(1475 S. K. m. 13, 14, 16) (2595 S. K. Geç. m. 9) (657 S. K. Ek Geç. m. 1, Ek Geç. m. 2, Ek Geç. m. 3)
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm, süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı belediyede işçi statüsünde çalışmakta iken 12.2.1982 tarih ve 2595 sayılı Kanunun geçici 9. maddesi uyarınca memur statüsüne geçirilmiştir.
2595 sayılı Kanunun geçici 9. maddesinde aynen Bu kanuna tabi kurumlarda sürekli işçi statüsü ile çalışanlarla sözleşmeli personelden bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde memurluğa geçmek için yazılı olarak müracaat edenler, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydı ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun değişik ek geçici 1, 2 ve 3. maddeleri hükümleri 13.12.1960 tarih ve 160 sayılı Kanunun 4. maddesinde sayılan kuruluşlarda 1.3.1979 tarihinde görevli olanlar için ayrıca 20.2.1979 tarih ve 2182 sayılı Kanun hükümleri de dikkate alınarak derece ve kademeleri tespit edilmek suretiyle mevcut veya yeniden alınarak memur kadrolarına intibak ettirilebilirler denilmektedir.
Şu durumda bu kanuna göre işçi statüsünden memur statüsüne geçirilen bir kimsenin işçilikte geçen hizmet süresi memuriyette geçmiş sayılarak bu çalışmaları memuriyetteki derece ve kademe tespitinde ve emekli ikramiyesinde nazara alınacaktır.
Bunun sonucu olarak hizmet aktine tabi çalışmaları artık ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulamayacaktır. Zira, bir kimse aynı derecede hem işçi, hem memur olamaz ve hem memur, hem işçi statüsünden yararlanamaz.
Böyle olunca hizmet aktinin feshinden ve hizmet aktine tabi olarak geçen hizmet süresi için kıdem tazminatı hakkının doğduğundan söz edilemeyecektir.
Davacının memur statüsüne geçme isteğine ilişkin açık irade beyanı yanında kıdem tazminatı da istemiş ve işverenin buna sükut etmiş olması da bu konuda davacıya bir hak vermez.
Rıza hilafına memur statüsüne geçirilme söz konusu olsa bile bu hal ancak, 1475 sayılı İş Kanunu'nun işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanıyan 16. maddesinin II. bendinde (e) fıkrasındaki durumu oluşturabilir ki, olayda davacının bu yola gitmeyerek, halen memur statüsünde çalışmasını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
O halde, davanın reddi gerekirken kabulü isabetsiz olup, bozmayı icap ettirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten davalı yararına BOZULMASINA ve temyiz peşin harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.2.1984 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davada, işçilikten memuriyete geçirilme dolayısıyla istek konusu yapılan kıdem tazminatının hukuki niteliği konusunda yasama organlarında zaman içinde farklı görüşler ortaya atıldığı gibi yargı kararlarında ve öğretide de bu konuda değişik görüşler savunulmuştur. Son yasal düzenlemelerin ışığı altında bir sonuca varmak gerekirse, yaşlılık veya malullük aylığına hak kazanma halinde ödenen kıdem tazminatı dışındaki ödemelerin sosyal bir düşünceden kaynaklanmış, kanundan doğma kendisine özgü bir tazminat olduğu görülür. Ancak bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum ve sandıklardan emeklilik veya malullük aylığı almak amacıyla işinden ayrılanlara ödenen kıdem tazminatına ikramiye gözüyle bakılabilir.
Son yasal düzenlemeler de bu görüşe ağırlık verildiği görülmekte ise de, bunlar miktar ve tavanla ilgili olup, özel temel koşullarını kapsamamaktadır.
Tazminatın hukuki niteliği hakkında davadaki uyuşmazlıktaki önem nedeniyle bu kısa açıklamalardan sonra temel koşullara geçilip İş Yasası'ndaki ilgili hükümler incelendiğinde bu hakkın doğumunun iki temel şartın gerçekleşmesine bağlı olduğu görülür. Bu temel şartlardan birincisi işçinin hizmet akdi ile belirli bir süre işyerinde çalışmış olması, ikincisi de hizmet akdinin kanunda belirtilen fesih hallerinden biriyle veya işçinin ölümü ile sona ermiş bulunmalıdır.
Davadaki uyuşmazlığın yasanın amacına uygun çözümü için işçi ve işveren tarafça ayrı ayrı 16 tane fesih halinin kıdem tazminatını gerektirdiği yaşlılık veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla fesih halinin 16 sebepten ancak bir tanesi olduğunu önemle belirtmek icap eder. Bunlar İş Yasası'nın 14 ve 16 ncı maddelerde ve 17/2. dışındaki hükümlerde ayrı ayrı açıklanmıştır. Bu sebepler kısaca işçiye ahlak ve iyiniyet kuralları dışında tazminat hakkı veren sebeplerdir. Bunlardan birinin gerçekleşmesiyle çalışan ve çalıştıran arasındaki ilişkinin temelini oluşturan hizmet akdinin işveren ya da işçi tarafından sona erdirilmesiyle tazminat hakkı yasa gereği ortaya çıkar. Yasada işçinin ölüm dışında tarafların tek yanlı yaptıkları fesihlerden söz edilmiştir. Oysa dava konusu olayın daha farklı şekilde geliştiği, davacı 2708 sayılı Yasanın geçici 19. maddesi hükmü gereği işçilikten memuriyete geçirilmiş, aradaki hizmet akdi ilişkisi kanun hükmü ile sona erdirilmiştir. Böyle bir durumda davacının işçilikte geçen hizmet süreleri için kıdem tazminat hakkının doğup doğmayacağı tartışma konusu yapılabilir. Ancak Yasanın düzenleyici hükümleri içinde açık yada kapalı konu ile ilgili bir hükmünün bulunmaması sadece memur statüsüne geçirildiği tarih esas alınarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre intibakın yapılacağının öngörülmesi ve hatta intibak işlemleri tamamlanıncaya kadar tabi olduğu toplu iş sözleşmesi veya hizmet akdinden doğan ücret, para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatlerinin ödenmesine devam olunacağından açıkça söz edilmesi karşısında kanaatimce hiç duraksamadan davacının hizmet akdi ilişkisi içinde çalıştığı süre için kıdem tazminatı hakkının doğduğunu kabul etmek gerekir.
İş Yasası bu hakkın doğumu için iş akdinin feshinden veya son bulmasından söz etmiştir. Asıl önemli olan budur. Gerçi bu yasa hükmü ile sona erdirilmesi iş Kanununda sayılan sona erdirme ya da fesih hallerinden değilse de, İş Kanunu'nun kıdem tazminatını gerektiren hükümleri birlikte incelendiğinde işçinin ahlak ve iyiniyet kuralları ve akde aykırı hareketlerinden başka bir sebeple akdi ilişkisinin kesilmiş olmasının yeterli olduğu sonucuna kolayca varmak mümkündür.
Diğer taraftan işçilikte geçen sürenin 657 ve 2595 sayılı Kanun hükümlerine göre, yapılacak intibakta nazara alınması bu yasalarda aksine bir hüküm bulunmadığına göre, işçilik süresi ile ilgili olup iş Kanunundan doğan kıdem tazminat hakkını ortadan kaldırmaz, intibak maaş ona bağlı aylık ödemelere ilişkin olacaktır, işçinin memur olarak işine devam etmesi dahi bu sonucu kural olarak etkilemez.
Dava konusu uyuşmazlıkta diğer önemli bir konuda; dava ve hatta karar tarihinde yürürlükte bulunan 228 sayılı Yasa ile son günlerde yürürlüğe giren 2829 sayılı Yasa uygulamasıyla ortaya çıkan sonuçlardır. Bilindiği gibi bu yasalarda; değişik sosyal güvenlik kurumlarında geçen hizmetlerin birleştirilmesi ve bu birleştirilen süreler üzerinden ilgili sosyal güvenlik kurum kanunu esaslarına göre hak kazanmaları halinde emekli veya malullük aylığı bağlanması ve yine bu süreler üzerinden emekli yada kıdem tazminatı ödenmesi öngörülmektedir. Davacı işçilikten memuriyete geçirildiğine göre Sosyal Sigortalar Yasası'na tabi işçilikte geçen hizmet süreleri bundan sonra Emekli Sandığında geçecek hizmeti ile birleştirilecek ve T.C. Emekli Sandığı kanunu hükümlerine göre, hak kazanmak koşulu ile birleştirilen hizmetlerin üzerinden davacıya emeklilik veya malullük aylığı bağlanacaktır. Aylık bağlandığında ayrıca, prim ve aidat ödediği sürelerin toplamı üzerinden 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunundaki esaslar uyarınca emekli ikramiyesi ödenecektir. Ancak burada kıdem tazminatının farklı ölçüler ve hesap biçimiyle emekli ikramiyesine dönüştüğü düşünülse bile yukarıdaki kısa özetlemelerden de anlaşılacağı üzere ikramiye hakkı dahi son -tabi olduğu yasaya göre emekli veya maluliyet maaşına hak kazanma koşullarının gerçekleşmesine bağlanmış olması nedeniyle davacının diğer hak doğuran sebeplerden yararlanma olanağı ortadan kaldırılmış olur ki bu da kıdem tazminatı hakkını İş Yasasının amacına aykırı olarak sınıflandırılması sonucunu doğuracağından yasal açıdan himaye edilemez.
Diğer yönden doğmuş bir hakkın ilerde emekli olma ihtimaline talik edilmesi ve diğer çeşitli belirsiz durumlara bırakılması hukukun hak alma ilkesi ile de bağdaştırılamaz. Memuriyetin ölüm vesair bir sebeple emekli veya maluliyet maaşına hak kazanmadan sona ermesi halinde ikramiyeye dönüşmesi de mümkün olmayacak, bu takdirde hakkı tamamen kaybedilmesi de söz konusu olabilecektir.
Diğer yandan davacının başvuru dilekçesinde 2595 sayılı Kanunun geçici 9 ncu maddesi uyarınca işçilikten fen işleri memurluğu kadrosuna tayininin yapılmasını istemekle beraber toplu sözleşmede belirtilen kıdem tazminatı ile diğer sosyal haklarının ödenmesi koşulunu da ileri sürmüş ve davalı Belediye aylarca sonra işlem yaparak 27.3.1983 tarihinde memurluğa atanmasını yapmıştır. Davalı idare şartlı isteğe karşı herhangi bir karşı mütalaada bulunmamıştır, işyerinde çalışmasını sürdürmüş olması, özellikle kapalı veya açık büyük bir işsizliğin bulunduğu düşünülürse işini kaybetme endişesi içinde bulunmasının etken olduğunun kabulü gerekeceği cihetle aleyhe yorumlanamaz.
Yukarıdan beri açıklanan ve karar yerindeki gerekçelerle bu sonuca uygun olan mahkeme kararının onanması oyundayım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy