MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/483 E., 2025/1961 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/391 E., 2023/816 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 15.07.1997 tarihinde davalı Şirketin .. şubesinde işçi olarak çalışmaya başladığını, 01.10.2010 tarihinde .. şube müdürü olarak görevlendirildiğini, davalı tarafından yaptığı işin formalitesi ve işine devam etmesi için gerekli olduğu söylenerek müvekkiline acentelik sözleşmeleri imzalatıldığını, müvekkilinin de işini kaybetmemek için bu sözleşmeleri imzalayarak şube müdürü olarak çalışmaya devam ettiğini, acentelik ilişkisinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından tazminatsız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, fazla çalışma yapıp tüm resmî ve dinî bayramlarda da çalıştığını, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, ücret, fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddiasının aksine taraflar arasında iş sözleşmesi bulunmadığını, davacının işçi sıfatını haiz olmadığını, Mahkemenin dosya kapsamında yetkisiz olduğunu, görevli ve yetkili mahkemenin İstanbul asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, davacının iddialarını kabul etmemekle beraber dava dilekçesinde talep edilen tüm alacaklar için zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının acente olarak faaliyet gösterdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin görünüşte bir sözleşme olmayıp gerçek bir sözleşme olduğunu, davacı yanın sözleşme ilişkisi nedeniyle cari hesaptaki tüm alacağını tahsil ettiğini, taraflar arasında muvazaa olduğu varsayılsa bile sözleşmenin tarafının kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemeyeceğini, davacı yanın zorlama bir yorumla sırf iş hukukunun koruyucu ilkelerinden yararlanmak amacıyla davasını görevsiz iş mahkemesinde açtığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 15.07.1997-01.08.2018 tarihleri arasında çalıştığı, işin mahiyeti, emsal ücret araştırması, dosyada mevcut ödeme makbuzu ve tanık anlatımları göz önünde tutularak davacının aylık net ücretinin 6.500,00 TL olduğunun kabulü gerektiği, davacının acente olarak kabul edilebilmesi için belirli bir yer veya bölge için sürekli olarak faaliyet icra etmesi ve bu faaliyeti meslek edinmiş olması gerektiği, somut olayda ise davacının daha önce davalının işçisi olduğu, davalı işverenin şubesini acenteye çevirdiği ancak tanık anlatımlarına göre davacının davalıya bağlı olarak çalışmaya devam ettiği, şube müdürü olan davacı ile muvazaalı şekilde acente sözleşmesi imzalandığı, davacının davalının işçisi olduğu, dosyaya sunulan 01.08.2018 tarihli istifa dilekçesine göre iş sözleşmesinin sağlık sorunları sebebiyle davacı tarafından sona erdirildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığı, davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında davacının herhangi bir ücret alacağının kalmadığı, davacının kullandırılmayan yıllık ücretli izin alacağı bulunduğu, taraf tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının başlangıçtan itibaren ara vermeden davalı Şirkette işe başlayıp en son şube müdürü olduğu, davalıya bağımlı olarak iş sözleşmesi ile çalıştığı, davacının ücret tespitinde isabetsizlik bulunmadığı, davacı işçinin irade fesadı iddiasını ispat edemediği ve haklı bir neden öne sürmediğinden kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanmadığı, tutarlı tanık beyanlarına göre fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının ispatlandığı, davacının kullandığı yıllık izinler dışlanarak bakiye yıllık ücretli izin alacağına hükmedildiği, bilirkişi heyet raporuna göre davalının takas ve mahsup talebine konu ettiği alacaklarını ispat edemediği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Kıdem ve ihbar tazminatlarının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
b. Ücret alacağının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,
c. Karşı taraf yararına hükmedilecek vekâlet ücretinin davacı yararına hükmedilen vekâlet ücretini geçmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının kısmi dava olarak açılamayacağını,
b. Acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğuna dair tespitleri kabul etmediklerini, davacının acente olduğunu,
c. Davacının yıllık ücretli izin, fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının reddi gerektiğini,
d. Davacının tespit edilen ücretinin haksız olduğunu,
e. Davacının hizmet süresinin hatalı olduğunu,
f. Davacıya banka yoluyla ödenen tutarların takas ve mahsubunu talep ettiklerini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, sonucuna göre dava konusu alacakların ispat ve hesaplanması, hizmet süresi, aylık ücret miktarı ile vekâlet ücretine ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi, sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhâl sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli, tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki niteliği itibarıyla fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olup beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur; bu nedenle karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yine iş sözleşmesinin her iki tarafça feshedilmiş olması hâlinde de ilk önce kimin tarafından feshedildiğinin ortaya konulması gerekmektedir. İş sözleşmesinin kim tarafından feshedildiği belirlendikten sonra sözleşmeyi sona erdiren bozucu yenilik doğuran hak bu kişi tarafından kullanılmış sayılacağından, feshe bağlanan hukuki sonuçlar kullanan kişiye göre belirlenecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-3097 Esas, 2018/1339 Karar sayılı kararı).
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.
İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhâl ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, istifa dilekçesinin gerçek iradesini yansıtmadığını, Şirketten ayrılışı sırasında işverence dilekçe imzalamasının söylendiğini, icra takibi ile karşılaşmamak için imzalamak zorunda kaldığını, 31.07.2018 tarihli "fesih protokolü ve ibraname" başlıklı belgeyi de icra takibi ile karşılaşmamak için imzalamak zorunda kaldığını beyan etmiştir. Davalı işveren ise davacının kendi isteği ile istifa ettiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince davalı tarafından dosyaya sunulan 01.08.2018 tarihli istifa dilekçesine itibarla ve sağlık sorunları sebebiyle iş sözleşmesinin davacı tarafından sona erdirildiği kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriği ile örtüşmemektedir.
Dosya içerisinde mevcut 31.07.2018 tarihli "fesih protokolü ve ibraname" başlıklı belgede acentelik sözleşmesinin davalı Şirket tarafından haklı nedenlere dayanılarak feshedildiği belirtilmekle birlikte bir gün sonrasına ait olan ve davacının imzasını taşıyan 01.08.2018 tarihli belgede acentelik sözleşmesinin sağlık sorunları nedeniyle davacı tarafından sona erdirildiğinin yazılı olduğu görülmektedir. Öncelikle her iki belge de davalı işveren tarafından dosyaya ibraz edilmiş olup söz konusu belgeler kendi içerisinde çelişkilidir. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı tarafça haklı neden olmaksızın feshedilmesinden sonra davalı işverene daha öncesinde teminat olarak verilmiş borç senedinin takibe konulacağı endişesi ile 01.08.2018 tarihli belgeyi imzalayarak işverene vermek zorunda kaldığına ilişkin davacı tarafın savunması ile işveren feshine işaret eden 31.07.2018 tarihli belgenin diğer belgeden daha önce düzenlenmiş olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; iş sözleşmesini sona erdiren feshin, işveren feshi olduğunun kabulü gerekmektedir.
Şu hâlde, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği davalı işverence ispat edilemediğinden davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile taleplerin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.