MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yerel mahkeme kararının davacı ve davalı ... vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 11/01/2016 tarihli ve 2014/35779 E. ve 2016/54 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, “Yargıtay 9. Hukuk dairesinin usul ve yasaya uygun olduğu düşünülen bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş ise de mahkememizin 2013/516 esas, 2014/385 karar sayılı ilamı miktar itibari ile 1.100,00 TL lik toplam miktar üzerinden değerlendirildiği, red edilen bir miktarın bulunmadığı, temyiz sınırının eda davasının miktar ve değerine göre belirlenmesinin gerekeceği, Yargıtay İçtihati Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/06/1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında 5521 sayılı yasada açık düzenleme olmamakla birlikte bu yasanın 15. Maddesindeki düzenleme gereği kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanmasının gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine özgü dava türü olmadığı bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılmasının gerektiği, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/10344 esas, 2016/10023 karar sayılı ilamında davacısı farklı olup davalıları aynı olan ve miktar olarak da aynı şekilde açılan dava dosyasına ilişkin olarak bu sebeple temyiz talebinin kesinlik sınırında bulunması nedeni ile red ettiği, mahkememiz dosyasının ise temyiz incelemesine konu edildiği, her iki dosya arasında usule yönelik çelişkinin bulunduğu ancak Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu uyarınca mahkememizin kararının temyiz sınırında olmaması nedeni ile verildiği tarihte kesin olması gerektiği, bu nedenle bozmadan sonra yapılan ıslahında geçerli olarak kabul edilemeyeceği mahkememizin önceki kararında bu çelişkinin giderilmesi için direnilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.” .gerekçesi ile bozmaya karşı direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiş olup, Dairemizin 6763 sayılı Kanunun 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici dördüncü maddesi uyarınca öncelikle inceleme yetkisi olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Yerel Mahkemenin ilk kararı davacının ve davalılardan ...’ün vekillerinin temyizi üzerine tarafların lehine, Dairemizin 11/01/2016 tarihli ilamı ile;
“… 2- Davacı davalılardan .... San. Tic. Anonim Şirketine ait işyerinde 2003 yılı 6. ayrından itibaren çalışmaya başladığını, 12/08/2011 tarihinde işten çıkarıldığını bundan birkaç ay sonra yeniden çalışmaya başlayıp 16/06/2012 tarihinde yine işten çıkarıldığını ileri sürmüştür. Davalılardan ... ile ... aralıklı bir kısım çalışmayı kabul ederken diğer davalılar davacı ile aralarında iş akdi olmadığını savunmuşlardır.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davacının 15/06/2003 tarihinden 16/06/2012 tarihine kadar olan çalışma dönemi kendi kabulünde bulunan 5 aylık çalışmadığı dönem dışlanmak sureti davalı ... ve ... nezdinde toplam 8 yıl 7 ay 1 gün hizmet süresi bulunduğu kabul edilmiş ise de, bu sonuca ulaşmada dosya kapsamı yeterli değildir.
Dosyada mevcut hizmet döküm belgesi ve diğer SGK evraklarına göre kabul edilen hizmet süresi içinde dava dışı iki işyerinden de çalışma bildirildiği görülmüş olup bu işverenlerde geçen hizmetten davalı ...'ün sorumlu tutulmasını gerektiren bir durumun varlığı ortaya konmamıştır.
Mahkemece dava dışı işverenlere ait SGK tescil bilgileri, ünvanlar, faaliyet adresleri, Yasa kapsamına alınma ve varsa çıkarılma tarihlerine ilişkin bilgiler ilgili Sosyal Güvenlik Kurumundan temin edilip bu işyerlerinin davalı ... ile bağlantısına dair tarafların delillleri toplanıp bir değerlendirmeye tabi utularak davalı ...'ün sorumlu olduğu süre belirlenmelidir.
Hizmet süresine yönelik eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Davalılar ... ve ... ile davalı .... San. Tic. Anonim Şirketi arasında asıl-alt işveren ilişkisi olup olmadığı yönünde, taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edebilmek için ilk olarak mal veya hizmetin üretildiği bir işyeri olmalı ve bu işyerindeki işverenden iş alan ve ikinci bir işveren (alt işveren) bulunmalıdır. Alt işveren faaliyetini asıl işverenin işyerinde yürütse de işyerini kendi iş organizasyonu kapsamında bağımsız şekilde örgütleyebilir. Ancak yinede alt işverenin faaliyeti, asıl işverenin mal veya hizmet üretimine katkı sağlamaya yöneliktir. Bu yönüyle mal veya hizmeti satın alan üçüncü kişi (müşteri), satış, iade, şikayet gibi konularda asıl işvereni muhatap alır.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacının davalı şirket işçisi olmadığı gerekçesi ile şirkete karşı açılan dava red edilmiş ise de bu kabul dosya kapsamına uygun değildir.
Zira davalı şirket, davacının çalıştığı işyerinin diğer davalı ...'e kiralandığını açıklarken davalı ... de davalı şirketten iş aldığını dile getirmiştir. Öte yandan Mahkemece dinlenen davalı tanıkları dahi davalı ...'ün davalı şirkete iş yapıp teslim ettiğini beyan etmiştir. Buna göre her iki davalı arasında asıl alt işveren ilişkisi olduğu ve davalı şirketin davacı alacaklarından İş Kanununu 2/6. madde hükmü kapsamında sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davalı şirkete yönelik davanın reddi isabetsizdir.” gerekçesi ile verdiği bozma kararı usul ve yasaya uygundur.
Ayrıca Mahkemenin gerekçesinden; bozma ilamının hizmet süresinin eksik incelenmesine ilişkin 2 nolu bozma bendinin gözardı edilerek (3) nolu bozma bendi bağlamında direnme kararının verildiği izlenimi edinilmekle birlikte, emsal olarak gösterilen Dairemiz kararının ise sadece davalı Şirketçe temyiz edilmesi üzerine verildiği, dolayısıyla eldeki dava için emsal teşkil edemeyeceğinden direnmeye dayanak yapılamayacağı değerlendirilmiştir.
Kaldı ki; Mahkemenin bozma sonrası 2 nolu celsede bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra 3 nolu celsede bu ara karardan dönülüp direnme kararının verilmesi de usule aykırıdır.
Bu itibarla; direnmenin usule uygun verilmediği de anlaşılmakla birlikte direnme kararları yönünden Dairemizin yetkisi, sadece “direnme kararının uygun bulunması halinde onanması” ile sınırlı olduğundan, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 4. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca yetkili ve görevli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na GÖNDERİLMESİNE, 11.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.