MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/580 E., 2025/1527 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 41. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/84 E., 2024/103 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 09.02.2008-31.12.2013 tarihleri arasında asıl işveren İstanbul İl Özel İdaresi nezdinde farklı alt işveren şirketlerde bilgisayar işletmeni olarak çalıştığını, işyerinde alt işveren şirketler değişmesine rağmen işin sevk ve idaresini yapan ...'na devir olan İstanbul İl Özel İdaresi yetkilileri olduğunu, işyerinde İl Özel İdaresinin kendi personelleri ile aynı işi yapmasına rağmen onlardan daha düşük ücretle çalıştırıldığını ve iş sözleşmesinin haklı ve geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret farkı alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... Belediyesi vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını ayrıca müvekkili Belediyeye husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... .... .... .... .... Ve .... .... Şti. (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını belirterek ve müvekkili Şirkete husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (6360 sayılı Kanun) gereğince 30... tarihi itibarıyla İstanbul İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin sona erdiğini, aynı Kanun gereğince arşiv kayıtlarının İstanbul Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyonu Başkanlığına (İdari ve Mali İşler Müdürlüğü) devredildiğini, dolayısıyla davada husumetin tüzel kişiliği bulunan İstanbul Valiliği'ne yönetildiğini, davalı sıfatının Valilik olarak düzeltilmesini talep ettiklerini, davacının talep ettiği alacaklarının zamanaşımına uğradığını, tüm alacak kalemleri bakımından talep edilen faiz başlangıç tarihleri ve faiz oranlarının hatalı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... Belediyesi bakımından davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiği, somut uyuşmazlıkta davalılar arasında yapılan hizmet alım sözleşmelerinin ve uygulamalarının muvazaalı bir işleme dayandığı ve alt işveren şirketlerde çalışan işçilerin başlangıçtan itibaren gerçek işveren İl Özel İdaresi işçileri sayılarak işlem görmeleri gerektiği, buna göre davacıyla aynı işi yapan emsal kadrolu çalışanlara göre davacının ücretinin belirlendiği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 09.02.2008-31.12.2013 tarihleri arasında İl Özel İdaresine ait işyerlerinde hizmet alım sözleşmelerine istinaden çalıştığı ve son olarak davalı ... Şirketinde sigortaya kayıtlı olduğu, davacının yaptığı iş, hizmet alım sözleşmelerinin niteliği, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı itibarıyla tarafların sorumlulukları yönündeki kabulünün ve hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının diğer davalı ... Şirketi'nin çalışanı olduğunu, ayrıca bilgisayar işletmeni olarak ihale içeriğine uygun ve sözleşme kapsamında çalıştırıldığını, muvazaaya ilişkin kabulün hatalı olduğunu,
2. Müvekkili İdare'nin kıdem ve ihbar tazminatı bakımından sorumluluğunun bulunmadığını,
3. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların hatalı olduğunu, ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı, bunun sonucu olarak da davacının aylık ücretinin miktarı ile kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ve dava konusu alacakların hesaplanmasına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Asıl işveren alt işveren ilişkisi esas itibarıyla konusu iş görme olan borçlar hukuku sözleşmesinin iş hukukuna yansımasıdır. Taraflar arasındaki borçlar hukuku sözleşmesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmü uyarınca yer alan tanımın unsurlarını içeriyorsa bu durumda borçlar hukuku sözleşmesi olma özelliğinin dışında iş hukuku bakımından asıl işveren alt işveren ilişkisi oluşturur (Nurşen Caniklioğlu, "Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinin Unsurları-Unsur Yokluğunun ve Geçersizliğinin Sonuçları", Sicil İş Hukuku Dergisi, S.50, 2023/II, s.14).
4857 sayılı Kanun'un 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. Kanun’daki bu tanımdan yola çıkıldığında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin dayanağı olan sözleşmenin/asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için öncelikle iki işverenin varlığına ihtiyaç vardır. Ancak asıl işveren alt işveren ilişkisinin tarafı olan işverenlerin, işverenlik sıfatına sahip olmaları mutlaka alt işverenlik sözleşmesine konu olan mal veya hizmet üretiminin gerçekleştirildiği işyerinde işçi çalıştırmaları nedeniyle olmalıdır (Caniklioğlu, s.15, ... Güzel, "İş Yasası'na Göre Alt İşveren Kavramı ve Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinin Sınırları", Çalışma ve Toplum Dergisi, 2004/1, s.51).
Bir diğer unsur ise asıl işverenin işyerindeki mal veya hizmet üretimine ilişkin işin bir başka işverene (alt işverene) verilmesidir. Kuşkusuz Kanun hükmünün açıklığı karşısında, alt işveren üstlendiği işi mutlaka asıl işverenin işyerinde yerine getirmesi ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştırması gerektiği belirtilmelidir. Son olarak alt işverene verilen iş, asıl işin bir bölümü ise bu işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir iş olması şarttır. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez.
Söz konusu unsurlardan birinin yokluğu hâlinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğundan söz edilemez.
Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin 8. fıkrasına göre asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.
Somut uyuşmazlıkta; dosya kapsamından davacının, davalı İdare ve alt işverenler nezdinde çalıştığı hizmet alım sözleşmelerinin konusu; Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve Bağlı Kuruluşlar bünyesinde görevlendirilmek üzere (24 adet Sosyal Çalışmacı, 33 adet Psikolog, 2 adet Çocuk Gelişimcisi, 71 adet Öğretmen, 8 adet ...Hemşire, 25 adet Lise Hemşire-Sağlık Memuru, 32 adet Sosyolog, 37 adet Nöbet Elemanı, 109 adet Bilgisayar İşletmeni, 25 adet Çocuk Eğiticisi, 32 adet Bakım Elemanı, 31 adet Temizlik Elemanı) 429 kişilik meslek elemanı ve yardımcı personel hizmet alımı olarak tanımlanmıştır. Buna göre bilgisayar işletmeni olarak çalışan davacı hizmet alım sözleşmesine uygun şekilde çalıştırıldığından davalılar arasındaki ilişkinin Kanuna uygun olarak kurulduğu ve muvazaaya dayanmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının muvazaa nedeniyle kabul edilen ücret alacağının reddi gerekmektedir.
3. İşçinin asıl işverenden alınan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışması hâlinde, işyeri devri kurallarına göre çözüme gidilmesi gerekmektedir. Bu durumda değişen alt işverenler işçinin iş sözleşmesini ve doğmuş bulunan işçilik haklarını da devralmış sayılırlar. İş sözleşmesinin tarafı olan işçi veya alt işveren tarafından bir fesih bildirimi yapılmadığı sürece, iş sözleşmeleri değişen alt işverenle devam edeceğinden, işyerinde çalışması devam eden işçi açısından, feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti talep koşulları gerçekleşmiş sayılmaz. Buna karşın, süresi sona eren alt işverence işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi hâlinde, yapılan fesih bildirimi ile iş ilişkisi sona ereceğinden, işçinin daha sonra yeni alt işveren yanındaki çalışmaları yeni bir iş sözleşmesi niteliğindedir. Bu durumda feshe bağlı hakların talep koşulları gerçekleşeceğinden, feshin niteliğine göre hak kazanma durumunun değerlendirilmesi gerekecektir.
Dairemizce alt işverenler arasında işyeri devrinin kabulü için, davacının bir alt işverene ait işyerinden çıkışı ile bir sonraki alt işverene ait işyerine girişi arasındaki sürenin (10-15 gün gibi) makul süreyi aşmaması gerektiği kabul edilmektedir. Değişen alt işverenler bünyesindeki çalışmanın makul süreyi aşacak şekilde kesintiye uğraması, işyeri devri kurallarının uygulanmasını engeller. Bu hâlde işyeri devri kurallarının uygulanması mümkün olmadığından makul süreyi aşan kesintinin olduğu dönemlerin ayrı iş sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi ve asıl işverenin sorumlu olduğu alacak miktarının da bu değerlendirmenin sonucuna göre belirlenmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacının 31.12.2013 tarihinden sonra değişen alt işverenle iş sözleşmesinin devam edip etmediği yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda netleştirilerek kıdem ve ihbar tazminatı hususunda buna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.