(1475 S. K. m. 13, 14, 17, 18)
Dava:Taraflar arasındaki, ihbar ve kıdem tazminatının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 28.4.1998 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat N. E. ile karşı taraf
adına Avukat Ü. T. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi davalıya ait işyerinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken, işyeri dışında işlediği hırsızlık suçundan dolayı hakkında kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda da hüküm giymiştir. Bu gelişme uyarınca davalı işveren sözleşmeyi feshetmiş, davacı da açtığı bu dava ile feshin haksızlığını ileri sürüp ihbar ve kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur. Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir. 2495 sayılı 22.7.1981 tarihli "Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun"un "Personelde Aranacak Şartlar" başlıklı 16. maddesinin (d) bendinde "....affa uğramış olsa bile zimmet, ihtilaf, irtikap, rüşvet, hırsızlık;.... gibi yüz kızartıcı bir fiilden dolayı hükümlü bulunmamak" koşulu özel güvenlik teşkilatında çalıştırılacak personelde aranmıştır. Anılan kanun uyarınca çıkarılan yönetmeliğin 42-f maddesi de aynı doğrultuda bir düzenleme öngörerek hırsızlık suçunu işlenmesini meslekten çıkarma nedeni saymıştır. Bundan başka 1475 Sayılı İş Kanununun 17/II-d bendi "işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmayı haklı fesih bir başka anlatımla işverenin bildirimsiz fesih hakkı saymıştır. Olayda özel güvenlik görevlisi olan davacı işyeri dışında davranışta bulunmuş olmakla birlikte yapmış olduğu görev ve işyerindeki sıfatı dikkate alındığında 17/II-d kapsamına tam olarak girdiği kabul edilmese dahi, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan benzer davranışlardan sayılması gerekir. Bu maddi ve hukuki olgular karşısında, mahkemenin deyindiği gerekçe yerinde değildir. Ne varki hırsızlık olayı 18.11.1994 tarihinde meydana gelmiş davalı işverende 25.9.1996 fesih bildirimi ile iş aktini fesh etmiş olduğundan 1475 sayılı İş Kanununun 18. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra işlemde bulunulduğundan somut olay yönünden, feshin haklılığından söz etmek olanağı kalmamıştır. Böyle olunca ihbar ve kıdem tazminatı istekleri bu gerekçe ile hüküm altına alınması gerekirken, işin esası yönünden değerlendirme yapılarak davanın kabulü hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen gerekçe ile ONANMASINA, davacı yararına takdir edilen 20.000.000. TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine 28.4.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy