MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/903 E., 2025/2309 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 11. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/818 E., 2020/768 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... (Bakanlık) vekili temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 07.09.2007-25.07.2017 tarihleri arasında asıl işveren davalı Bakanlığa bağlı.... ... ... ve Araştırma Hastanesinde son olarak diğer davalı Şirkette olmak üzere değişen alt işverenler nezdinde temizlik görevlisi olarak çalıştığını, davacının son net ücretinin 2.300,00 TL olduğunu, ücretlerinin bir kısmının bankadan, bir kısmının elden imza karşılığı ödendiğini, işyerinde hafta içinde 5 gün 07.00-17.00 saatleri arasında ve cumartesi günü 07.00-13.00 saatleri arası çalışıldığını, davacının bir kısım ücretlerinin ödenmemesi, sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılmaması, alt işveren şirketlerin devamlı değişmesinden ötürü yıllık izinlerinin kullandırılmaması gibi nedenlerle iş sözleşmesini haklı nedenlerle sözlü olarak feshettiğini ancak davacının iradesi bu yönde olmamasına karşın istifa dilekçesi imzalatıldığını, 10 yıl kadar çalışması olan davacının kıdem tazminatı alamayacak biçimde istifa ederek işten ayrılmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağını ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... (...) vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının davalı Şirket nezdinde 01.01.2016-25.07.2017 ihale döneminde temizlik personeli olarak çalıştığını, istifa ederek işten ayrılması sebebi ile kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, davacının ücretlerinin bordrolarda tahakkuk ettirilerek banka kanalıyla ödendiğini, Hastane giriş çıkışlarına dair kart okutma cihazlarının dökümü istendiğinde fazla çalışma yapmadığının görüleceğini, davacı fazla çalışma yapmışsa da bu husustan davalı Şirketin bilgisinin bulunmadığını, işyerinde iş müfettişi incelemesi sonucu işçilerin fazla çalışma alacağı olmadığının kanıtlandığını, işçiler fazla çalışma ve tatil çalışması yaptığında bordroda tahakkuk ettirilerek ücretlerinin ödendiğini, davacının ödenen tutarları ihtirazi kayıtsız kabul ettiğini, davacının iddia ettiği uzun çalışma süresince izin kullanamamasının hayatın olağan akışına aykırı olacağını, davacının davalı döneminde yıllık iznini kullanmış olduğunu, 10.09.2014 tarih ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’un 8. maddesinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu (4734 sayılı Kanun) kapsamında alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatları ile ilgili düzenleme yapıldığını, söz konusu düzenleme uyarınca dava konusu alacakların asıl muhatabının münhasıran asıl işveren olan davalı İdare olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Bakanlık vekili cevap dilekçesinde; talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davalı Kurumun, 4734 sayılı Kanun ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında hizmet satın aldığını, davacının son olarak yüklenici diğer davalı Şirkete bağlı çalıştığını, ücret ve sair ödemelerin bu Şirket tarafından yapıldığını, Kamu İhale Kanunu Genel Tebliği'nin 79.1. ve 2. bendi uyarınca %3 sözleşme ve genel giderler içinde ihbar ve kıdem tazminatına ilişkin giderlerin (ihale bedeli dâhili olarak) işçiyi çalıştıran Şirkete ödendiğini bu sebeple İdarenin tazminatlardan sorumluluğu bulunmadığını, davacı işçinin istifa etmek suretiyle işten ayrıldığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, ücret kayıtlarından davacının aylık ücret alacağı bulunmadığı hususunun açıkça anlaşılacağını, kamu kurumu olan davacının çalıştığı Hastanede haftalık 45 saat çerçevesinde 24 saat kesintisiz hizmet esasına göre çalışma saatlerinin düzenlendiğini, haftalık çalışma saatinin aşılmadığını, davacının çalışma süresi boyunca hiç yıllık izin kullanmadığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının özlük dosyalarının yüklenici şirketler nezdinde olduğundan yıllık izin kayıtlarının tüm yüklenici şirketlerden celbinin gerekeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre davacının 07.09.2007-25.07.2017 tarihleri arasında davalı Bakanlığın bünyesinde değişen yükleniciler nezdinde çalıştığı, davalılarca davacının iş sözleşmesini istifa etmek suretiyle sona erdirdiğinden kıdem tazminatına hak kazamayacağı iddia edilmiş ve 25.07.2017 tarihli işten ayrılış bildirgesinde işten çıkış nedeni (03) kodu ile istifa olarak bildirilmiş ise de davacının sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılmadığı, tanık anlatımları ile kanıtlandığı üzere işyerinde fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları yaptığı hâlde karşılığı ücretlerin ödenmediği, yıllık izinlerinin kısmen kullandırıldığının belirlendiği, davacının iş sözleşmesini haklı nedene dayalı olarak feshettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Bakanlık vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içerisinde bulunan teknik şartname, tanık beyanları ve emsal bölge adliye mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu, Bakanlığının asıl işveren, diğer davalının son alt işveren olarak davacının işçilik hak ve alacaklarından müteselsilen sorumlu bulundukları, davacı işçinin fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmemesi, ... Kurumuna düşük ücretten bildirim yapılması, yıllık izinlerinin kullandırılmaması nedenleriyle iş sözleşmesini sözlü olarak haklı nedenle feshettiği, davacının haklarının ödeneceği sözü verilerek kendisinden istifa dilekçesi alındığını beyan ettiği, davacı tanıklarının davacının fazla çalışma ödenmediği için ayrıldığı yönünde beyanda bulunmuş oldukları, imzasız puantaj kayıtlarına itibar edilemeyeceği, dosya içerisinde bulunan istifa dilekçesinde; "görevimden kendi isteğim doğrultusunda istifa ediyorum." ifadesinin yazılı olduğu, davalılarca söz konusu ücretlerin ödendiğinin ispat olunmadığı, dosya kapsamından davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle davalı Bakanlığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Bakanlık vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının Bakanlık çalışanı olmayıp.... ... ... ve ... ..... ihale edilen temizlik hizmet alımı ihalesini alan firmaların işçisi olarak çalışmış olduğunu, Kurumun asıl işveren olmayıp ihale makamı konumunda bulunduğunu, davacının işçilik alacaklarından sorumluluğu bulunmadığını,
2. Hizmet alımlarında uygulanacak tip idari şartnameye uygun olarak hizmeti alım ihalesi yapıldığını, şartnameye göre teklif edilen fiyata personele verilecek ücret, yol parası, yemek ve giyim giderlerinin dâhil olduğu,
3. Davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, kıdem tazminatı talep hakkı bulunmadığını,
4. Kamu kurumu olan Hastanede haftalık 45 saat çerçevesinde 24 saat kesintisiz hizmet esasına göre çalışma saatleri düzenlendiğini, haftalık yasal çalışma saatinin aşılmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacı işçinin sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılıp yatırılmadığı, fazla çalışma ücretine hak kazanıp kazanmadığı ve kullanılmayan yıllık izin süresinin usule uygun şekilde belirlenip belirlenmediği noktasında toplanmaktadır.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Bakanlık vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 323/2 hükmüne göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hâllerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun'un 8. ve 37. maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı Bakanlığa bağlı Hastane işyerinde 07.09.2007-25.07.2017 tarihleri arasında temizlik elemanı elemanı olarak çalışan davacı en son ücretinin net 2.300,00 TL olduğunu, ücretlerin bir kısmının elden ödendiğini ileri sürmüştür. Davalı Bakanlık ise hizmet alım sözleşmesine ilişkin şartnamelerde işçilik ücretlerinin belirli olduğunu ve ihale bedeli içerisinde bu tutarların yüklenici şirketlere ödenmiş olduğunu, davacının ücretinin bordrolarda görünen tutar olduğunu kamu kurumu olan hastanelerde ücretin elden verilmesi gibi bir uygulamanın söz konusu edilemeyeceğini, bu konuda sorumluluklarının bulunmadığını ifade etmiştir. İfadesi alınan davacı tanıkları davacının ne kadar ücret aldığını bilmediklerini beyan etmişlerdir. Hükme dayanak raporda idari şartnamelerde; temizlik işçilerinin ücretinin asgari ücretin %15 fazlası olarak belirlendiği, bir öğün yemek ve mavi akbil bedeli tutarında yol yardımı yapılacağının düzenlendiği ve tanıklarca yol yardımının elden verildiğinin doğrulandığı ve ... ... ...... davacı emsali bir işçinin asgari geçim indirimsiz çıplak net ücretinin fesih tarihi itibarıyla 2.100,00 TL olabileceğinin bildirildiği gerekçesiyle davacının temel ücreti net 2.100,00 TL (brüt 2.937,43TL) olarak belirlenmiş ise de, davacının son ay çalışmasına ilişkin Temmuz 2017 ayı bordrosunda görünen son ücreti brüt 2.044,13 TL olup, bunun dönemin asgari ücreti olan brüt 1.777,50 TL'nin %15 fazlasına karşılık geldiği anlaşılmakla, davacının temel ücretinin idari şartnamelere uygun şekilde ödendiği gözetilmeksizin emsal ücret araştırmasına atıfla davacının daha fazla ücret aldığının kabulü hatalıdır.
3. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı vekilince işyerinde çalışmanın hafta içi 5 gün 07.00-17.00 saatleri arası, cumartesi günü 07.00-13.00 saatleri arası olduğu, hafta içinde sadece öğle yemeği için çalışmaya ara verildiği iddia edilmiş, davalı Bakanlık vekili tarafından ise kamu hastanelerinde haftalık 45 saatlik yasal çalışma süresine riayet edilecek şekilde çalışmaların düzenlendiği fazla çalışmanın söz konusu olmadığı iddia edilmiştir. Diğer davalı ... vekili ise davacının fazla çalışması olmadığını, Hastaneye giriş çıkışlara dair kart okutma cihazlarının dökümü istendiğinde bu durumun görüleceği ayrıca işyerinde iş müfettişi tarafından inceleme yapıldığı ve işçilerin fazla çalışma alacaklarının olmadığına dair tespitte bulunulduğu ileri sürülmüştür. Hükme dayanak alınan raporda tanık anlatımlarına dayalı olarak değerlendirme yapılarak haftalık 4 saat fazla çalışma yapıldığı belirlenmiş ise de davalı tarafların beyanları ve delil olarak dayanılmış olduğu gözetilerek işyerine giriş çıkış kayıtları ile davacı işçinin çalıştığı döneme yönelik mevcut olması hâlinde iş müfettişi tutanak ve raporları getirtilmeksizin salt tanık anlatımları doğrultusunda yapılan hesaplama eksik incelemeye dayalı bulunmakla isabetli değildir.
4. 4857 sayılı Kanun'un 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü, işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile ispatlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 31. maddesinde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup madde uyarınca, hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı, davalı Kuruma bağlı Hastane işyerlerinde 07.09.20 07... .07.2017 tarihleri arasında çalışmış olup, çalışma süresi boyunca hiç yıllık izin kullanmadığını iddia etmiştir. Mahkemece 9 tam yıl hizmeti nedeniyle 150 gün ücretli izne hak kazandığı, dosyaya 2017 yılına ilişkin sunulan 15 günlük yıllık izin kullanıldığına dair belgeler dikkate alınarak bakiye 135 gün yıllık izin hakkı bulunduğu kabul edilerek yıllık izin ücreti hüküm altına alınmış ise de davacının iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, hakimin 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde düzenlenen davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde; davacı asıl çağrılarak çalışma süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı konusundaki beyanının alınmasından sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre yıllık ücretli izin alacağının hüküm altına alınması gerekirken belirtilen husus yerine getirilmeden yazılı şekilde verilmiş olan karar isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.