(765 S. K. m. 508) (2908 S. K. m. 85) (2821 S. K. m. 5, 9, 14, 56)
Dava: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına avukat R. T. ile D.-İş Sendikası adına avukat A. K. aralarındaki dava hakkında Ankara 9. İş Mahkemesi'nden verilen 30.10.1997 tarihli ve 643/899 sayılı hüküm, duruşmalı olarak davacı avukatınca temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibariyle duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dava dilekçesinde, "... genel merkezi Ankara'da bulunan D.-İş Sendikası Genel Başkanı E. T.nin 2908 sayılı Dernekler Yasası'nın 85/2. maddesine göre cezalandırıldığını ve kararın kesinleştiğini ve Sendikalar Yasası'nın 5. maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olanların görevlerinin kendiliğinden sona ereceğini ve buna karşılık davalı sendika yönetim kurulunun adı geçen kişinin genel başkanlık görevine ihtara rağmen son vermediğini belirterek D.-İş Sendikası'nın faaliyetinin 2821 Sayılı Yasa'nın 56. maddesi uyarınca 1 yıl süreyle durdurulmasını ve yöneticilerinin görevlerine son verilmesini...) talep etmiştir.
Mahkemece daha önce Ankara 5. İş Mahkemesi ile İstanbul 1. İş Mahkemesi'nde açılan davaların sonuçlandığı ve birbirleriyle çelişkili hükümler taşıyan bu kararların gerek yazılı emir yoluyla temyiz ve gerek yargılamanın iadesi yollarıyla ortadan kaldırılmadan İstanbul 1. İş Mahkemesi'nin göreve iade şeklindeki kararının hükümsüz sayılamayacağı belirtilerek, isteğin reddine karar verilmiştir.
D.-İş Sendikası Genel Başkanlığı'nı yürütürken Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Yönetim Kurulu üyeliğine de seçilmiş bulunan E. T., bu konfederasyon tarafından 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Yasası hükümleri gereğince işçi temsilcisi olarak anılan, kurumun da yönetim kurulu üyeliğine getirilmiştir.
Aynı kişi Sosyal Sigortalar Kurumu personelinin kurduğu "SSK Mensupları Eğitim ve Dinlenme Tesisleri Derneği" başkanlığını da yürütürken, derneğin 10.11.1992 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu ibra edilmemiş ve kurulan Hesap Tetkik Komisyonu, derneği zarara uğrattıkları için E. T. ve diğer yönetim kurulu üyelerini Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar etmiş ve ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 27.6.1996 tarih ve 1996/128 sayılı kararıyla, E. T. ve diğer yönetim kurulu üyelerini 2908 Sayılı Dernekler Kanunu'nun 85/2. maddesine göre mahkûm etmiştir.
Bu karar üzerine Türk-İş Yönetim Kurulu; 14.5.1997 tarih ve 123 sayılı karar ile, "... E. T.nin, yüz kızartıcı bir suçtan dolayı kesinleşmiş mahkûmiyet kararına dayalı olarak, Sendikalar Yasası'nın 5, 14, 9 ve 56. maddeleri gereğince konfederasyon yönetimindeki mali sekreterlik görevine son verilmesini..." kabul etmiştir.
Bu kararın iptali için, E. T.nin, Ankara 5. İş Mahkemesi'nde açtığı dava mahkemece 17.6.1997 tarih ve 1997/376 sayılı karar ile reddedilmiştir. Dairemizce de onanarak kesinleşen bu kararda, "... E. T.nin Ceza Mahkemesi'nde 2908 Sayılı Dernekler Yasası'nın 85/2. maddesine göre mahkûm olduğu ve bu maddenin Türk Ceza Kanunu'nun 508. maddesinde düzenlenen inancı kötüye kullanma suçunun dernek görevlileri tarafından dernek para veya para hükmündeki evrak, senet veya dernek mallarına karşı işlenilebilen, özel şekli olduğu ve yüz kızartıcı suçların ortak özelliği olan hileli davranışlarla, haksız menfaat sağlama özelliği taşıması nedeniyle yüz kızartıcı suç olarak kabul edildiği..." belirtilmiştir.
Yukarıda da anlatıldığı şekilde, bu karar gerekçesi de uygun görülerek onanmakla, adı geçenin 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu'nun 4101 sayılı kanunla değişik 5. maddesinde belirtilen yüz kızartıcı suçtan dolayı hüküm giymiş olması nedeniyle, aynı yasanın 9. maddesi gereğince başkanlık görevi kendiliğinden sona ermiştir.
E. T.nin görevi Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin mahkûmiyet kararından itibaren kendiliğinden sona ermekle, sendika yönetim kurulunun görevden alma işlemi yeni bir hukuki durum yaratacak nitelikte değildir.
Görevi yasa gereği kendiliğinden sona ermiş bulunan E. T., sendika yönetim kurulunun görevden alma kararına karşı İstanbul 1. İş Mahkemesi'nde dava açmış ve yapılan yargılama sonunda da mahkemece adı geçenin göreve iadesine karar verilmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki, davalı D.-İş Sendikası'nın genel merkezi Ankara'dadır. Bu nedenle yetkisiz İstanbul İş Mahkemesi'nde açılan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın taraf olarak yer almadığı dava sonucunda verilen kararın bu dava yönünden bir etkisi olduğu düşünülemez.
Sendika Yönetim Kurulu'nun görevi sona ermiş kişivi başkanlıkta göreve devam ettirmesi üzerine Bakanlık, Sendikalar Kanunu'nun 56. maddesi gereğince yöneticilerin görevlerine son vermiştir ve sendika faaliyetinin durdurulması amacıyla bu davayı açmıştır. Bu yargılama sonunda mahkemece verilen kararda; gerek İstanbul 1. İş Mahkemesi ve gerek Ankara 5. İş Mahkemesi kararları arasında çelişki bulunduğu ve İstanbul 1. İş Mahkemesi kararının kesinleşmiş bulunması karşısında sendikanın genel başkanı göreve başlatmasında bir usûlsüzlük bulunmadığı belirtilmektedir.
Mahkeme kararında, Ankara 5. İş Mahkemesi kararının, İstanbul 1. İş Mahkemesi yönünden kesin hüküm oluşturmayacağını belirtmekle beraber, her iki davadaki maddi olayın aynı olduğunu da vurgulamak durumunda kalmıştır. Oysa Ankara 5. İş Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararı taraflardan biri aleyhine kesin sonuç doğuracak niteliktedir.
Yasa gereği görevi kendiliğinden sona ermiş bulunan kişinin, Bakanlığın taraf olmadığı bir dava sonunda verilen karar gerekçe gösterilerek göreve başlatılması ve göreve devam ettirilmesi yasanın amir hükümlerine aykırıdır.
Sendika yöneticilerinin İstanbul'da açılmış bulunan davada yetki itirazında bulunmamaları, gerekli savunmanın yapılmaması ve kararın temyiz edilmemesi, bu yöneticilerin genel başkanla birlikte hareket ettiklerinin ve yasa hükümlerini uygulamama iradesini devam ettirdiklerinin açık bir kanıtıdır. Az önce de vurgulandığı üzere İstanbul'da açılmış bulunan davada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı taraf olmadığı gibi, dava ihbar da edilmemiştir.
Ankara 5. İş Mahkemesi'nin Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşmiş kararıyla, E. T.nin Sendikalar Kanunu'nun 5. maddesinde belirtilen yüz kızartıcı suçla mahkûm olması nedeniyle sendika ve konfederasyon zorunlu organlarında görev alamayacağı, aynı yasanın 9. maddesi gereğidir. Yasanın kamu düzeni ile ilgili amir hükümlerini değerlendirme dışı bırakarak daha önceki davalarda taraf olmayan Bakanlık yönünden de kesin hüküm gerekçesine dayanılması doğru değildir. Ayrıca esas olan husus, yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olan kişinin her ne suretle olursa olsun sendika ve konfederasyon zorunlu organlarında görev almamasıdır. Görülmekte olan bu dava sendika tüzel kişisi ile Bakanlık arasında yasa hükümlerinin yerine getirilmemesi ile ilgili bir davadır. Karar aşamasında dahi böyle bir kişi görevli olarak bulundurulmaktadır. Dolayısıyla yasa hükümleri uygulanmamaktadır. Sendika yönetim kurulu yukarıda işaret edildiği şekilde görevi sona ermiş bulunan kişi ile birlikte hareket ederek yasa hükümlerini uygulamış gibi görüntü içine girmişse de böyle bir tutum belirtilen kişi yönünden hiçbir hukuki değer taşımaz.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yüz kızartıcı bir suçla mahkûm olan kişiyi sendika yönetimden uzaklaştırır bir tutum içine girip, açılan davada hiçbir savunma yapmayan ve kararı da temyiz etmeyen yöneticilerin gerçek amaçlarının, bu kişinin sendika genel başkanlığına yasaya aykırı bir şekilde devam etmesini sağlamak olduğu görülmektedir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu'nun 56. maddesinde öngörülen prosedürü uygulamak ve sendika yöneticilerinin görevlerine son vermek ve sendikanın faaliyetinin maddede öngörülen asgari süre kadar durdurulmasına karar vermekten ibarettir. Aksi düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi usûl ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenlerle BOZULMASINA, 4.12.1997 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy