(1412 S. K. m. 320) (765 S. K. m. 142)
Dava: TCK.nun 142/3. maddesine muhalefetten sanık Michel Ceraminot'un yapılan yargılaması sonunda; mahkumiyetine dair DİYARBAKIR Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen 7.12.1987 gün ve 1987/65 esas, 1987/145 karar sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ve sanık vekilleri tarafından istenilmiş ve sanık duruşma istemiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Olay Sempa-Tur tarafından düzenlenen ve muhbir tanık Nihat Vehbi Güldoğan'ın Türk rehberi olarak görevlendirildiği 20 kadar Fransız turist kafilesi içinde Fransız uyruklu sanığın tarih, sanat tarihi ve arkeoloji açısından yardım ve rehberlik yaptığı İstanbul - Ankara - Trabzon - Kars - Van - Diyarbakır - Şanlıurfa illlerindeki tarihi ve turistik yöreleri gezdikleri; 10 gün kadar süren gezilerinin sonunda Türk rehberi Nihat Vehbi Güldoğan'ın sanık Michel Ceraminat'un Fransız turist kafilesine Fransızca olarak milli duyguları yok etmek, zayıflatmak için sözler söyleyerek propaganda yaptığı iddiası ile emniyet görevlilerine ihbar ve anlatımda bulunmuş olmasından ibarettir.
Muhbir tanık Nihat Vehbi Güldoğan'ın aşamada değişen ve çelişen hatta ihbarının bir kısmını inkara kadar varan anlatımı dışında sanık Fransız rehber Michel Ceraminot'un rehberlik görevi gereği turistik ve tarihi değeri bulunan eser ve kalıntıların gezilip incelendiği sırada tarihi geçmiş, sanat tarihi ve coğrafi konum hakkındaki açıklamalar dışında ayrıca suç teşkil edebilecek şekilde söylendiği iddia edilen bu sözlerin neler olduğunun açık ve kuşku duyulmayacak biçimde dosyadaki delillerle tespitine olanak bulunmadığı bu nedenlerle şüphenin sanık lehine yorumlanması gerekeceğinden sanığın mahkumiyetine yeter nitelikte delil ve emare bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan suçun konusunun söz ve açıklamadan ibaret bulunmasına göre içeriği kesin olarak saptanamayan sözlerin söylendiğinin varsayılması suretiyle suçun kanuni unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.
Şu hale göre sanığın hükümlendirilmesine yetecek delil bulunmadığı gözetilmeden yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,
Sonuç: Kanuna aykırı ve sanık vekilinin temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sırasındaki açıklamaları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün C.Başsavcılığının tebliğnamedeki istemi gibi BOZULMASINA, 4.4.1988 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
1- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 320. maddesinde (Yargıtay temyiz dilekçe ve layihasında irad olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapılabileceği gibi, hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder) denilmektedir.
Olayımızda mahkûmiyet hükmü C. Savcısı ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş ve özellikle müdafiye ait layihada bozma sebepleri sıralanmıştır
Usulün yukarıya metni geçirilen açık yazılış şekli karşısında temyiz incelemesinin tam olarak yapılması gerekmektedir. Buna göre incelemede kanuna aykırı olduğu ifade edilen noktalar teker teker ele alınmalı, dermeyan edilmese bile başka hususlarda hükme tesiri olacak derecede aykırılık görülürse bunlar belirtilmeli ve şayet hüküm herhangi bir noktadan bozulacaksa, varsa diğer bozma sebepleri de gösterilmelidir.
Ele alınan işde bu yöntem uygulanmamış, suçun genel unsurlarından sadece fiil üzerinde durularak bunun da sübuta ermediği sonucuna varılınca tabir caizse müzakereler dondurulmuştur. Böylece suçun diğer kanuni unsurları üzerinde durma ve hükmün sair cihetlerini inceleme imkânı kalmamıştır.
Bu şekildeki bir incelemenin sözü edilen maddeye uygun düşmediği kanısındayım.
II- İncelenen dosyada mahalli mahkemenin sanık hakkında mahkûmiyet kararı verirken, esas itibarıyla, Fransız turist kafilesine, geziyi düzenleyen Sempa-Tur adına tercüman-rehber olarak katılan Konya Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyat Bölümünde Fransız dili öğretim görevlisi Nihat Vehbi Güldoğan'ın şahadeti ile sanığın gezi sırasında muhtelif yerlerde yaptığı konuşma ve açıklamalarda içinden pasajlar okuduğu Kürtler ve Kürdistan (Les Kurdes et la Kurdistan) adlı kitap içeriğine dayandığı görülmektedir.
1- Kararda da belirtildiği üzere şahit Nihat Vehbi Güldoğan'ın:
- 17.6.1987 günü müracaat sahibi olarak alınan ifadesinde, sanığın gezi esnasında "... Urfa şehrinin baş mimarının Ermeniler olduğunu... "Harran şehrinin ve şu anda kale kısmının tamamen Ermeniler tarafından inşa edildiğini..." beyan ettiği, İshakpaşa sarayını gezerken, "İshakpaşa'nın bir Kürt derebeyi olduğunu... Sarayın tamamen Ermeni mimarları tarafından yapıldığını...", "... Van, Bitlis, Diyarbakır, Kahta ve Urfa'ya kadar ve bunun dışında Irak-İran-Suriye sınırına kadar Kürdistan olduğunu, burada yaşayan halkın dil, kültür ve gelenek göreneklerinin Türklerden ayrı olduğunu...", "... Kürt unsurunun büyük kısmının Türkiye'de yaşadığını..." özetle ifade ettiğini, "... Türkiye'deki Kürt halkının Türkiye ve Türk halkı tarafından ezildiğini, hakir görüldüğünü, örf - adet ve ananelerinden uzaklaştırıldığını, asimilasyona tabi tutulduğunu" söyleyip kafileye, bu konuda yanında bulundurduğu (Les Kurdes et la Kurdistan) Kürtler ve Kürdistan isimli kitaptan pasajlar okuduğunu;
- 18.6.1987 günlü ifadesinde sanığın, "... Bitlis ilinin tamamıyla Kürt şehri olduğunu Türkçe dilinin şehrin hiçbir yerinde konuşulmadığını..." söylediğini, elinde bulunan Kürtler ve Kürdistan isimli kitabı açarak içinden pasajlar okuduğunu, "...Kürtlerin Türkler tarafından ezildiğini... "... Kürtlerin küçük görüldüğünü, Kürtlerin hiçbir zaman devletin büyük makamlarına getirilmediğini anlattığı, "... Türkiye'de bir Kürt devleti kurulması gerekli olduğunu" ifade ettiğini:
- Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından alınan 16.9.1987 günlü ifadesinde sanığın, Kars kalesini gezdirirken "Buraların aslında Ermenilere ait olduğunu, zamanla Türklerin onları katlettiğini" anlattığı, "... Diyarbakır'da burasının tam bir Kürt memleketi ve diyarı olduğunu,... Kürtlerin Türkiye genelinde nüfus ortalamasının yüzde yirmi yedi olduğunu, fakat bunlara karşı Kürtlere özgürlük tanınmadığını..., "... Bitlis halkının çoğunun Kürtçe konuştuğunu...;
Beyan ettiği anlaşılmış ve okunan eski ifadelerinin kendisine ait olduğunu bildirdiği görülmüştür.
2- Sanıkta ele geçirilen kitap ve belgeler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde ise, (Les Kurdes et la Kurdistan) Kürtler ve Kürdistan adlı kitabın Fransa'da Maspero Yayınevi tarafından satışa sunulduğu, kitabın bütün gelirinin Fransa - Kürdistan Derneği'ne intikal ettirildiği ve bu kitapta özetle;
- 54. sayfada Kürtlerin oluşturdukları Hamidiye alayları ile 1894-1896 yılları arasında Ermenileri katlettikleri,
- 71. sayfada Doğu ve Güneydoğu'nun 17 vilayetinin Kürt toprakları olduğu,
- 72. Sayfada 1970 sayımına göre Kürdistan nüfusunun 6.200.000 olduğu,
- 73. sayfada 1920 ve 1930'da Kürtlerden çok sürgün olduğu, 1926-1927'de 1 milyon sürgün yapıldığı,
- 103. sayfada Türklerin 1.5 milyon Ermeni'yi katlettikleri,
- 104. sayfada Kürtlerin; Zenci, Yahudi ve Çingene muamelesi gördükleri
- 121. sayfada 1975-1976 yılları arasında doğuda faşist milislerle, polisin 60 kişiyi öldürdüğü,
- 129. sayfada Ermenilere karşı soykırım uygulandığı,
Hususlarının ileri sürüldüğü;
- 152. sayfada geçici çözüm olarak Türkiye'de bir Türk-Kürt federasyonu kurulması
- 153. sayfada nihai çözüm olarak Türkiye dahil bütün diğer komşu ülkelerdeki Kürtleri de içine alacak bağımsız bir Kürt devletinin önerildiği ve kitabın bu alıntılar itibarıyla Türk milletini etnik gruplara bölmek, milli duyguları yok etmek veya zayıflatmak amacıyla propaganda yapan bir içeriğe sahip olduğu tespit edilmiş bulunmaktadır.
3- Mahalli mahkemenin; sanığın, turistik gezi sırasında çeşitli yerlerde, Bakanlar Kurulu kararı ile yurda sokulması yasaklanan ve içeriği yukarıda belirtildiği şekilde bilirkişi raporu ile saptanmış bulunan mezkur kitaptan da yararlanmak veya zaman zaman içinden bazı pasajlar okumak suretiyle yaptığı konuşma ve açıklamalarının neler olduğu ve neleri ifade ettiği hususunun şahit Nihat Vehbi Güldoğan'ın aşamalarda birbirini tamamlayan ve esas noktalarında aralarında çelişki görülmeyen beyanları ile açığa kavuştuğunu -gerekli ve yeterli hukuki tartışma sonucu- kabul ve takdir edip değerlendirmeye tabi tuttuğu anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında mahkemenin bu yoldaki kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı düşücesindeyim.
III- Sonuç olarak: Sanığın turistik gezi sırasında muhtelif yerlerde yaptığı konuşma ve açıklamalarının neler olduğu yapılan soruşturma ile açık seçik belli olduğu, dosyada suçun maddi unsurunu teşkil eden fiilin sübutunun kabulü için yeterli ve inandırıcı delil bulunduğu, suçun diğer kanuni unsurları üzerinde de durularak tam bir inceleme yapılması gerekeceği düşüncesi ile çoğunluğun sınırlı bir incelemeye istinaden ve delil yokluğundan bahisle belirlediği bozma düşüncesine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy