(2675 S. K. m. 35, 38) (469 S. K. m. 1, 2, 3) (5521 S. K. m. 1)
Dava: Alman iş Mahkemesinin ücret alacağına ilişkin olarak verdiği kararın tenfizi isteğiyle açılan davanın kabulüne ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.11.1991 günü tayin edilerek taraflara çağrı kâğıdı gönderilmiştir. Duruşma
günü davalı adına Avukat.............ile karşı taraf adına Avukat................geldiler.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili. Alman İş Mahkemesi tarafından ücret alacağına ilişkin olarak verilen 4.11.1981 tarih ve 512/81 sayılı kararın tenfizi istemiyle İş Mahkemesine başvurmuştur.
İş Mahkemesi, adı geçen yabancı Mahkemenin kararının tenfizine karar vermiştir. İşbu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1 - Dairemizce de benimsenen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.1990 tarih ve Esas 1990/13-3, Karar 1990/347 sayılı ilâmı uyarınca Almanya ile 2675 sayılı MÖUHK'nun 38 nci maddesindeki karşılıklılık ilkesinin gerçekleştiğinin kabulü gerektiğinden davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
2 - Mehakimi şer'iyenin ilgasına ve Mehakimin teşkilâtına Ait Ahkamı Muaddil Kanun adlı 469 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinde önce yetki derecesi Kanun ile muayyen Sulh Mahkemeleri, saniyen bulundukları kazanın namıyla anılan Asliye Mahkemelerinin varlığı belirtilmiş, 2. maddesinde icabeden yerlerde Asliye Mahkemelerinin müteaddit devaire taksim olunacağı, müteaddid devaire taksim olan mahkemelerde çeşitli meselelere göre, görevin daireler arasında tevziin Adalet Bakanlığına (yeni Anayasa uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kuruluna) ait olacağı açıklanmış, 3 üncü maddesinde de Asliye Mahkemelerinin Sulh Mahkemelerinin yetkileri dışında kalan tüm hukuk, ceza ve ticaret davalarına usul ve kanuna tevfikan temyizi kabil olmak üzere göreceği hükme bağlanmıştır.
Sonradan 4.2.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5521 sayılı iş Mahkemeleri Kanununun 1 nci maddesinde, orada yazılı hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş Mahkemelerinin kurulacağı, iş Mahkemeleri kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından bakılır hükmü getirilmiştir.
Bu yasa hükmüne istinaden iş Mahkemeleri kurulmuş, iş Mahkemesi kurulmamış olan yerlerde de bu davalara bakmak üzere o yer Asliye Hukuk Mahkemesi görevlendirilmiştir.
Buna göre, iş Mahkemeleri, Sulh Mahkemelerinin yetkileri dışında kalan ve 5521 sayılı iş Mahkemeleri Kanununun 1 nci maddesinde öngörülen hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli mahkeme durumundadır.
469 sayılı Kanunun 3 ncü maddesinde ise. Sulh Mahkemelerinin yetkileri dışında kalan hukuk davalarına bakan mahkemeler Asliye Mahkemesi olarak tanımlanmıştır.
O halde iş Mahkemeleri de Asliye Mahkemesi olarak kabul edilmelidir.
Gerçekten genel bir kavram olarak Asliye Mahkemesi, hukuk dalında Asliye ve ceza dalında Asliye Mahkemelerini kapsar.
Hukuk dalında Asliye Mahkemeleri Asliye Hukuk, Ticaret, Tapulama ve iş gibi, Sulh Hukuk Mahkemeleri dışındaki hukuk uyuşmazlıklarının çözümü ile görevli mahkemeleri ifade eder.
İş Mahkemelerinde uygulanacak hukuk usulü bakımından bazı özel hükümler getirilmiş olması bu esası etkilemez.
Bu nedenlerden dolayı İş Mahkemeleri 2675 sayılı Kanunun 35 nci maddesine göre kendi görev alanına giren konularda tenfiz kararı vermeğe görevlidir. Davalının bu yöne ilişen itirazıda yerinde değildir.
3 - Ancak, tenfizi istenilen Alman iş Mahkemesinin kararı ............Firması aleyhine kurulmuştur.
Aleyhine tenfiz kararı istenilen ...................... ise, bu Firmanın
Yönetim Başkanı, Ortak salâhiyetli Müdür, Salahiyetli Müdür veya tasfiye salahiyetlisi olduğu anlaşılmaktadır.
Böylece, Alman İş Mahkemesinde aleyhine hüküm kurulan kişi ile aleyhine tenfiz kararı verilen kişinin aynı kişiler olmadığı görülmektedir.
Bu husus gereğince açıklığa kavuşturulmadan ve hukuki dayanağı yeterince gösterilmeden ............ hakkında tenfiz kararı verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 3 ncü bentte gösterilen sebepten BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, davalı yararına takdir edilen ............ lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.12.1991 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy