(765 S. K. m. 455)
Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Sanığın kullanmakta olduğu İkizdere Kaymakamlığına ait jeep ile içinde mağdur müştekiler ve ölen olduğu halde seyir halinde iken olay mahallinde direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu dereye yuvarlandıkları, aracın oturma koltuklarının üst seviyesine gelecek kadar suya gömüldüğü, 2000 doğumlu olup olay tarihinde 1-2 yaşlarında olan öleni babası müşteki Ender T. kucağına alarak kaza nedeniyle açılan kapıdan çıktığı, derenin akıntısı nedeniyle karaya çıkamadan kucağında muhafaza edemeyerek dereye düşürdüğü ve ölenin sulara kapılarak kaybolduğu, 8 gün sonra bulunduğu şeklinde oluşan olayda sanığın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı olduğu gözetilerek sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken oluşun hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,
Sonuç: Kanuna aykırı olup, katılanların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, 10.11.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Taksirli suçun unsurlarından biride hareketle sonuç arasında bulunması gereken illiyet bağıdır.
İlliyet bağı doktrinde değişik teorilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bunlar,
1- Şart teorisi, 2- Etkin sebep teorisi, 3- Uygun sebep teorisi, 4- Beşeri sebep teorisi, 5- Objektif isnat edilebilme teorisi, 6- Tehlikeli şart teorisi, 7- Hukuki önem teorisi şeklinde sıralanabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.5.1974 - 8/131-282, 16.6.1980 -9/176-235, 22.4.1985-9/410-228, 21.9.1987 - 9/20-359 tarih ve sayılı kararlarından da anlaşılacağı üzere hareketle sonuç arasında doğrudan illiyet bağını arayan uygun sebep teorisini benimsediği görülmektedir.
Bu görüşe göre neticeyi hangi hareketin meydana getirdiği tespit edilerek yalnız o hareketi yapan fail cezalandırılacaktır, buna karşılık neticeyi meydana getirici kuvvet ve değer taşımadığı kabul edilen hareketin faili bu maddi bağ gerçekleşmediği için artık suçun diğer unsurlarının varlığı araştırılmaksızın ve tartışılmaksızın suçlu kabul edilmeyeceklerdir.
Bu açıklamalar ışığı altında somut olay incelendiğinde;
Sanık kusurlu hareketi sonucu aracı yoldan çıkarak dere içine tekerlekleri üzerine düşürmüş ve bu olayda sadece Esra T. ile Ender T. hafif şekilde yaralanmışlar, ancak; bu olaydan tamamen bağımsız olarak gerçekleşen ikinci olay ise baba Ender T.'ın çocuğunu annenin kucağından alıp kıyıya çıkartmaya çalışırken kucağından suya düşürmesi sonucu çocuğun boğularak ölmesi şeklinde gerçekleşmiştir.
Sanığı ölüm olayından sorumlu tutabilmek aşağıdaki iki soruya olumlu yanıt vermekle mümkündür.
1- Çocuğun suya düşürülmesi sonucu meydana gelen ölüm olayı ile sanığın eylemi arasında doğrudan illiyet bağı var mıdır?
2- 3. kişinin kusurlu hareketiyle sanığın kusurlu hareketi birleşerek mi sonucu meydana getirmiştir?
Olayın oluş şekli ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun benzer olaylarda benimsediği görüşe göre birinci soruya verilecek cevap olumsuzdur.
İkinci soruya olumlu cevap verebilmek, sanığın 3.kişinin çocuğu kucağından düşürmesine kusurlu hareketiyle etki veya katkısının bulunup bulunmadığının açıkça tespit edilmiş olmasına bağlıdır. Tüm dosya kapsamından sanığın birleşen kusuru ile ölümlü olayın meydana gelmesine neden olduğu anlaşılamadığından mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle beraata ilişkin hükmün onanması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy