(5521 S. K. m. 1) (5584 S. K. m. 2, 10, 16) (2821 S. K. m. 63)
Dava: T.H. Sendikası Genel Başkanlığı adına Avukat K. S. ile Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü adına Avukat L. T. aralarındaki dava hakkında Ankara 11. İş Mahkemesi'nden verilen 7.10.1997 günlü ve 1548-163 sayılı hüküm davacı avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı sendika Anayasa ve ilgili yasa kurallarına göre haberleşmenin gizliliğinin ilke olarak kabul edilmiş olduğunun haberleşme aracı mektupların kartların kabulü taşınması ve dağıtımının posta idaresinin tekeline verildiğini bu hükümler çerçevesinde sözkonusu maddeleri alıcısına teslimi için ayrıma tabi tutulması işinin de tekel kapsamında düşünülmesi gerektiğini buna rağmen ayırma işinin tekel dışında sayılarak bu hizmetin özel sektöre devir edildiğini böylece, tekelin delinerek kısmi bir özelleştirmenin sonucu olarak da işçilerin sendikalaşmaları açısından kendilerinin etkileneceğini çok sayıda işçinin özelleştirme sonucu sendikalarından ilişkilerinin kesilmesi ile karşılaşılmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürerek davalı Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile dava dışı üçüncü şahıs durumunda olan firma arasında akdedilen sözleşmenin posta tekelini ortadan kaldırıcı-delici-kısmi özelleştirme niteliğinde olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda işin esası incelenerek ayırma işleminin 5584 sayılı Posta Kanunu'nun 2, 10. ve 16. maddelerine uygun olup idarenin hizmeti en iyi şekilde ve en az masrafla yürütmekle görevli bulunması nedeniyle tespit davasının reddine karar verilmiştir. Yukarıda da özetlendiği gibi dava sonucu itibariyle posta idaresinin ayırma işleminin özelleştirme yoluyla bir üçüncü firmaya verilmesinin mümkün olup olmadığı konusu taraflar arasında uyuşmazlığı oluşturmuştur. Bu itibarla dava özü ve sonucu yönünden 5584 sayılı Posta Kanunu ile ilgili idareye verilen ayırma işlerinin bir özel şirkete idari bir tasarrufla verilmesinin hukuka uygunluğunun tespitine ilişkin bulunmaktadır. Yapılan bu işlemin davacı sendikayı dolaylı olarak etkileyebileceği düşünülebilirse de; davanın temel dayanak ve niteliği fiilen gerçekleştirilen bu özelleştirmenin yasalara uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla yerindeliği sorunu ile ilgili olduğu için bunun çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu açıktır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki İş Mahkemesi'nin görevi 5521 sayılı kanunda ve 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 63. maddesi ve ilgili diğer yasalarda sınırlı bir şekilde gösterilmiştir. Söz konusu uyuşmazlık bu çerçevenin dışında kalmaktadır. Bu halde karar görev noktasından bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 6.11.1997 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı sendika, 5584 sayılı posta yasasının amir hükümlerine göre posta tekelinin Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait olduğuna ve genel müdürlüğün bu tekel kapsamında yer alan ayırma işini özel sektöre devretmek suretiyle Anayasaya, posta kanununa ve posta tüzüğüne aykırı olarak yaptığı bu tasurrufla tekelin delindiğini ve kısmi bir özelleştirme gerçekleştirildiğini ve bu işlemin sendikalarına üye işçiler ile sendikalarının hukuki yararlarına zarar verdiğini ve verebileceğini ileri sürerek, yapılan işlemin posta tekelini ortadan kaldırıcı, delici ve hatta kısmi özelleştirme niteliğinde olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş ve mahkemece yapılan işlemin yasa hükümlerine ve Anayasaya uygun olduğu gerekçeleriyle istem red edilmiştir.
Gerek mahkeme kararında ve gerekse Dairemizin çoğunluk görüşünde, sendikanın bu şekilde dava açabileceği benimsenmektedir. Ancak, sorun davanın hangi yargı merciinde açılabileceği yönündedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usuli Kanununun 2. maddesinde, idari işlem hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından idari dava açılabileceği öngörülmektedir.
2821 sayılı Sendikalar Kanununun 2. maddesinde sendika, "işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirilen tüzel kişiliğe sahip kuruluş" olarak tanımlanmaktadır.
O halde sendika, davalı idarenin işlemi nedeniyle üyelerinin ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak amacıyla idari dava açma yetkisine sahiptir.
Daire çoğunluk kararında davanın idari yargıda görülmesinin gerekçesi olarak işlemin yerindeliğinin tespiti amacı gösterilmektedir.
Ancak, 2577 Sayılı Yasanın 2. maddesinin 2. bendinde belirtildiği şekilde, idari mahkemeler yerindelik denetimi yapamazlar.
Dava dilekçesinde tespit talebi mevcuttur. Mahkeme çoğunluk görüşü doğrultusunda karar verdiği takdirde yerindelik denetiminin yapılabilmesi amacıyla görevsizlik kararı verilecektir ki, bu idari yargılama usul yasasına aykırı bir karar oluşturacaktır.
Ayrıca, mahkemece de benimsendiği şekilde, konunun iş mahkemesinde irdelenmesi gerekmektedir.
Şöyle ki; 5584 sayılı Posta Kanunu'nun posta tekeli başlıklı 2. maddesinde; açık ve kapalı mektuplar, üzerlerinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan kartlar posta tekeli altındadır.
Posta işletmesi ile özel şahıs arasında imzalanan mukavelede posta tekeli dışındaki posta gönderilerinin ayırım ve işleme hizmeti devredilmiştir.
Sözleşmede posta gönderileri tabiri kullanılmaktadır. Posta tüzüğünün 2. maddesinde "posta gönderileri" deyimi mektup postası gönderilerini; değer konulmuş mektup ve kutuları ve kolileri ifade eder.
Yine tüzüğün üçüncü bölümünün 9. maddesinde "Mektup postası gönderileri" deyiminin, açık ve kapalı mektupları, adi ve cevaplı kartları, basılmış kağıtları... ve küçük paketleri ifade ettiği belirtilmektedir.
Bu durumda mektup postası tümüyle posta idaresinin tekeli altındadır.
Özel kişiyle imzalanan mukavelede hizmetin konusu, posta gönderilerinin işlenmesi olarak belirtilmektedir. Yukarıda da belirtildiği şekilde posta gönderisi deyimi, mektup postasını ihtiva ettiğinden ve mektup postası kavramı açık ve kapalı mektupları, üzerlerinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan kartları kapsadığından, özel kişiyle posta tekeli kapsamında yer alan işleri yaptırmak amacıyla sözleşme yapıldığı açıktır.
Posta Kanunu'nun 10. maddesinde, posta idaresinin posta ulaştırmalarını düzenlemek için gerçek ve tüzel kişilerle ve taşıma ortaklarıyla sözleşmeler yapabileceği öngörülmekle beraber, özel kişiyle yapılan anlaşma taşıma işi dışında bir ilişki olup, tamamen posta idaresinin tekeli altında yapılması gereken bir iş bir başka kişiye devredilmiştir.
Bu şekilde posta tekeline aykırı işlem yapılmakla sendikanın tespit talebinde bulunma hakkı doğmuştur.
İşverenin bu şekildeki hareketiyle işyerine bir başka işverenin işçileri sokulmakta ve sendikanın üyelerinin bir bölümü belirtilen işlerden alınmaktadır. Bu işçilerin zamanla işyerinden uzaklaştırılmaları olgusu meydana gelebilir. Çünkü iş kalmayınca zorunlu olarak işçi çıkarılacaktır. Ayrıca sözleşmede yeni işçilere ne ücret verileceği belirtilmemiştir. Asgari ücretle işçi çalıştırma her zaman mümkün olacak ve zamanla işyerinde sendikasız işçi çalıştırma yaygınlaştırılabilecektir.
İşverenin tekeli delici uygulamaları sonucu zamanla işkolunda değişiklik gündeme gelebilecek ve sendika, işyerinde sözleşme yapamaz duruma girebilecektir. Ayrıca müteahhit işçilerine daha yüksek ücret ödenmesi halinde de sendikalı işçilerle bu işçiler arasında huzursuzluk meydana gelip, sendikasızlık özendirilebilecektir.
İşte bu ve benzeri durumlarla karşılaşmamak amacıyla sendikaca idarenin işleminin yasal olmadığının belirlenmesi amacıyla tespit talebinde bulunulmaktadır. Sendika talebi doğrultusunda lehine karar aldığı takdirde bu kararla işverene başvurarak işleminin düzeltilmesi talep edebilecek ve bu kararı çeşitli oluşumlarda işverene karşı kullanmak suretiyle üyelerinin haklarına yöneltilmesi muhtemel etkinlikleri baştan itibaren önleyebilecektir. Sendika bu hakkını sendikalar yasasından almaktadır. Sendikalar yasasından doğan bu hakkın temelinde sendika üyesinin korunması yatmaktadır. Talep iş yasası ile sendikalar yasasından kaynaklandığından ve
sadece tespiti içerdiğinden konunun iş mahkemesinde çözümlenmesi gerekir. Nitekim mahkeme de bu konuda kendisini görevli kabul etmiştir. Ancak mahkeme konunun değerlendirmesinden yanılgıya düştüğü ve talebi kabul etmesi gerekirken reddine şeklinde hüküm kurmasının yasal olmadığı düşünceleriyle kararın esas yönünden bozulması gerektiği düşüncesindeyiz.
Full & Egal Universal Law Academy