(2709 S. K. m. 51) (743 S. K. m. 2) (2821 S. K. m. 6, 10, 37)
Dava: 1.(K.A), 2.(C.T), 3.(E.D), 4.(A.Z), 5.(A.Ö) adlarına Avukat (G.U) ile TES İş Sendikası Genel Başkanlığı adına Avukat (H.E) aralarındaki dava hakkında Ankara 9. İş Mahkemesinden verilen 04.12.1997 günlü ve 1558-957 sayılı hüküm davacılar avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı sendikanın 10-11 Ağustos 1996 tarihlerinde yapılan olağanüstü genel kurulun Sendikalar Kanunu ile sendika ana tüzüğüne aykırı olarak düzenlendiğini, sendika anatüzüğünün 14. maddesinin 1 ve 2. bentlerine aykırı surette toplam üye sayısı 300`e bölünerek delege tespiti yapılması gerekmeksine rağmen 314`e bölünerek delege tespiti yapıldığını belirterek,
olağanüstü genel kurulun tüm sonuçları ile birlikte iptaline ve mevcut sendika yönetim kurulu üyelerine işten el çektirilerek sendika yönetiminin kayyumlara tevdiine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkeme davacıların isteklerini yerinde görmemiş ve davayı red etmiş olup, red gerekçesinde "gerçekte delege seçimlerinde usulsüzlüğün bulunmasına karşılık, bu usulsüzlüğün seçim sonuçlarını etkileyecek nitelikte olmadığını, sonuçları etkilemiyecek düzeyde ciddi bir usulsüzlük sözkonusu olmadığı halde soyut kanuna aykırılık nedeniyle genel kurulun iptalinin istenmesinin Medeni Kanunun 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması olduğu" kabul edilmiştir.
Mahkeme delege tespitinde usulsüzlükler olduğunu kabul etmekle beraber, bu usulsüzlüğün seçim sonuçlarına etkili olamıyacağını ileri sürmektedir.
Sendika Ana Tüzüğü`nün 14. maddesinin 5. fıkrası ile Genel Kurula katılacak delege sayısının, Sendikanın toplam üye sayısının 300`e bölünmesi suretiyle kaç sendika üyesine karşılık bir delege seçileceği hüküm altına alınmıştır.
Ancak olağanüstü genel kurulun 300 delege ile toplanması gerekirken 302 delege ile toplandığı, seçilmemesi gerekirken seçilen 14 fazla ve seçilmesi gereken 13 eksik delege ile toplanıldığı mahkemece alınan 01.07.1997 ve 14.11.1997 tarihli bilirkişi kurulları raporlarıyla tespit edilmiş ve mahkemede bu tespitleri kararında kabul etmiştir.
Yapılan tespitlerde belirlenen usulsüzlüğün seçim sonuçlarına etkisi açıktır. Kanun ve tüzüğe aykırı olarak Genel Kurula katılan 27 delegenin bir tarafa oy vermesi halinde bunların çıkarılması ve yerlerine gerçek delegelerin konulması ve bunların karşı tarafa oy vereceklerinin kabulü durumunda 27x2=54 oy kadar bir fark doğuracak usulsüzlük oluşmaktadır. Genel kurulda 297 kişi oy kullanmıştır. Seçimlerde Genel Başkan ve rakibinin oy farkı 172-121=51 dir. Genel Sekreterlik seçiminde bu fark 170-125=45 oydur. Gerçek delege olması gereken kişilerin iştirakiyle yapılacak bir oylamada kazananın kaybetmesi ve kaybedenin kazanması mümkündür.
Anayasanın 51. maddesinin son fıkrası ile Sendikalar Yasasının 6/VI ve 37/1. maddelerinde sendikaların tüzüklerinin, yönetim ve işleyişlerinin demokratik esaslara aykırı olmayacağı düzenlenmiştir. Bir kısım delegenin seçilmesinin engellenmesi suretiyle demokratik kurallara aykırı hareket edilmiş ve delege olma hakları bazı üyelerin elinden alınmıştır. Bu eylem hukukun genel ilkelerine, sendikanın demokratik düzenine, dürüstlük kurallarına aykırılığı oluşturmuş ve genel kurulun hukuka uygun olarak yapılmaması olgusunu ortaya çıkarmıştır.
Yine genel kurulun gerçek delegelerin katılması ile yapılması durumunda, toplantıya katılacak delegelerin söz ve fikirleriyle toplantıya katılanları etkilemeleri mümkün iken bu haklarını kullanmalarında engellenmekte, genel kurulun ve alınan karar ve seçim sonuçlarının demokratik esaslara aykırı olduğu açıkça belirginleşmiştir.
Aynı delegelerle daha önce olağan genel kurul yapılmış olması ve bu delegelerin belirlenmesine itirazda bulunulmaması nedeniyle olağanüstü genel kurul toplantısına itiraz edilmesinin iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığı ileri sürülmekte ise de, bu düşüncenin hukuksal bir dayanağı yoktur.
Çünkü bir önceki genel kurulda da mevcut bulunan kanun ve tüzüğe aykırı uygulama ile iptali talep edilen genel kuruldaki uygulama birbirinden bağımsız olup, daha önceki yasal olmıyan bir uygulamaya itiraz edilmemesi, bundan sonraki yasal olmıyan uygulamaları yasal ve geçerli hale getirmesi düşünülemez. Yasa ve tüzüklerin ihlallerinin devam edebileceği şekilndeki düşünce hukuka, demokratik düşünce ve düzene tamamen aykırı olup, hukuka aykırılıklara baştan ses çıkarılmaması onları hukuka uygun hale getiremez.
10-11 Ağustos 1996 tarihinde yapılan sendika olağanüstü genel kurulunun hukukun temel ilkelerine, sendikanın demokratik düzenine, dürüstlük kurallarına ve yasa ile tüzük hükümlerine aykırı olarak toplanmış olduğu belirlenmekle davacıların genel kurulun iptali istemiyle açtıkları davanın mahkemece reddine karar verilmesi usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebebten BOZULMASINA,22.01.1998 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacıların davalı sendikanın olağan genel kurulunun olduğu gibi, olağanüstü genel kurulunda seçilmemesi gerekirken seçilen 14 fazla ve seçilmesi gereken 13 delege eksiğiyle oluştuğundan dolayı tüm sonuçlarıyla iptali istemi mahkemece usulsüzlüğün ciddi olmadığı ve hakkın kötüye kullanılması gerekçesiyle reddedilmiştir.
Gerçekten iptali istenen olağanüstü genel kurul delege seçiminde usulsüzlük bulunduğu halde oluşmuştur. Ancak, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu`nun 52. maddesinde bir genel kurulda yapılan seçimin iptal edilebilmesi için üç şarttan birinin mevcut olması gerekir. Bunlardan ilki seçimin anılan Yasanın 14. maddesine aykırı olarak yapılmasıdır. Öte yandan yasa koyucu usulsüzlük ve kanuna aykırı bir uygulamanın salt olarak bulunmasını yeterli görmeyerek seçim sonuçlarını etkileyecek derecede olmasını aramaktadır.
Bir usulsüzlük veya kanuna aykırılığın seçim sonuçlarını etkiliyebilecek nitelikte olup olmadığının belirlenmesi ise seçimlerde birden fazla liste çıkarılıp sonuçtaki oy farkının o usulsüzlük veya kanuna aykırılık sebebiyle oluştuğunun varsayılabilecek derecede olmasına bağlıdır.
Olağan genel kuruldan önce 01.06.1995 gün ve 4/81 sayılı sendika yönetim kurulunca yapılan işlemler sonucu bir kısım şubelerin delege sayısı tespit edilmiştir. Bu şekilde delege tespiti yapıldıktan sonra olağan genel kurul yapılmış ve 14 ay bu usulsüzlükleri yapan yönetim görev başında kalmıştır. Usulsüz işlemlerle seçilen yönetimin olağanüstü genel kurulda seçimi kaybetmesi üzerine davacıların ne gibi menfaatlerinin haleldar olduğu gösterilmeden, bir delege seçimindeki usulsüzlük veya kanuna aykırılığa dayanılarak dava açması Medeni Kanunun 2. mddesindeki esaslara aykırı bulunmaktadır. Kaldı ki delege olarak seçilmesi gerekenlerin seçimlere katılmayıp, seçilmemesi gerektieği halde delege olarak katılanların iştirakiyle toplanan olağan genel kurul ile ve aynı şekilde oluşan olağanüstü genel kurulda farklı seçim sonuçlarının ortaya çıkması bu usulsüzlüklerin seçim sonuçlarını etkilediğini göstermez. Zira bu oluşum olağan genel kurulda o zamanki yönetimi işbaşında tutmuş bulunmaktdadır. Bu nedenle sayısal olarak sonucu etkilemeyecek bu usulsüzlük veya kanuna aykırılık çoğunluğun ileri sürdüğü şekilde toplantıya katılmadıkları için demokratik yönden neticeyi etiklememiştir. Çünkü yönetim usulsüzlüğü yaparken kendisine yakın şubelerden seçilmemesi gerekenler ile karşı gruptan seçilmesi gerekenlerle olağan genel kurulu oluşturmuştur. Bu şekilde seçimi kazanan yönetimin daha sonra icraatını beğenmeyenlerin olağanüstü genel kurulda muhalefeti destekleyerek yönetimi değiştirmiş olduğu anlaşıldığından, delege seçimindeki demokratik esaslara aykırılık veya usulsüzlüğün seçim sonuçlarını etkilediği düşünülemez.
Dava konusu olağanüstü genel kurulda yapılan seçim sonuçlarına etkili olduğu iddia edilen delege tespitindeki ususüzlüğünün kişilere değil, sayılara ilişkin bulunduğu uyuşmazlık dışı kalmaktadır. Bu nedenle usulsüzlüğün veya kanuna aykırılığın seçim sonuçlarıda dahil genel kurulu etkileyip etkilemeyceği "oy hareketliliği" ile belirlenebilir. "Oy farkı ile sonuca gidilerek hareket eden 27 oyun blok olarak bir tarafa gidip diğer taraftan indirilmesi, önceki genel kurulda bu usulüzlüğün seçim sonuçlarını etkilememiş olması sebebiyle kabul edilemez. Zira aradaki oy farkı sebebiyle hareket eden bu oyların herhalükarda seçilenlerin değişik oy farkı ile yine
de seçilmeleri sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle mahkemenin davayı red kararı usul ve yasaya uygun bulunduğu ve onanması gerektiğinden çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy