MAHKEMESİ: İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. İŞ MAHKEMESİ
DAVA: Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, 22/07/1994-1995 Kasım ayında askerlik hizmeti sebebi ile işten ayrıldığını, 10/09/1996 tarihinde askerlik hizmeti sonrasında tekrar işe başladığını 26/01/2017 tarihine kadar çalıştığını, iş akdinin işletmesel karar gereği sonlandırıldığını, iş akdinin feshine kadar Üye Bilgilendirme Ekibinde Kıdemli Uzman olarak görev yaptığını, davalı bankanın küçülmeye gittiğini iddia ettiğini, müvekkiline başka bir unvan ve görev imkanının olmaması üzerine ikale sözleşmesi önerildiğini, davalı işyerinin objektif ve tutarlı davranmadığını, müvekkilin çalıştığı bölümün kapatıldığını, davacı ile birlikte çalışan işçilerin işlerine devam ettiklerini iddia ederek, iş akdi feshinin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının iş akdinin feshinin müvekkil bankanın organizasyon yapısında değişiklik yapılması ve bu kapsamda bazı pozisyonların kapatılması olduğunu, feshin işverenden kaynaklanan geçerli bir sebeple feshedildiğini, verimliliği arttırmak ve istihdam fazlalığını azaltmak amacıyla bazı çalışanların iş sözleşmesinin sona ermesinin gerektiğini, davacının görev yaptığı bölümün kapatıldığını, iş sözleşmesinin işletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan sebeplerle alınan işletmesel karara dayanarak feshedildiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesi tarafından davacının 1994 yılında saklama ekibinde veznedar pozisyonunda çalışmaya başladığı, 2012 yılında bütçe ve raporlama ekibinde kıdemli uzman pozisyonuna atandığı, son olarak üye bilgilendirme ekibinde kıdemli uzman pozisyonuna atandığı, davalı tarafından bölüm kapatılması nedeni ile iş akdinin sona erdirildiği beyan edilmekle birlikte, davalı bankada birkaç ayrı departmanda farklı görevler yapan en son üye bilgilendirme ekibinde kıdemli uzman görevinde çalışan davacının yürüttüğü işin, işyerinde yürütülmeye devam edildiği, davalı bankanın organizasyon yapısında davacının görev tanımlarını ortadan kaldıran değişiklik tespit edilemediği, davacının yürüttüğü işe ve birikimlerine olan ihtiyacın ortadan kalkmasına yol açan gerçek manada organizasyon değişikliği olmadığı, küçülmeye yönelik yapısal değişikliklere gidildiği, ancak bankanın işlerinde azalma olmadığı, bazı hizmet ve destek işlerini sermayedar olan ... İstanbul AŞ.’ den temin ettiği, temin edilen bu işlerle ilgili davacının görev tanımına ve iş akdi feshine ilişkin etkilerin açıklanamadığı, davacının eğitim durumu, iş tecrübesi ve mevcut nitelikleri itibariyle istihdamına yönelik çaba harcanmadığı, feshin tutarlı ve ölçülü davranılmadığı, feshin son çare olma ilkesi kapsamında tedbir alınıp alınmadığı hususları ispat edilemediğinden feshin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.
E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, “….davalı vekilinin feshin geçerli olduğuna ilişkin itirazı yönünden yapılan incelemede davacı işçinin yürüttüğü işe ve birikimlerine olan ihtiyacın ortadan kalktığı, gerçek manada bir organizasyon değişikliği yapılarak pozisyonun kapatıldığı ve bu yüzden davacı işçinin yaptığı işe olan ihtiyacın ortadan kalktığı hususu davalı tarafından ispat edilememiştir. Yapılan işin ve hizmetin gereğinin kalmadığına dair herhangi bir delil ibraz edilememiştir. Davalı bankada davacı işçi tarafından yürütülen işe olan ihtiyacın ortadan kalktığı ve gerçek manada bir organizasyonel değişiklik olmadığı ve davalı bankada küçülmeye yönelik yapısal değişikliklere gidildiği ispatlanamamış, davalı bankanın işlerinde bir azalma olmayıp aksine faaliyetlerinin arttığı, bazı hizmet ve destek işlerini ... İstanbul AŞ den temin ettiği, temin edilen bu işlerle ilgili olarak davacı işçinin görev tanımına ve iş akdi feshine ilişkin etkilerin açıklanmadığı, davacı işçinin mevcut nitelikleri itibariyle başka bir birimde istihdamına yönelik çaba harcanmadığı, fesih işleminde tutarlı ve ölçülü davranılmadığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla istinaf başvurusunun bu yönden reddine karar vermek gerektiği ve davacı vekilinin dava dilekçesinde işe başlatma halinde 8 aylık brüt ücret tutarında tazminat ödenmesine karar verilmesini talep ettiği, mahkeme taleple bağlı olup tazminatın brüt ücret üzerinden veya net ücret üzerinden kararlaştırılması hususu infaz aşamasında değerlendirilebilecek bir konu olup davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin reddi gerektiği, yapılan açıklamalar çerçevesinde; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında davalı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesine…” gerekçesinin yazıldığı ancak kısa kararda “1- Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 ve 355. maddeleri gereğince ESASTAN REDDİNE, “ şeklinde karar verilmiştir.
F) Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesi kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
G) Gerekçe:
Anayasanın 141. maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 26.05.2008 gün ve 2007/20517 Esas, 2008/12483 Karar sayılı ilamı).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 . maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının;
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve Kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).
10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas - 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve 6100 sayılı HMK'nın 298. maddesi uyarınca hüküm fıkrası ile gerekçe arasında veya tefhim edilen kısa karar ile gerekçe arasında çelişki olması bozma sebebidir.
Somut uyuşmazlıkta, bölge adliye mahkemesince gerekçe kısmında “ davalı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesine…” yazılıp hüküm fıkrasında, “ 1- Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 ve 355. maddeleri gereğince ESASTAN REDDİNE, “ şeklinde hüküm kurulması gerekçeli karar ile hükmü fıkrası çelişkisine neden olmuştur. Kararın sırf bu nedenle bozulması gerekmiştir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.11.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy