MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 01/02/1997 ile 29/04/2011 tarihleri arasında davalı şirkette çalıştığını, fazla çalışmaları, sosyal haklarının ödenmediğini, sigorta primlerinin düşük ücret üzerinden ödendiğini, bu nedenle iş akdini müvekkilinin feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi, eş ve çocuk yardımı alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, bir kısım alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının fazla ücret aldığı yönündeki beyanının gerçeği yansıtmadığını, davacının aralıklı olarak çalıştığını, belirli süreli sözleşmeler ile çalıştığını, fazla çalışmalarının söz konusu olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, Mahkemenin önceki ilamının "Davacının 01.06.1997-10.03.2010 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığı kabul edilmiş ise de; yapılan araştırma yeterli değildir. Öncelikle davalı işyerinden verilen 25.12.1997 işe başlama tarihli işe giriş bildirgesi davacı imzalı olup, bu tarihten önce davacı adına hizmet bildiriminde bulunulan 31000013 sigorta sicil numaralı işverenin kim olduğu, davalı şirket ile aralarında fiili yada organik bağ olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre bu işyerinden yapılan bildirimin hizmet süresinden sayılıp sayılmayacağına karar verilmelidir. Hizmet döküm cetvelinden ve işyeri dosyası içeriğinden; davalı işyerinden yapılan bildirimlerin tamamına yakınının tam gün üzerinden yapılmadığı ve eksik gün bildirim evraklarının da dosya eki klasörlerde yer aldığı görülmektedir. Ayrıca davacı imzalı çalışma gün sayılarını gösteren çalışma kartları da davalı tarafından dosyaya ibraz edilmesine rağmen içeriği ve imzalar hakkında davacıdan diyecekleri sorulmamıştır. Bu nedenlerle mahkemece, bildirimi yapılan hizmet süresi, eksik gün bildirimine ilişkin belgeler ile çalışma kartları dosyadaki tüm deliller ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre davacının hizmet süresinin belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile iddia edilen hizmet süresinin kabulü hatalıdır. 3-Temyiz ekinde ve dosya eki klasörlerde yer almasına rağmen davacı imzalı miktar içeren 31.01.2001, 31.12.2007 ve 24.05.2010 tarihli ibranameler değerlendirilmemiştir. Ödeme savunmasının yargılamanın her aşamasında yapılabileceği dikkate alınarak bu belgeler davacıya gösterilmeli, imza ve içeriği hakkında beyanı alınıp, ödemenin varlığının tespiti halinde bu ödemelerin mahsubu değerlendirilmelidir. 4-Davalı işveren tazminatlara mahsuben davacının ...’tan çektiği kredinin 14 taksidi toplamı olan 2.631 TL.yi ödediğini savunarak bunlara ilişkin dekontları dosyaya sunmuş olup davacıdan bu konuda diyecekleri sorularak mahsup hususunun değerlendirilmesi gerekir. 5-Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davacı tanıklarının davacıyla birlikte çalıştıkları süre ile sınırlı olarak hesaplanması gerektiğinin düşünülmemesi isabetsizdir. 6-Hükmedilen miktarların net mi yoksa brüt mü olduğunun hükümde belirtilmemesinin infazda tereddüde yol açacağının düşünülmemesi de hatalı olduğu" gerekçesi ile bozulduğu, SGK'dan yapılan araştırmalara göre 31000013 sigorta sicil numaralı işverenin Enformasyon Reklam ve Film San. Tic. A.Ş. adında bir şirkete ait olduğu,1028986 -1203804 sicil nolu işveren ...Kurye Hizm. Tic. Ltd. Şti. -1094099 sicil nolu işveren ise ...Hizmet Organizasyonu ve Tic. Ltd. Şti., İTO ve SGK kayıtlarının incelenmesinde aynı adreste faaliyet gösteren ...Kurye Hizm Tic Ltd. Şti. ile ...Hizmet Organizasyonu ve Tic. Ltd. Şti. arasında organik bağ olduğu, Enformasyon Reklam ve Film San. Tic. A.Ş. ile ise organik bağın bulunmadığı, davalı işyerinden yapılan bildirimlerin tamamına yakınının tam gün üzerinden yapılmadığı ve eksik gün bildirim evraklarının da dosya eki klasörlerde yer aldığı,15.05.2018 tarihli duruşmada davacı imzalı çalışma gün sayılarını gösteren çalışma kartlarının ve ibranamelerin içeriği ve imzalar, davacının ...'dan çektiği kredinin 14 taksit toplamı olan 2.631,00 TL.nin ödendiğine dair sunulan dekontlar hakkında davacıya sorulduğu, davacının duruşmada çalışma kartlarındaki imzaların bir kısmının kendisine ait olmayabileceğini tam hatırlayamadığını, 31/01/2001, 31/12/2007, 24/05/2010 tarihli ibranamelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu hatırlamadığını çok şeye imza attıklarını, ...'tan kredi çektiğini, karşı taraf ödediğini iddia ettiği 2631 TL.yi kendisinin ödediğini beyan ettiği, bu nedenle dosyada çalışma kartlarındaki ve ibranamelerdeki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda adli tıp uzmanı grafolog bilirkişisinden rapor aldırıldığı, bu belgelerdeki imzaların davacıya ait olduğunun anlaşıldığı, bozmadan sonra alınan 07.11.2017 tarihli bilirkişi ek raporunda 1997 ile 2010 yıllarında arasında ve çalışma kartlarındaki gün sayıları dikkate alınarak hesaplanmış davacının fiili hizmet süresi 7 yıl 5 ay 21 gün bulunmuştur. 31/01/2001, 31/12/2007, 24/05/2010 tarihli miktar içeren ibranameler makbuz hükmünde kabul edilerek kıdem tazminatından mahsup yapıldığı, davacının ...'tan çektiği kredinin 14 taksit toplamı olan 2.631,00 TL.nin ödendiğine dair banka dekont asıllarını davalı işveren tarafından sunulduğu dikkate alındığında ödemenin işveren tarafından yapıldığı kanaati oluşmuş olup 2.631,00 TL de kıdem tazminatından mahsup edildiği, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davacı tanıklarının davacıyla birlikte çalıştıkları süre ile sınırlı olarak hesaplanarak, tanık beyanı ile sonuca gidildiğinden hakkaniyet indirimi yapılmış olup 07.11.2017 tarihli bilirkişi ek raporundaki ikinci seçenek hükme esas alınarak ve bozma kapsamı konusu dışında kalan hususlar tartışma konusu yapılmadan bu hususlarda önceki karar ile aynı kararın verildiği gerekçesi ile kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti taleplerinin kabulüne, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasa'nın 132'inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420'inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420'inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19'uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21'inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31'inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut uyuşmazlıkta, ibranameler bakımından;
31/01/2001 tarihli ibranamedeki 1200 TL, 31/12/2007 tarihli ibranamedeki 3700 TL yasal faizi ile birlikte toplamda 8850,40 TL olarak kıdem tazminatından mahsup edilmiştir. Oysa, dosyadaki her 3 ibraname metinleri aynı ve matbudur.
Davacı vekili bu ibranamelerdeki miktarların ödenmediğini, davalının ticari kayıtlarının incelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Dairemizin 2015/8478 Esas sayılı bozma ilamında “3-Temyiz ekinde ve dosya eki klasörlerde yer almasına rağmen davacı imzalı miktar içeren 31.01.2001, 31.12.2007 ve 24.05.2010 tarihli ibranameler değerlendirilmemiştir. Ödeme savunmasının yargılamanın her aşamasında yapılabileceği dikkate alınarak bu belgeler davacıya gösterilmeli, imza ve içeriği hakkında beyanı alınıp, ödemenin varlığının tespiti halinde bu ödemelerin mahsubu değerlendirilmelidir.” şeklinde bozma nedeni bulunmaktadır.
Davacı asıl bozma sonrasında duruşmada alınan beyanında; “31/01/2001, 31/12/2007, 24/05/2010 tarihli ibranamelerdeki imzaların bana ait olduğunu hatırlamıyorum çünkü çok şeye imza atıyorduk bana ait olmayabilir” yönünde beyanda bulunmuştur.
İbranamelerde yapılan bu ödemelerin sadece kıdem tazminatı için değil fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı için ödendiği belirtilmiştir. Yani ibranamelerde tahakkuklu yapılan miktarların hangi işçilik alacağı için olduğu, kısmen veya tamamen kıdem tazminatı ödemesi olup olmadığı belirsizdir.
İbranamede fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil, ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı ödemesi olduğu belirtilen bu rakamlara rağmen fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil çalışmaları yapılmadığı, belirli süreli iş akti sonunda davacının ayrıldığı bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığı belirtildiği için kıdem tazminatı da dahil ibraname her yönü ile savunma ile çelişki içindedir.
İbranamedeki tutarların mahsup edilmesi açık temyiz konusudur.
Mahkeme tarafından yapılması gereken iş, davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırarak sureti ile ibranamelerdeki miktarlardan hangisinin ne miktarda hangi alacak için ödendiğinin ispatlanıp ispatlanmadığını tespit etmektir. Ayrıca bu ispat bakımından işyeri kayıtları da incelenmelidir.
Bu inceleme sonucunda hangi ibranamedeki miktardan hangi alacak kalemi için ne miktarda ödeme yapıldığı davalının ticari defter ve kayıtları ile ispatlanır ise o alacak kaleminden o miktar mahsup edilmelidir. Davalının ticari defter ve kayıtlarından hangi alacak kalemi için ne miktarda ödeme yapıldığı ispatlanamayan ve fakat ibranamelerde yer alan tahakkuklar mahsup edilmemelidir, bu ödemeler göz önüne alınmamalıdır.
24/05/2010 tarihli ibraname bakımından;
Dairemizin 2015/8478 Esas sayılı bozma ilamında “4-Davalı işveren tazminatlara mahsuben davacının ...’tan çektiği kredinin 14 taksidi toplamı olan 2.631 TL.yi ödediğini savunarak bunlara ilişkin dekontları dosyaya sunmuş olup davacıdan bu konuda diyecekleri sorularak mahsup hususunun değerlendirilmesi gerekir.” şeklinde bozma nedeni mevcuttur.
Davacı asıl Dairemizin 2015/8478 Esas sayılı bozma ilamı sonrasında Mahkemedeki beyanında “...'dan kredi çektim, karşı taraf ödediğini iddia ettiği 2631 TL.yi ödemedi ben ödedim” yönünde beyanda bulunmuştur.
Dairemizin 2015/8478 Esas sayılı bozma ilamının 4. şıkkında bahsedilen davacının ...’tan çektiği kredinin 14 taksitte 2631 TL olarak ödenmesine dair savunma ile 24/05/2010 tarihli ibranamedeki 2600 TL’nın, bozma sonrası alınan bilirkişi raporunda özdeşleştirilerek hüküm altına alınan alacak miktarının tespitinde mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Davalı temyizi bulunmamaktadır.
Dosya kapsamındaki dekontların çoğunda davacının adı ödeyen olarak bulunmaktadır. Bir kısım dekontta ödeyen olarak başka bir kişinin adı mevcuttur.
Dosyadaki diğer ibranameler bakımından üst kısımda belirtilen araştırmaların yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmekte iken 24/05/2010 tarihli ibraname için, diğer ibranameler hakkında yapılacak araştırma ve incelemelere ilaveten, ...’tan bu ödemelerin kim tarafından yapıldığı Mahkeme tarafından araştırılmalıdır. Gerek davalının ticari defter ve kayıtları, gerek Banka’dan gelecek ödeme belgelerine göre yani bu yazılı belgelere göre bahsolunan kredinin davalı ya da davalıyı temsilen davacı haricinde bir kişi tarafından ödendiğinin sübutu halinde sübut bulan ödeme miktarı mahsup edilmelidir. Belirtilen tarzda yazılı belge ile davalının ödediği ispatlanamayan kısım ise mahsup edilmemeli, yani 24/05/2010 tarihli ibranamedeki miktarın ve ...’a davacı adına davalı tarafından yapılan ödeme savunmasının davalı tarafından belirtilen yazılı belgeler ile ispatlanamayan kısmı gözetilmemelidir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy