MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla mesai ücreti hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; fındık işçisi olan davacının 23/08/2006 yılında davalı ... adına sigortalı olarak işe başladığını, yaklaşık 2 yıl sonra iş yerinin isim değişikliği yaptığını ve diğer davalı ... Nak. Gıda. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'ne sigortalı ve sürekli olarak devam ettiğini, iş sözleşmesinin telefon açılarak "artık seninle çalışmayacağız s... git" denilerek 25/10/2012 tarihinde feshedildiğini, davacının son aldığı aylık net ücretin 1.000,00 TL. olduğunu, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret, yıllık izin ücreti, ulusal bayram, genel tatil, hafta tatili ve fazla mesai alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davalının iş yerinde yaptığı araştırma sonucunda, davacının hizmet nedeni ile güveni kötüye kullandığının anlaşıldığını, iş hayatında sadakat borcunun bir parçası olan dürüstlük borcunun ihlal edildiğini ve davacının iş akdinin İş Kanunu'nun 25/II-e bendine göre feshedildiğini, davacı hakkında ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/58 E. sayılı davası ile hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığını, davacının sattığı fındığın ücretini aldığı halde paraların tümünü kasaya koyması gerekirken cebine attığını, davalıyı ekonomik olarak zarara soktuğunu, davacının asgari ücretle çalıştığını, yaptığı iş gereği fazla mesai yapamayacağını, davacının yıllık izin kullanmadığına ve bayram ulusal ve genel tatil günlerinde çalıştığına ilişkin iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının evli ve 2 çocuklu olduğunu ve asgari ücretle çalışan bir kişinin yaklaşık 2,5 yıl boyunca hiç ücret almadan çalışmaya devam edip evini geçindirmesinin hayatın olağan akışana aykırı olduğunu, davacının davalının hesabından toplam 134.010,00 TL. çektiğini ve alacağını tahsil ederek davalıya iade ettiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti, ulusal bayram, genel tatil ve fazla mesai alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı iş sözleşmesinin feshinde izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar. Bu husus gözden kaçırılarak bu alacak talebi bakımından zamanaşımının fesih tarihinden geriye doğru belirlenmesi, davacının fındık sezonu olan Ağustos - Eylül ve Ekim aylarında haftada 7 gün ara vermeksizin çalıştığını ispatlaması karşısında bu aylar bakımından hafta tatili çalışma ücretlerinin hesaplanıp hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde reddedilmesi ve kıdem tazminatının tamamına fesih tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken faizde fesih tarihi - ıslah tarihi ayrımı yapılması hatalı ise de, bu hususlara yönelik olarak davacının açık temyizi bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
2-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, taraf vekillerinin temyiz sebeplerine göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
3-İşyeri devrinin iş ilişkisine etkisi ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.
Devir hükümlerine göre ise; feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır.
Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi 23/08/2006 yılında davalı ... adına sigortalı olarak işe başladığını, yaklaşık 2 yıl sonra iş yerinin isim değişikliği yaptığını ve diğer davalı ... Nak. Gıda. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nde çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek, işçilik alacaklarının davalılardan tahsilini istemiştir.
Mahkemece gerekçesi açıklanmadan kıdem tazminatından her iki davalı da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuş ise de, davalı gerçek kişinin şirketleşmek sureti ile işyerini davalı şirkete devrettiği, iş akdinin feshinin davalı şirkette çalışırken gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece davalıların sorumluluklarının yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ayrıştırılması gerekirken, kıdem tazminatı dışındaki alacaklardan hangi davalının sorumlu olduğu anlaşılamayacak şekilde " davalıdan tahsiline" şeklinde hüküm kurulması hatalıdır.
4-İşçi ücretlerinin ödenmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur.
Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir.
4857 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının ücret alacağı istemi gerekçesiz reddedilmiş ise de, yukarıda açıklandığı gibi ücretin ödendiği hususunda ispat yükü davalı işverenin üzerindedir. Davalı işverenin bu yükümlülüğünü yerine getiremediği anlaşıldığından, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/58 E. sayılı dava dosyasının iddianame içeriğine göre davacı işçinin uhdesinde bulunan paradan ücret alacağına mahsuben 4.100,00 TL. aldığı beyanı da gözetilerek belirlenecek ücret alacağından bu tutar mahsup edilmeli, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye göre davaya karşı süresinde olan zamanaşımı itirazı da değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Anılan isteğin gerekçesiz reddi isabetsizdir.
5-İşçiye, işyerinde çalıştığı sırada ara dinlenmesi verilip verilmediği ve süresi konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçinin günlük iş süresi içinde kesintisiz olarak hiç ara vermeden çalışması beklenemez. Gün içinde işçinin yemek, çay, sigara gibi ihtiyaçlar sebebiyle ya da dinlenmek için belli bir zamana ihtiyacı vardır.
Ara dinlenme 4857 sayılı İş Kanununun 68 inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az onbeş dakika, dört saatten fazla ve yedibuçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedibuçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Uygulamada yedibuçuk saatlik çalışma süresinin çok fazla aşıldığı günlük çalışma sürelerine de rastlanılmaktadır. İş Kanununun 63 üncü maddesi hükmüne göre, günlük çalışma süresi onbir saati aşamayacağından, 68 inci maddenin belirlediği yedibuçuk saati aşan çalışmalar yönünden en az bir saatlik ara dinlenmesi süresinin, günlük en çok onbir saate kadar olan çalışmalarla ilgili olduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla günde onbir saate kadar olan (on bir saat dahil) çalışmalar için ara dinlenmesi en az bir saat, onbir saatten fazla çalışmalarda ise en az birbuçuk saat olarak verilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, haftada iki gün için günde 16 saat olarak belirlenen çalışma süresinden 2 saat ara dinlenme süresi yerine 1 saat düşülerek yapılan fazla çalışma hesabı hatalıdır.
6-Davacı işçi haftanın 7 günü fazla çalışma yaptığını ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek istekte bulunurken, aynı zamanda hafta tatil ücreti de talep etmiştir.
Davacı ayrıca hafta tatil ücreti talebinde bulunduğuna ancak bu talebin reddedildiğinin ve reddin bozma kararımızın 1 numaralı bendinde belirtildiği üzere bozma dışı bırakıldığının anlaşılmasına göre hafta tatiline denk gelen güne ait 7,5 saatin fazla mesai hesabında dikkate alınmaması gerekir. Mahkemece bu olgu gözetilmeden karar verilmesi isabetsizdir.
7-Ayrıca hüküm altına alınan alacakların net mi, yoksa brüt mü olduğunun hükümde belirtilmemesinin HMK. nun 297/2. maddesine aykırı olup, bu durumun infazda tereddüde yol açacağının düşünülmemesi ayrı bir bozma nedenidir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, 12/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy