(1475 S. K. m. 2, 5, 35)
Dava: Davacı, fazla çalışma parası, ikramiye ve ilave tediye ile yiyecek ve aile yardımından doğan alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1 - Davacı, 15.3.1991 tarihli dava dilekçesi ile işçi olduğunun tesbitine ve 1475 sayılı İş Kanunu ile TİS'den doğan haklardan yararlandırılması gerektiğine ve işçilik haklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının sözleşmeli personel olarak istihdam edildiğini işçi statüsünde bulunmadığını iddiasının yerinde olmadığını savunmuş ve idari yargı yerinin görevli olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davacının işçi statüsünde olduğunun tesbitine, fazla çalışma ücreti, ikramiye, ilave tediye ücreti gibi işçilik hakları gerçekleşmediğinden bu yöndeki isteklerinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan davacıya ait sicil dosyasından davacının ilk defa 30.9.1987 tarihinde 233 sayılı KHK hükümleri uyarınca sözleşmeli personel olarak istihdam edildiği, onu takip eden sözleşmede de sözleşmeli personel olarak gösterildiği ve sözleşmesinde sosyal güvenlik bakımından 5434 sayılı TC. Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olduğunun yazılı olduğu, belgelerde derece ve kademesinin gösterildiği, sözleşmeli personel olarak teskiye fişlerinin düzenlendiği görülmektedir.
233 sayılı KHK'nın bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılmasına dair 22 Ocak 1990 tarih ve 399 sayılı KHK'nın 3. maddesinde istihdam şekilleri gösterilmiş, (a) bendinde teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda hizmetlerin memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürüleceği açıklandıktan sonra, (b) bendinde memurların, (c) bendinde de sözleşmeli personelin tanımı ve tabi olacakları statü belirlenmiş ve sözleşmeli personel, bu kanun hükmünde kararnamede belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilecek bir sözleşme ile çalıştırılan ve işçi statüsünde olmayan personel olarak tanımlanmıştır.
Sicil dosyasından davacının 399 KHK'nın yürürlüğe girmesinden sonra da bu KHK'de belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilen sözleşme ile istihdam edilip çalıştırıldığı görülmektedir. Bu durumda davacının sözleşmeli personel olduğunun kabulü ile uyuşmazlıkta idari yargı yerinin görevli olması nedeni ile görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, bu yasal düzenleme dışına çıkılarak işin niteliği bakımından işçi olduğunun tespitine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 01.06.1992 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy