MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılara ait iş yerinde 01/02/1996 tarihinde pompacı olarak çalışmaya başladığını, 31/08/2013 tarihinde kendisine sonra çağıralacağı belirtilerek işten çıkartıldığını, müvekkilinin saat 08:30 - 09:00 gibi çalışmaya başladığını ve saat 20:00'e kadar resmi ve dini bayramlar ile hafta tatilinde de olmak üzere sürekli çalıştığını, hiç izin kullanmadığını, son maaşının 1.021,50-TL olduğunu, tüm bunlara rağmen son 6 aylık ücreti ile sair bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalılar, davacının şirketlerinde çalışmasının bulunmadığını, sadece şirket nezdinde çalışmasının olduğunu, davacının işine son verilmediğini, tersine halen şirket nezdinde çalışmaya devam ettiğini, bu sebeple kıdem tazminatı ile diğer iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı iş yerinde 01/02/1996 - 31/01/2014 tarihleri arasında çalıştığı, ve 31/01/2014 işten çıkışının yapıldığı , Mahkeme’nin 2013/689 Esas sayılı ilk kararının taraflarca temyiz edilmesi neticesinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/25095 Esas sayılı ilamı ile "Somut uyuşmazlıkta, mahkemece gerekçeli kararda “ dava dilekçesi ve cevap dilekçesi özetlenmiş, ıslah dilekçesinden söz edilmiş, tanık beyanları yazılmış, bilirkişi raporunda hesaplanan miktarlar yazılmış, gerekçe olarak da aynen;“ Yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ıslah gözetilerek ve bilirkişi raporu esas alınarak belirlenen meblağların ıslahen kabulü yönünden kurulan hüküm fıkrası aşağıdaki gibidir. “ şeklinde bir açıklama yazılmıştır.Gerekçeli kararda tarafların iddia ve savunmalarının, delil olarak dayanılan bilgi ve belgeler ile beyanların ve raporun yazılması yerindedir. Ancak bunların yazılması ile yetinilerek yukarıdaki şekilde açıklama yapılması “ gerekçe “ değildir. Gerekçe iddia ve savunmanın her bir alacak kalemi açısından tartışılması, davacının kabul edilen alacaklarının yasal dayanaklarının belirtilmesi, hangi tarafın hangi deliline üstünlük tanındığının nedenlerinin ve davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin belirtilmesidir.Karar gerekçesizdir.Ayrıca davada birden fazla davalı olduğu halde kabul edilen alacaklardan hangi davalının sorumlu olduğu açıklanmadan “…davalıdan..” denilerek hüküm kurulması ve hüküm altına alınan miktarların net mi yoksa brüt mü olduğunun belirtilmemesinin hükmün infazında tereddüde yol açacağının düşünülmemesi de hatalıdır.Sonuç olarak kararın gerekçesiz olması, infazda tereddüde yol açacak şekilde hüküm kurulması, Anayasa’ nın 138 ve 141. maddeleri ile HMK. nun 297. maddesine aykırı olup, adil yargılanma hakkının ihlalidir. Kararın salt bu nedenlerle bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle bozulduğu, bozma ilamına uyulduğu, bozma ilamında "bozma sebebine göre davalıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına" ibaresi göz önünde bulundurularak bozma ilamına konu edilmeyen hususlara ilişkin taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşmadığı hususu dikkate alınmak suretiyle bozma öncesi hükme esas alınan bilirkişi raporunun tarafların talep ve iddiaları, SGK kayıtları doğrultusunda davacının talebini aşar şekilde tanzim edildiği kanaati ile aldırılan 11/01/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; SGK hizmet dökümünde davacının işten çıkış tarihi 31/01/2014 olarak tespit edilmiş ise de, dava dilekçesinde 31/08/2013 tarihine kadar olan alacaklar talep edildiğinden davacının 01/02/1996 - 31/08/2013 tarihleri arasındaki çalışmasına ilişkin bozma öncesi tanzim edilen ve hükme esas alınan 07/04/2015 tarihli bilirkişi raporunda izlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılan hesaplama neticesinde; davacının net 17.825,05 TL kıdem tazminatı, net 1.606,31 TL ihbar tazminatı, net 7.643,60 TL yıllık izin ücreti, net 28.610,35 TL fazla mesai ücreti, net 2.430,00 TL genel tatil ücreti, net 4.787,42 TL ücret alacağı, net 12.600,21 TL hafta tatili ücreti alacağının mevcut olduğu tespit ve rapor edildiği, Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve talepleri, taraf tanıklarının beyanları, davacıya ait şahsi iş dosyası, SGK dosyası, bilirkişi raporu, bozma ilamı, yasal mevzuat ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; dava dilekçesinde belirtilen tarih aralıklığı göz önünde bulundurularak davacının 2201021422258 sigorta sicil numarası ile davalı şirket nezdinde 01/02/1996 - 31/08/2013 tarihleri aralığında hizmet bildirimi yapıldığı, davacı taraf beyanı SGK hizmet dökümü tetkikinden davacının asgari ücret ile çalıştığı kanaatine varıldığı, İş Kanunu’nun 20/2 maddesi uyarınca, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene ait olup; sözleşmenin feshinde usul başlıklı 19. maddesi gereğince de; işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorunda olduğu, dava konusu uyuşmazlıkta, iş akdinin davalı işveren tarafından haklı olmayan sebeple son verildiğinin iddiasına karşılık davalı tarafça iş akdinin devamı sırasında davanın açıldığı, davacının sigortalılığının devam ettiği savunulmuş ise de iş akdinin devamı sırasında davacının iş akdinin sonlandırılması sebebine dayanarak dava açması ve SGK hizmet dökümünde görülen çalışmasını kısıtlar şekilde daha önceki bir tarih olan 31/08/2013 tarihinde iş akdinin sonlandırıldığına ilişkin beyanının İş Hukuku çerçevesinde hayatın olağan akışına uymadığından davalının iş akdinin haklı sebepler ile fesih durumunu işpatlayamadığı da göz önünde bulundurularak iş akdinin davalı işveren tarafından haklı nedenlere dayanmadan feshedildiği kanaatine varıldığı, davacının kıdem tazminatı alacağı talebi yönünden, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi hükmüne göre yürürlükte bırakılan 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanmanın ön koşulu olarak işçinin işverene ait iş yerinde en az 1 yıl çalışması gerektiği düzenlenmiş olup dava konusu uyuşmazlıkta davacının hizmet süresi dikkate alınarak kıdem tazminatı alacağına hak kazandığı, yapılan hesaplama neticesinde davacının net 17.825,05 TL kıdem tazminatı alacağının mevcut olduğu, davacının ihbar tazminatı alacağı talebi yönünden, davalı işveren tarafından iş akdi haksız olarak feshedilen davacıya gerekli yasal önel verilmediğinden davacının ihbar tazminatı alacağına hak kazandığı, davacının hizmet süresi göz önünde bulundurularak 56 günlük tazminat hesabı neticesinde net 1.606,31 TL ihbar tazminatı alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, davacının fazla mesai alacağı talebi yönünden; yerleşik Yargıtay kararları gereğince, günlük 11, haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla mesai sayılmaktadır. Fazla mesai yapıldığının ispat yükü, iddia eden işçinin üzerindedir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 2007/32717 Esas sayılı ilamında da belirtildiği üzere; fazla mesai yapıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışları gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğinde olduğu, ancak, sözü edilen çalışmaların bu tür belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekli olduğu, davalı şirketin faaliyet alanı, davacının yaptığı işin niteliği ve dinlenen tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu çalışma döneminde davalı şirkette çalışması bulunan tanık beyanları göz önünde bulundurularak davacının günde 2,5 saat, haftada 17,5 saat fazla mesai yaptığı tespiti ile %30 oranında hakkaniyet indirimi de uygulanarak davacının net 20.027,00 TL fazla mesai ücreti alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, davacının aylık ücret alacağı talebi yönünden, davacının son 6 aylık maaşının ödenmediği iddiası ile ücret alacağı talep ettiği, işçinin ücretinin ödendiği hususunun ispatının işverene ait olduğu, dava konusu uyuşmazlıkta davacının son 6 aylık ücretinin ödendiğine ilişkin davalı işveren tarafından herhangi bir delil ibraz edilmedi anlaşılmakla; davacının 6 aylık ödenmemiş ücret alacağının mevcut olduğu yapılan hesaplama neticesinde davacının net 4.787,42 TL ücret alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, davacının genel tatil alacağı talebi yönünden; 4857 sayılı İş Kanunu'nun 47.maddesinde ''Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.'' şeklinde düzenlendiği, ulusal bayram ve genel tatillerde mesai yapıldığının ispat yükü, iddia eden işçinin üzerinde olup, bu hususun tanıkla ispatı mümkün olduğu, dava konusu uyuşmazlıkta, dava konusu çalışma döneminde davalı şirkette çalışması bulunan tanık beyanları göz önünde bulundurularak davacının 1996 yılında yılda 12,5 gün, 1997 - 2009 yılları arasında yılda 13,5 gün, 2009 yılından sonra 14,5 gün, 2013 yılında yılda 8,5 gün genel tatil alacağının mevcut olduğu tespitiyle net 2.430,00 TL genel tatil alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, davanın yılık izin alacağı talebi yönünden, 4857 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin göz önüne alınması gerektiği ve davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığının imzalı izin defteri veya eş değer bir belge ile ispat yükünün davalı iş verenlere ait olduğu, davacının çalışma süresi itibariyle 308 gün yıllık izin ücreti alacağının bulunduğu, yapılan hesaplama neticesinde davacının net 7.643,60 TL yıllık izin alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, davacının hafta tatili alacağı talebi yönünden; Yargıtay içtihatları gereğince hafta tatilinde çalıştığını iddia eden işçinin bu iddiasını ispatla yükümlü olduğundan yola çıkılarak; yine Yargıtay kararlarında hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğinde olduğu, ancak yazılı belgeyle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerektiği düzenlenmesi ile davalı işveren tarafından davacının işyerine giriş çıkış saatleri ve çalışma saatlerine ilişkin herhangi bir somut delil sunmaması sebebiyle davacının yaptığı işin niteliği ve dava konusu çalışma döneminde davalı şirkette çalışması bulunan tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ayda 4 gün hafta tatili alacağının bulunduğu tespitiyle davacının net 12.600,21 TL hafta tatili alacağının mevcut olduğu kanaatine varıldığı, anılan gerekçelerle bozma sonrası tanzim edilen 11/01/2019 tarihli bilirkişi raporunun denetlenebilir, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla hükme esas alınacak yeterlilikte olduğu kanaatine varılarak bozma ilamı da gözetilerek şirketin yetkilileri ... ve ...'ın şahsi sorumluluğu söz konusu olmadığından bu davalılar aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine, davalı şirket aleyhine açılan davanın yukarıda anılan sebeplerle kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesi ile davalılar ... ve Mustafa Çolak aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davanın davalı Şirket bakımından kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde her üç davalının vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Fazla çalışmaların yazılı delil yerine tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplanması halinde, işçinin normal mesaisinin üzerine sürekli olarak aynı şekilde fazla çalışması mümkün olmadığından, hastalık mazeret izin gibi nedenlerle belirtildiği şekilde çalışamadığı günlerin olması kaçınılmaz olup, bu durumda karineye dayalı makul indirim yapılmalıdır(Yargıtay HGK, 06.12.2017 tarih 2015/9-2698 E.-2017/1557 K.).
Fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine doğrudan yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Fazla çalışma ücretinden karineye dayalı makul indirime gidilmesi sebebiyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemez.
Somut uyuşmazlıkta, hafta tatili ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti bakımından;
Mahkeme tarafından hükmedilen hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretlerinin tanık beyanına göre hesaplanmasına rağmen bu miktarlardan hakkın özüne zarar vermeyecek makul oranlarda takdiri indirim yapılmaması hatalıdır.
3-Hafta tatili ücreti bakımından;
Hükmedilen toplam netice miktar net 12600,21 TL olmasına rağmen hükümde “100 TL’sına dava, 19927 TL’sına ıslah tarihinden itibaren faiz” yönündeki açıklama ile ıslah ile artırılan kısmın hükümde toplam alacaktan fazla yazılması hatalıdır.
4-Vekalet ücreti bakımından; davalı lehine sadece bir adet maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Oysa husumet yokluğu nedeni ile aleyhlerine açılan dava reddedilen iki gerçek kişi davalı için ayrı, davalı Şirket bakımından esastan reddedilen alacak miktarları bakımından ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hatalıdır.
Yeniden kurulacak hükümde, yeni hüküm tarihinde geçerli olacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki düzenlemeler, neticeten kabul ve reddedilen miktarlar göz önüne alınmalı, ayrıca, takdiri indirim nedeni ile reddedilen miktar bakımından davalı lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği gözetilmelidir.
F)SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 03/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy