MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 25. İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, işçilik alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kısmen kabul kararına karşı taraflar avukatları istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi taraflar avukatlarının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi'nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 1987-30/10/2014 tarihleri arasında fiilen ve aralıksız olarak davalıya ait ... Gazetesi'nde ... Rehberi adlı günlük at yarışları sayfasını hazırladığını, bu sayfada editör ve yazarlık görevlerini üstlendiğini, bu anlamda müvekkilinin meslek yaşantısının başından beri gazetede fikir ve sanat işlerinde çalıştığından 5953 sayılı Basın İş Kanunu uyarınca gazeteci sıfatına haiz olduğunu, davalı Şirketin 30.10.2014 tarihli yazı ile işletmesel gerekçelere dayanarak İş Kanununun 17 ve 18. maddeleri uyarınca iş sözleşmesini feshettiğini, müvekkilinin mesleki ve işyeri kıdeminin 27 yıl olduğunu, müvekkilinin son aylık ücretinin net 5.500,00-TL olduğunu, gazetede çalışanlara öğle ve akşam yemeği verilmesine ve servis hizmetinin bulunmasına rağmen, müvekkili görevini gazete binasının dışında ifa etmek zorunda olduğundan bu imkanlardan yararlanamadığını, karşılığının da müvekkiline hiçbir zaman ödenmediğini, davalı Gazetenin düzenlediği ücret bordrolarında, ikramiye ve sosyal yardım hanelerini gerçeğe aykırı biçimde doldurmak suretiyle müvekkilinin çıplak brüt ücretini düşük gösterdiğini, böylece ileride karşılaşabileceği hak talebi riskini haksız olarak yok etmeyi ya da en aza indirgemeyi hedeflediğini, bu konudaki iddiaları destekler nitelikte olmak üzere, müvekkili ile davalı Gazete arasında 2009 yılında imzalanan basın iş sözleşmesinde ikramiye ödeneceğine dair bir hüküm yer almamasına rağmen hukuka aykırı biçimde ücret bordrolarında her ay çıplak brüt ücret olarak gösterilen tutarın tam 1/3’ü kadar ikramiye alacağı tahakkuku yapıldığının görüldüğünü, müvekkilinin aldığı net ücrete ulaşmak için, kalan tutarın sosyal yardım başlığı altında gösterildiğini, müvekkiline ait iş sözleşmesinde hüküm bulunmamasına rağmen işveren tarafından ikramiye ödemesi yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, 5953 sayılı Kanunun 14. maddesi son fıkrasında belirtilen ve yasadan kaynaklanan ikramiye olarak tanımlanabilecek ikramiyenin gazetenin kar etme şartına bağlı olduğu ve her hizmet yılı sonunda verildiği düşünüldüğünde davalı Gazetenin ücret bordrolarına yansıttığı ikramiye ve sosyal yardım tahakkuklarının ardındaki kötü niyetin daha iyi anlaşıldığını, müvekkilinin her sabah 04.00-05.00 saatlerinde hipodroma gelerek İstanbul Veli efendi Hipodromu ve yılda en az bir ay boyunca görevlendirmeyle gittiği ... Hipodromu atların sabah idmanlarını takip ettiğini, 09:00'a kadar süren idmanların ardından müvekkilinin öğle saatine kadar bu idmanlarla ilgili notlarını hazırladığını, öğle saati ile birlikte TJK'nin günlük yarış programında yer alan koşuların başladığını, müvekkilinin o gün görevini ifa ettiği hipodromda yarışlar öğleden akşama kadar sürüyorsa akşam saatlerinde farklı bir şehirde koşulan yarıştan hipodromda basın çalışanlarına tahsis edilen yerde televizyondan takip ettiğini, aynı şekilde müvekkilinin görev yaptığı hipodromda yarışlar akşam saatlerinde başlamakta ise zaten sabahın alaca karanlığında hipodroma gelinerek idman takibi yapıldığından, öğlen farklı bir şehirde düzenlenen yarışları yine aynı hipodromda basın çalışanlarına tahsis edilen yerde televizyondan takip edildiğini, müvekkilinin İstanbul'da bulunduğu sırada bu şehirde yarış olmasa dahi hipodromda sonraki günlerde koşacak atların idmanları devam ettiğinden, yine 04.00-05.00'da hipodroma giden müvekkilinin aynı çalışma düzeni içinde gündüz ve akşam farklı şehirlerde koşulan koşuları hipodromdaki basın odasından takip ettiğini, müvekkilinin son 5 yıl içerisinde yılda en az bîr ay süreyle olmak üzere ... yarışlarını takip etmek üzere şehir dışında görevlendirildiğini, bu süre içinde davalı gazetenin ...'de bulunan ... Ege Bölge Temsilciliğinin 6. katında yer alan misafirhanesinde ya da ... Otel'de konakladığını, görevlendirme süresince müvekkilinin yaptığı benzin, yemek, konaklama gibi masrafların faturalandırılmak şartıyla davalı gazete tarafından ödendiğini, dini bayramların birince günü yarış olmamasına rağmen müvekkilinin ikinci gün koşulacak koşularla ilgili bilgiyi gazetenin ertesi günkü baskısına hazırlamak için yine çalışmaya devam ettiğini, dini bayramların birinci günü gazete binasına gelerek ya da hipodromdaki basın odasında çalıştığını, müvekkilinin yalnızca dini bayramların arife gününde ertesi gün yarış olmadığı için mesai yapmadığını, sonuç olarak müvekkilinin dini bayramların arife günü hariç her gün 04.00-21.30 saatleri arasında davalı Gazetenin at yarışları sayfasının hazırlanması için hipodroma gelerek çalıştığını, bu çalışmasının en az bir ayının ... Hipodromunda gerçekleştiğini, TJK'nin düzenlediği at yarışlarının hafta tatillerinde de kesintisiz olarak devam ettiğini, müvekkilinin hafta tatili günlerinde de aynı şeklide çalışmasına devam ettiğini iddia ederek, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili çalışma ücreti ile %5 fazlalıklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının müvekkili Şirketten talebi doğrultusunda ve emeklilik nedeniyle 1475 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca 31.07.1997 tarihinde emekli olduğunu, sonrasında 01.11.2009 tarihli basın iş sözleşmesi ile yeniden işe girdiğini ve iş akdi fesih bildiriminde belirtilen mali daralma nedeniyle 30.10.2014 tarihinde 4857 sayılı yasanın 18. maddesi uyarınca geçerli nedenle feshedildiğini ve tüm hak ve alacaklarının davacıya ödendiğini, bu itibarla dava dilekçesinde belirtilen çalışma döneminin gerçeği yansıtmadığını, davacının son ücretinin brüt 4.359,00TL olduğunu, davacı özlük dosyası içerisinde mahkemeye sunulan iş akdinden de görüleceği üzere davacının günlük 3 saate kadarki fazla çalışmalarının ücrete dahil olduğunu, bu hükmün Yargıtay tarafından da geçerli kabul edildiğini, istisnai hallerde yapılan fazla mesai yahut iş akdinde belirtilen süreyi aşan fazla mesai alacağının da bordrolaştırılmak suretiyle davacıya ödendiğini ve davacı tarafça da bugüne kadar hiçbir itiraza uğramadığını, bu sebeple davacının müvekkilinden fazla mesai alacağı bulunmadığını, müvekkili işyerinde davacı pozisyonunda çalışanlar arasında kural olarak resmi tatil, hafta tatili çalışması yapılmadığını, istisnai hallerde yapılması halinde bu ödemelerin de bordrolarda belirtilmek suretiyle zamanında ve tam olarak ödendiğini, ayrıca dava dilekçesinde talep olunan tüm alacak kalemlerine karşı zaman aşımı definde bulunduklarını, zaman aşımına uğrayan dönem hakkında davacının talep hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, "Mahkememizce davacı tarafından davalı işveren aleyhine açılan fazla mesai ücreti ve %5 fazla alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve %5 fazlası, hafta tatili ücreti alacağı ve %5 fazlası alacağı tahsili istemine ilişkindir. Davacı aynı davalıya karşı objektif dava birleştirmesi yoluyla birden fazla talebini aynı yargılama sürecinde ileri sürmüştür.
Mahkememizce, davacının SGK sicil dosyası, iş yeri özlük dosyası getirtilmiş, tarafların tanıkları dinlenilmiş gösterdikleri diğer deliller toplanmış, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Ücret ihtilafı yönünden;
Taraflar arasında ücret ihtilafı bulunduğu gibi tanıkların bu konudaki beyanları da net değildir.
Bu hususta Yargıtay’ın yerleşik hale gelen kararlarına göre çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, iş yerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Davacı vekili davacının aylık net 5.500,00TL ücret karşılığı çalıştığını, davalı işverenlikçe çıplak brüt ücretin ücret bordrolarında "ikramiye, sosyal yardım" adı altında bölünerek düşük gösterildiğini iddia etmiş, davalı vekili ise davacının çıplak brüt ücretinin 4.359,00TL olduğunu savunmuştur. Sunulan bordroların incelenmesinden; dava konusu dönemdeki ücret bordrolarında her ay aylık ücretin 1/3 tutarında ikramiye tahakkuku yapıldığı, yine düzenli olarak değişen tutarlarda sosyal yardım ödemeleri yapıldığı görülmüş, brüt çıplak ücret +ikramiye+sosyal yardım ödemeleri toplamından yasal kesintiler düşüldükten sonra bordroda belirtilen net ikramiyeli ücrete ulaşıldığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda emsal ücret araştırması neticesinde gelen yazı cevapları ,davacı tanığı ...'nin davacının çıplak brüt ücretinin ücret bordrolarında ikramiye ve sosyal yardım alacağı adı altında bölündüğü yönündeki beyanı ve davacının meslekteki kıdemi birlikte dikkate alındığında davacı işçinin ücretinin net 4.844,00TL olduğu yönündeki bilirkişi raporundaki tespit doğru bulunmuştur.
Hizmet Süresi yönünden:
SGK kayıtları, tarafların kabulleri, işverenden gelen bilgi ve belgeler, dosyada bulunan deliller, tanık anlatımları göz önüne alındığında davacının davalı işverende 01/11/1989- 31/07/1997 ve 01/11/2009 - 30/10/2014 tarihleri arasında iki dönem halinde çalışması bulunduğu, ilk dönem çalışmasının emeklilik ile sona erdiği, 01/11/2009-30/10/2014 tarihleri arasındaki son dönem çalışmasının 4 yıl 11 ay 28 gün olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen alacaklar bakımından davalı taraf zaman aşımı itirazında bulunduğundan dava tarihi itibari ile 5 yıllık zaman aşımı süresi de gözetilerek 15/12/2009-30/10/2014 tarihleri arası değerlendirmeye alınmıştır.
İşçi Alacakları yönünden;
Davacının fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ve bu alacakların %5 fazlası alacağı talepleri de bulunmaktadır.
Fazla çalışma, 4857 Sayılı İş Kanununun 41, 42, 43. maddeleri ile 63. maddelerinde düzenlenmiştir. 4857 Sayılı Kanunun 63/1. madde hükmüne göre fazla çalışma süresi haftada en çok 45 saattir. 45 saatten fazla yapılan çalışmalar fazla çalışma sayılmaktadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava konusu uyuşmazlıkta davacının davalı işyerinde Basın İş Kanunu kapsamında bir çalışan olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. 5953 sayılı yasada çalışma gün ve süreleri İş Kanunundan farklı düzenlemiş ve günlük iş süresi gece ve gündüz devrelerinde sekiz saat olarak açıklanmıştır. Günlük sekiz saati aşan çalışmalarla, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerde yapılan çalışmaların "fazla saatlerde çalışma" olduğu yine aynı yasada ilgili madde de açıklanmıştır.
Fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatillerinde çalışma yaptığını iddia eden işçi norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Davacının fiilen yaptığı iş dikkate alındığında , sürekli olarak dışarıda görevlendirilmesi gerektiğinden iş yerine giriş-çıkış kayıtlarının olması beklenemez, bu nedenle tanık beyanları ve davacının yarışları takip ederek görev yaptığı hipodromlara ilişkin genel bilgilerin ve düzenlenen yarışların tarihlerinin bildirildiği Türkiye Jokey Kulübü yazı cevabı fazla mesai ücreti ve diğer talepler yönünden dikkate alınmıştır.
Davacı tarafça fazla mesai ücretlerinin ödenmediği iddia ederek bu yönden talepte bulunulmuş olup dinlenen tanık beyanları ve düzenlenen karar vermeye yeterli ve denetime elverişli bulunan 03/08/2017 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda yer alan tespit doğrultusunda davacı işçinin fazla mesai yaptığı sabit olup, davalı işverence davacıya tahakkuk ettirilerek ödenen fazla mesai, tatil günü ücretlerinin mahsubu ile zaman aşımı itirazı doğrultusunda zaman aşımına uğrayan kısım dışlanarak yapılan hesaplama ile davacının net 113.412,65-TL fazla mesai ücreti ve bu alacağın %5 fazlası olarak hesaplanan 5.276.392,39TL alacağının bulunduğu anlaşılmıştır. Dosyaya ibraz edilen iş sözleşmesinde günde 3 saate kadar olan fazla çalışma ücretlerinin aylık ücrete dahil olduğu yönündeki düzenlemenin yer aldığı sayfada davacı imzası bulunmadığından Yargıtay kararları ışığında sözleşmenin bu hükmünün davacı işçiyi bağlamayacağı değerlendirilmiştir. (Y. 22.HD. 2015/27842E- 2015/29273K. 20/10/2015T. , Y. 22. HD. 2015/18339E. - 2017/23176K., 26/10/2017)
Davacı tarafın ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağına ilişkin olarak dinlenen tanık beyanları ve Türkiye Jokey Kulübünün yazı cevabı ışığında dini bayramların arife günü ve ilk günü at yarışı koşularının düzenlenmediği anlaşıldığından davacının dini bayramların arife günleri ve ilk günü hariç diğer ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, davalı işverence ulusal bayram ve genel tatil ücretinin ödendiğine dair bir delil dosyaya sunulmadığından, bilirkişi heyeti tarafından zaman aşımı itirazı doğrultusunda zaman aşımına uğrayan kısım dışlanarak yapılan tespit ile davacının net 8.263,37-TL ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve bu alacağın %5 fazlası olarak 339.434,63TL alacağının bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacı tarafın hafta tatili ücreti alacağına ilişkin dinlenen tanık beyanları ve TJK yazı cevabına ile haftanın her günü at yarışı koşularının ve antremanların düzenlendiğinin bildirilmesi karşısında davacının hafta tatilinde çalıştığı, davalı işverence hafta tatili ücretinin ödendiğine dair bir delil dosyaya sunulmadığından, bilirkişi tarafından zaman aşımı itirazı doğrultusunda zaman aşımına uğrayan kısım dışlanarak yapılan tespit ile davacının net 71.088,60TL hafta tatili ücreti ve bu alacağın %5 fazlası olarak 3.098.902,95TL alacağının bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacının fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücretine ilişkin bilinen Yargıtay içtihatları doğrultusunda hesabın tanık anlatımlarına dayalı olması, yapılan işin niteliği, davacının görevi, bir insanın izin, rapor gibi zorunlu nedenlerle kendisine ayırması gereken zaman, sürekli aynı devamlılıkta çalışılamama gerçeği, toplumumuzun yapısı itibariyle daha fazla bayram tatili yapma ihtimali dikkate alınarak belirlenen miktarlarda taktiren 1/3 oranında hakkaniyet indirimine gidilmiş , %5 fazla alacak talebi yönünden de ayrıca %90 oranında indirim yapılmıştır.
03/08/2017 havale tarihli Bilirkişi heyet raporunda belirtilen çalışma süresi, davacının ücreti, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili alacağı ile bu alacakların %5 fazlası alacağı hesaplanmış, raporda bunların ayrıntılı dökümleri yapılmıştır. Bilirkişi tarafından belirlenen davacının çalışma süresi akdin feshindeki brüt ücret mahkememizce uygun bulunmuştur.
Bu haliyle mahkememizce yapılan yargılama sırasında dosya kapsamındaki belgeler, dinlenen tanık beyanları doğrultusunda alınan bilirkişi raporu benimsenmiş, rapor dosya kapsamına ve kanuna uygun olduğu” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D)İstinaf başvurusu:
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur..
E)İstinaf Sebepleri:
Davalı vekili istinaf başvurusunda; davacının hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin, yıllık 270 saate kadar olan fazla mesai ücretinin davacının aylık ücretine dahil olduğunun taraflarca akdedilen sözleşme ile düzenlendiğini, davacının tüm alacaklarının ödenmiş olması nedeniyle davacının alacağı bulunmadığını, ilk derece mahkemesince 01/04/2016 tarihli bilirkişi raporundaki sözleşmedeki düzenlenmenin nazara alınması gerektiği yönündeki tespitin aksine karar verilmesinin hatalı olduğunu, sadece tanık beyanları nazara alınarak fazla çalışma ücretinin kanıtlanamayacağını, davacının aylık ücretinin hatalı hesaplandığını, davacı tanığı ...'nin davalı şirkete karşı açılmış davası olduğundan beyanına itibar edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Davacı vekili gerekçeli istinaf başvurusunda; davacının aylık ücretinin hatalı hesaplandığını, davacının ara dinlemelerinin hipodromda 6,5 saat olarak tespit edilip fazla mesai ücretinin hatalı hesaplandığını, davacının ulusal bayram ve genel tatil çalışma sürelerinin hatalı hesaplandığını, %5 fazlası alacaklar için iki kez hakkaniyet indirimi uygulanmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
F)Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, “Davacının davalı şirkete ait işyerinde Basın İş Kanununa tabi olarak editör ve yazar olarak çalıştığı, davacının banka ödemelerinde maaş olarak bildirilen miktarların ikramiyeli net ücret miktarlarına tekabül edip, emsal ücret araştırması ve elden ödeme yapılmadığı nazara alındığında davacının en son aylık ücretinin net 4.844,00TL olarak hesaplanmasında isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır.
Türkiye jokey Kulübü yazıları ve tanık beyanları nazara alındığından davacının analiz yapma süresinin günlük 5,5 saat, aynı gün yarışları takip ederek yazıları hazırlamasının günlük 5,5 saat olup, günlük çalışma süresinin 11 saat olduğu, dosya kapsamı ve tanık beyanlarından davacının bilirkişi raporunda belirtilen şekilde hafta tatillerinde, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda söz konusu alacak kalemlerine ilişkin hesaplamaların dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğu anlaşılmıştır.
Davacı tanığı ...'nin davalı şirkete karşı açılmış davası bulunmasının tanığın doğru söylemesi asıl olduğundan beyanına itibar edilmesini engellemeyeceği, tanık beyanlarının birbiriyle örtüştüğü, davalı tarafından tanığın beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunun inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.
Taraflarca akdedilen 01/11/2009 tarihli iş sözleşmesinde hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile günlük 3 saate kadar fazla çalışmalara ilişkin fazla çalışma ücretlerinin aylık ücrete dahil olacağına ilişkin düzenlemenin iş sözleşmesinin 1 ve 2. sayfalarında yer alıp, davacı tarafından söz konusu sayfaların imzalanmadığı nazara alındığından söz konusu düzenlemelerin davacıyı bağlamayacağı anlaşılmıştır.
Günlük %5 fazla ödeme alacağının doğrudan hüküm altına alınan asıl alacak miktarlarına göre tespiti gerektiğinden ilk derece mahkemesince %5 fazla ödeme alacakları için önce %30, sonrasında %90 oranında hakkaniyet indirimi uygulanmasının isabetli olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin karar ve gerekçesinin isabetli olup, taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.” gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
G)Temyiz başvurusu :
Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
H) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Anayasa Mahkemesi’nin 13.06.1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 04.01.1961 tarihli ve 212 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik ek 1 inci maddesinin 8 inci fıkrasının 2 nci cümlesinin iptaline dair 19.11.2019 gün ve 30953 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 19.09.2019 tarihli ve 2019/48 E., 2019/74 K. sayılı "İPTAL" kararının eldeki uyuşmazlığa etkisinin açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptaline konu olan ek 1 inci maddesinin 8 inci fıkrasının 2 nci cümlesinde “Fazla çalışma ücretlerinin gününde verilmemesi halinde, her geçen gün için %5 fazlasıyla ödenir.” hükmü mevcuttur. Anılan ek 1 inci maddede, fazla saatlerde çalışmaların (günlük sekiz saati aşan çalışmalarla, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları) %5 fazlalıkları ayrı ayrı düzenlenmemiş, aynı kurala tabi kılınmıştır.
Anılan Kanun maddesinin düzenleniş şekline göre Anayasa Mahkemesi’nin iptaline konu olan norm cümlesi, ek 1 inci maddenin kapsamında yer alan gece ve gündüz devrelerindeki günlük sekiz saatlik iş müddetini aşan fazla çalışmalar ile ulusal bayram, genel tatiller ve hafta tatili çalışmalarının tamamı için sonuç doğuran bir düzenleme olup, bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının bu alacakların tümünün %5 fazlalıklarına uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
Yukarıdaki tespit ve açıklamalara göre iptal kararının kapsamı belirlendikten sonra bu iptal kararının bağlayıcılığı ve ne zaman hukukî sonuç doğuracağı sorununun ele alınması gereklidir.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler.
Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı, çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Ancak geriye yürümezlik ilkesinin en önemli istisnası, Anayasa’nın 152. maddesindeki somut norm denetimidir. Madde uyarınca mahkeme önüne gelen uyuşmazlıkta Anayasa aykırılık iddiasını ciddi görülür ve Anayasa Mahkemesine iptal için başvuru yapılırsa; Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı verildiğinde, iptal kararına uymak zorundadır. Özelikle Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümeyecekse somut norm denetimine başvurunun bir anlamı olmayacaktır. Somut norm denetiminde, iptal kararının yapısı gereği durdurulan dava bakımından geriye etkili uygulama söz konusudur.
İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmü, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup, iptal edilen yasa maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir. Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemeyeceğinden, uyuşmazlığa dair iptal kararının diğer mahkemelerde derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; Mahkemece fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının %5 fazlalıklarını hüküm altına almıştır. Ancak 19.11.2019 tarihli ve 30953 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 19.09.2019 tarihli ve 2019/48 E., 2019/74 K. sayılı iptal kararı ile söz konusu %5 fazlalılığın dayanağı olan norm iptal edilmiştir. O halde Anayasa Mahkemesi’nce itiraz üzerine verilen bu iptal kararı Resmî Gazete’de yayımlanmakla sonuç doğurduğundan iptal kararının temyiz aşamasında gözetilerek uyuşmazlığa tatbikînin sağlanması gereklidir.
Bunun sonucu olarak Mahkemece, Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının gereği olarak bu alacakların %5 fazlalığına ilişkin talebin reddine karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, davanın açılış tarihi itibariyle %5 fazla ödemeye dair yasal düzenleme yürürlükte olduğundan, bu alacakların salt daha sonra Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının gereği olarak reddedilmesi gerektiğinden, Dairemizce bu red nedeniyle oluşan miktar bakımından davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır. Buna bağlı olarak da Mahkemece bozma sonrası verilen hükümde söz konusu red nedeniyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemelidir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.