(1475 S. K. m. 14/4)
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İş Kanununun 14. maddesinin 4. fıkrası hükmü, kamu kuruluşunda çalışan işçinin hizmet sözleşmesini yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla feshetmesi haliyle sınırlı olmak üzere, işçinin kıdeminin değişik kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesap edileceğini öngörmektedir. Görülüyor ki, değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi, kıdem tazminatının ödeneceği tüm haller için değil, sadece işçinin, yaşlılık veya malullük aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla hizmet sözleşmesini feshetmesi halinde söz konusudur. Şayet, hizmet akdi, aylık ya da toptan ödeme almak amacı dışında başka bir nedenle feshedilmiş ise, değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet süreleri birleştirilmek suretiyle kıdem tazminatı ödenmesi söz konusu olamaz. Nitekim Dairemizin yerleşik görüşü ve uygulaması da bu doğrultuda olmuştur. Bu kural, Sosyal Sigortalar Kurumu'na borçlanılan muvazzaf askerlik hizmeti süresinin kıdem tazminatının hesabında kıdeme dahil edilmesi konusunda da aynen geçerlidir.
Olayımızda, davacının hizmet akdi, İş Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca ihbar ve kıdem tazminatları ödenmek suretiyle işveren tarafından feshedilmiştir. İşçinin, fesih tarihinde yaşlılık aylığı almaya hak kazanmış bulunması (İşverenin fesih yazısında davacının emeklilik hakkını kazandığından söz edilse bile) onun emekliye sevk edildiği anlamına da gelmez. Çünkü işverenin böyle bir yetkisi yoktur. Gerçekten, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu zorunlu emeklilik sistemi öngörmemiş, yaşlılık aylığından yararlanmayı işçinin kendi isteğine bırakmıştır. İşçi istekte bulunmadıkça, işverenin veya Sosyal Sigortalar Kurumu'nun re'sen emekliye sevk yetkisi yoktur.
Öte yandan fesih, bozucu yenilik doğuran bir irade açıklaması olup karşı tarafa ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur. Fesihten sonra meydana gelen olay (davacının emeklilik için Sosyal Sigortalar Kurumu'na Başvurması) feshin hukuki sonuçlarını etkilemez. Böyle olunca da, davacının iş akdini yaşlılık aylığı almak amacıyla feshettiğinden söz etmek mümkün değildir. Yukarıda açıklanan sebeplerle davanın reddine karar vermek gerekirken kabulü isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 10.6.1993 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Çoğunluğun İş Kanunu'nun 14. maddesinin 4. fıkrası hükmü, Kamu Kuruluşunda çalışan işçinin hizmet sözleşmesini yaşlılık, emeklilik veya mamullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla Feshetmesi haliyle sınırlı olmak üzere, işçinin kıdeminin değişik kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesap edileceğini öngörmektedir... gerekçelerine katılmıyorum.
Zira 1475 sayılı Yasa'nın 14/4'üncü maddesinin lafsından ve ruhundan böyle bir sonuca gitme zorunluluğu olmadığı gibi kamu kuruluşlarının birçoğunda özellikle 1991 ve 1992 yıllarında yönelinen uygulama, daha gerçekçi ve maddenin yazılış şekline ve amacına uygun bir yorum getirilmesi zorunluluğunu doğurmuş, nitekim bunun sonucu Dairemizde 1992 yılında ve 1993 yılının Haziran ayına kadar aşağıda açıklayacağım görüş doğrultusunda ittifakla birçok karar çıkmıştır. Bu yöndeki Daire kararlarına katılmama, bir çok kamu kuruluşunda çeşitli nedenlerle işçi çıkarma yoluna giden işverenlerin ihbar tazminatı ödememek için yaşlılık aylığına hak kazanmış durumda olan işçilerden emekli olmalarını istediği, bu isteği kabul eden işçilere 14/4'üncü madde gereğince askerlik borçlanması da dahil hizmet birleştirilmesi yapılarak kıdem tazminatı ödenmediği, işverenin bu teklifini kabul etmeyen yaşlılık aylığına hak kazanan işçilerin hizmet akitlerinin İş Yasası'nın 13. maddesine göre, fesih edildiği kendilerine ihbar ve kıdem tazminatı ödendiği, ancak kıdem tazminatı ödenmesi sırasında 14/4'üncü madde gereğince hizmet birleştirilmesi yoluna gidilmediği, işverenlerin bu tutumları ile işçileri hizmet birleştirilmesinden veya ihbar tazminatından yararlandırmama amacına matuf kötü niyetli bir davranış içerisine girmeleri neden olduğu gibi 1475 sayılı Yasa'nın 14/4'üncü maddesinin düzenleniş amacına uygun yorumun da etkisi olmuştur. Halen de aynı görüşümü sürdürmekteyim.
1475 sayılı Yasa'nın 14/4'üncü maddesinde sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi belirtilen nedenlerle işçinin hizmet sözleşmesini fesih etmesinden söz edilmemiş, anılan madde bendinde açıkça T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu'na veya yalnız SSK'na tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle SSK'na göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir denilmektedir. Açıklandığı gibi hizmet akdinin işçi tarafından fesih edilmesi şart değildir. Zorunlu olan akdin feshi tarihinde anılan hakların kazanılması ve akdin kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermesidir.
Kamu kuruluşlarında yukarıda açıklanan uygulama gibi yaşlılık aylığına hak kazanan, işverenin isteğine rağmen akdi bizzat feshetmeyen işçinin hizmet akdi 1475 sayılı Yasa'nın 13. maddesi gereğince işveren tarafından fesih edilmiş ve hemen işçi SSK'na başvurarak kendisine yaşlılık aylığı bağlatmış ve aynı Yasa'nın 14/4'üncü maddesi gereği hizmet birleşmesinden faydalanması gerekir. Bu görüşümüzün benimsenmesi yaşlılık aylığına hak kazanan işçilerin yıllarca emek verdikleri kamu kuruluşlarındaki tüm çalışmalarının karşılığı olan kıdem tazminatlarını almalarını sağlayacak, yeniden bir başka kamu kuruluşunda bu işsizlik ortamında iş bulabilme yaşını yitiren işçiler üzerinde kötü niyetli işverenlerin çalışma özgürlüğünü zedeleyici, hakkın suiistimal niteliğinde davranışlarını önleyecektir.
Açıkladığım bu sebeplerle çoğunluğun bozma gerekçesine karşıyım.
Dava konumuzda akdi fesih edildikten 3.5 ay sonra yaşlılık aylığı almak için SSK'na başvuran davacının akdin feshi tarihinde hizmet birleştirilmesi suretiyle yaşlılık aylığına hak kazandığı kanıtlanmadığı ve ne kadar süre için askerlik borçlanmasında bulunduğu belgelenemediği gerekçeleri ile mahkeme kararının bozulması görüşündeyim.
KARŞI OY YAZISI
1 - İş Kanunu'nun 14/4'üncü maddesindeki hükme göre; T.C. Emekli Sandığı Kanunu'na veya Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olarak aynı veya değişik kamu kuruluşlarında da geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanunu'na göre;
a- Yaşlılık aylığına,
b- Malullük aylığına veya,
c- Toptan ödemeye, hak kazanan işçiye kıdem tazminatı, son işveren kamu kuruluşu tarafından toplam süre üzerinden ödenir.
Görüldüğü gibi burada esas olan, hizmetlerin birleştirilmesi halinde toplam sürenin yaşlılık aylığı veya malullük aylığı ya da toptan ödemeye hak kazanmayı sağlamasıdır. Eğer bu sağlanamıyorsa o takdirde hizmet birleştirmesi yapılamayacaktır. Çoğunluk görüşünde ifade edildiği gibi hizmet birleştirmesinin sadece yaşlılık aylığı, malullük aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla iş akdinin sona ermesi halinde söz konusu olabileceği şeklindeki yoruma katılmak mümkün değildir. Zira maddede sadece hak kazanmak tan söz edilmiş, ancak bu üç şekilde iş akdinin sona ermesi hallerinde birleştirme yapılabileceği şeklinde bir sınırlama getirilmemiştir.
Bize göre hizmet sürelerinin toplamı halinde eğer yaşlılık malullük aylığı ya da toptan ödemeye hak kazanılıyorsa o takdirde İş Kanunu'nun 14. maddesine göre hesaplanacak tüm kıdem tazminatlarında hizmet birleştirmesi mümkündür. Nitekim, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 15.3.1984 gün ve 1984/1592-2793 sayılı Kararında da; iş akdinin kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermesi halinde değişik kamu kuruluşlarında geçirilen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşunca kıdem tazminatı ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
2 - Muvazzaf askerlikte geçen ve borçlanılan sürenin kıdem tazminatı hesabında, İş Kanunu'nun 14. maddesindeki şartları varsa dikkate alınabileceği şeklindeki çoğunluk görüşüne de katılmam mümkün değildir. Zira İş Kanunu'nun 14/4'üncü maddesinde T.C. Emekli Sandığı Kanunu'na veya Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olarak kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilebileceği ifade edilmiştir. Muvazzaf askerlik, yedek subaylık hariç ne T.C. Emekli Sandığı'na ne de SSK'na tabi bir hizmettir. Bu dönemde taraflar arasında herhangi bir hizmet akdi söz konusu olmadığı gibi bu sürenin borçlanarak prim ödeme gün sayısına eklenmesi imkanının tanınması ile de o dönem için bir hizmet ilişkisinin varlığı kabul edilmiş olmamakla sadece bu süreler sigortalılık süresine eklenmektedir. Muvazzaf askerlik süresinin borçlanılması sadece sosyal güvenlik açısından hukuki sonuç doğurur. Hizmet akdine dayanmayan bu sürenin kıdem tazminatında dikkate alınması kıdem tazminatı müessesesinin hukuki yapısına aykırıdır. Nitekim öğretide de büyük çoğunluk bu görüşümüzü paylaşmaktadır. (Taşkent İHU.14. (No.42), Tuncay İHU.14 (No-37), Şablanan İHU, 14 (No-38), Ekonomi 1989 kararları MESS. Sh. 94)
Bu nedenlerle, borçlanılan muvazzaf askerlik süresinin İş Kanunu'nun 14/4'üncü maddedeki koşullar dahilinde, kıdem tazminatının hesabında dikkate alınabileceği yolundaki çoğunluk düşüncesine de katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy