 Karar sayılı ilamı ile bozma kararı usul ve yasaya uygun olup direnmenin yerinde olmadığı gerekçesiyle, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.03.2017 tarihli ve 2015/9-483 Esas, 2017/442 Karar sayılı ilamındaki “… temyize konu karar gerçekte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/3. maddesi anlamında direnme kararı niteliğinde olmayıp, bozmadan esinlenilerek verilen ve Özel Daire denetiminden geçmeyen tamamen yeni gerekçeye dayalı yeni bir hüküm niteliğindedir. Hal böyle olunca kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.” gerekçesiyle hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda değinilen 08.03.2017 tarihli ve 2015/9-483 Esas, 2017/442 Kararının gerekçesi sonuca etkili değildir.
Dairemizin 10.07.2013 tarihli ve 2013/6214 E., 2013/20995 K. sayılı ilamı ile, “Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davalı işyerinin 21 Temmuz 2000 tarihinde özelleştirildiği, davacı işçinin ise 02.11.2000 tarihinde işe başladığı, davacının, özelleştirme öncesinde işyerinde kapsamdışı statüde çalışmadığı ve nakil hakkından vazgeçerek işverenle çalışan ve kapsamdışı nakle tabi personel gibi işverenle 2000 yılında iş sözleşmesi imzalamadığı, bu yüzden nakle tabi ve işverenle aralarında yazılı sözleşme olan işçilerle davacı arasında eşitlikten söz edilemeyeceği, davacının nakle tabi personelle 2000 yılında yapılan sözleşmelerden yararlanması ve her yıl Ocak ve Temmuz aylarında TÜFE enflasyon oranlarında ücret artışı uygulanmasının mümkün olmadığı, davalı işverenin, 2000 yılı Kasım ayında işe başlayan davacıya 2002 Ocak ve sonrasında ücret artışlarını uyguladığı, davacı işçi ile işveren arasında 14.11.2003 tarihinde iş sözleşmesi imzalandığı ve ücret artışlarının şirket yönetimince belirlenecek dönem ve oranlarda yapılacağının kararlaştırıldığı, belirtilen sözleşme öncesinde davacı işçiye her yıl Ocak ve Temmuz aylarında enflasyon oranlarında ücret artışını öngören yazılı sözleşme olmadığı gibi, davacı işçinin emsaline aynı yönde uygulama yapıldığı da kanıtlanamadığı, “Nakle Tabi Personele Teklif Edilecek Ekstra Paket” başlıklı belgenin de özelleştirme öncesinde işyerinde çalışan kapsamdışı personelin nakil yoluyla işyerinden ayrılmamaları için öngörüldüğü, davacı işçinin nakle tabi personel olmaması sebebiyle paketteki taahhüdün davacı açısından geçerli olmadığının kabul edilmesi gerektiği, böyle olunca davacının taleplerinin reddi gerektiği” yönünde verilen bozma kararı usul ve yasaya uygun olup, bu ilamın aksine gerekçelerle verilen kabul kararı yerinde olmadığından, kararın tekrar bozulması gerekmiştir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.480.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06/06/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.