(1475 S. K. m. 1/son,13,14,26,40)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, izin ücreti, ücret farkı, ilave tediye ve ikramiye ile T.İ.S.nden doğan alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı işverenin işyerinde davalının işçisi olarak çalıştığını dayanışma aidatı ödemek sureti ile davalının taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmak istediğini ancak yararlandırılmadığını hizmet akdinin davalı tarafından sona erdirildiğini iddia ederek ihbar ve kıdem tazminatı ile Toplu İş Sözleşmesinden doğan fark işçilik alacaklarını talep etmiştir.
Davalı ise, davacının taşaron işçisi olduğunu tarafı olduğu Toplu İş Sözleşmesinden yararlanamayacağını davacı ile aralarında hizmet akdinin bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Öncelikle davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkisinin çözümlenmesi gerekir. Bunun içinde davacıya ait sigorta sicil ve işyerinden şahsi sicil dosyasının ve ödeme belgelerinin davalı ile taşaronlar arasındaki istisna sözleşmelerinin celbi gerekir. Bu deliller toplandıktan sonra özellikle taşaronların değişmesine rağmen davacının çalışmasını devam edip etmediği böylece davalı ile taşaronlar arasındaki sözleşmelerin muvazaalı olup olmadığı belirlenmelidir. Şayet davacının davalıya ait işyerinde taşaron işçisi olarak çalıştığı anlaşılır ise asıl işveren olan davalının sorumluluğu 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesi gereğince taşaronun sorumluluğu ile sınırlı bulunduğundan davacının davalı asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması mümkün değildir. Ancak davacı taşaron görünen şahıslar ile davalı işveren arasındaki taşaronluk sözleşmesi muvazaalı ise artık taşaronluk sözleşmesinin varlığından söz edilemeyeceğinden hizmet akdinin davacı ile davalı arasında mevcut olduğunun kabulü, başka bir anlatım ile asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmaması sebebi ile hizmet akdinin davalı ile kurulduğu ve bunun sonucu olarak da davacının eğer şartları mevcut ise davalının taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden faydalanması gerekir.
Davacının davalının işçisi olduğunun tespiti halinde de dayanışma aidatı ödemek sureti ile toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmesi için toplu sözleşmesinin imza tarihinden sonra verilecek yararlanma dilekçesinin işverene ulaştığı tarihin belirlenmesi gerekir. Birden çok TİS.nin çeşitli tarihlerde yürürlüğe girmesi halinde her TİS.in imza tarihinden sonra yeni bir yararlanma dilekçesi verilmesi gerekir. Mahkemenin kararına esas aldığı bilirkişi raporunda bu ilkelere riayet edilmeden hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Dosyada dayanışma aidatı ödemek sureti ile yararlanma dilekçeleri mevcut olmadığı gibi böyle bir dilekçenin davacı tarafından davalı işverene verildiği hususunda da yeterli kanıt yoktur. Posta alındı belgeleri de hangi işçiler için hangi belgenin gönderildiği yazılı olmadığından bu hususta yeterli delil kabul edilemez.
Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar ile ilgili olarak tarafların delilleri toplanmak ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Dairemizin bir onama kararı örnek gösterilerek eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 18.6.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy