MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalı işyerinde 2008 Nisan ayından 28.06.2013 tarihine kadar köşe yazarı olarak çalıştığını, şirketin yeniden yapılanması nedeni ile iş akdinin feshedildiği, ikramiye ve feshe bağlı alacaklarının ödenmediğini iddia ederek; kıdem ve ihbar tazminatları ile ikramiye alacağı ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunarak, davacının 19.07.2008 tarihinde işe başladığını, son ücretinin 3.000,00 TL olduğunu, tüm yıllık izinlerinin kullandırıldığını, müvekkili Şirketin kâr elde edemediğinden davacının ikramiye alacağı bulunmadığını savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece bozma uyularak, işçinin iş sözleşmesi devam ederken, kıdem ve ihbar tazminatı dışında kalan işçilik haklarının mevcudiyetinin ispat yükü davacıya ait olduğu, ücretlerinin ödendiği ya da yıllık izinlerinin kullandırıldığının ispat yükünün ise işverene ait olduğu, somut olayda davacının çalıştığı döneme ait ödenmeyen yıllık izin ücretlerinin mevcut olduğu, toplanan ve değerlendirilen kanıt durumuna göre, bilirkişi Av. ... tarafından düzenlenen bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerin oluşa uygun bulunduğu ve hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Kararların temyizen denetiminde uyuşmazlığın esasına girilebilmesi için evleviyetle yargılamanın usul hukukuna hakim olan ilkelere göre sonuçlandırılması gereklidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.
AİHM'ye göre de, iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir..
Somut uyuşmazlıkta; bozma sonrası yeni duruşma gününün Av. ... ’a 25.03.2019 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine adıgeçen avukat tarafından veilen 28.03.2019 tarihli dilekçeyle, davalı Şirket ile iş ilişkisinin 01.07.2014 tarihi itibariyle sona erdiğini bildirmiş ve tebligatın iadesi ile sözkonusu tebliğin asile yapılması talebinde bulunmuştur.
Bozma sonrası yapılan 26.06.2019 tarihli duruşmanın tutanağında davalıya tebliğ yapıldığı tespiti yapılmış ise de dosyada davalı asile yapılan bir tebligata da rastlanılmamıştır.
Bu durumda Mahkemece bozma ilamı azledilen vekile tebliğ edilmiş ve davalı tarafın gıyabında tahkîkat sona erdirilip beyanı alınmaksızın karar verilmiştir. Bu yönüyle usulüne uygun yargılama yapılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; usul kurallarına aykırı yapılan yargılamayla davalı tarafın hukuki dinlenilme hakkı ihlal edildiğinden, kararın salt bu nedenle tekrar bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 24.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.