(2822 S. K. m. 9) (1475 S. K. m. 1)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, ilave tediye, ikramiye ve ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davacının temyizine gelince:
Davacı, davalı işverene ait işyerlerinde, asli ve sürekli işlerde yıllardan beri çalışmasını sürdürdüğünü ve dayanışma aidatı ödemek suretiyle Toplu İş Sözleşmesinden faydalanma isteğinin işveren tarafından müteahhit işçisi olduğu gerekçesiyle geri çevrildiğini belirterek, toplu iş sözleşmesi uygulanmak suretiyle ücret farkı alacağı, ilave tediye, ikramiye, yıllık ücretli izin ve kıdem tazminatının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı işveren savunmalarında, davacının kendi işçileri olmayıp müteahhit işçisi olduğunu belirterek taleplerin reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, davacının müteahhit işçisi olduğunu kabul ederek iş yasasının birinci maddesinin son fıkrasından hareketle ve toplu iş sözleşmesi hükümlerini uygulamayarak kıdem tazminatı ile ücretli izin alacaklarını hüküm altına almıştır. Davacının yıllardan beri davalıya ait Kırıkkale Orta Anadolu Rafineri Müdürlüğünde sürekli işte çalıştırıldığı yönlerinde taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.
Uyuşmazlık davacının, davalının mı yoksa müteahhit olarak adlandırılan ve davalıya iş yapım sözleşmesi imzalamış olan şirket ve firmaların işçisi olup olmadığı yönünde toplanmaktadır.
Davalı şirket ile firma ve kişiler arasında işyerinde bazı işlerin gördürülmesi yönünde anlaşmalar yapılmıştır. Bu anlaşmalar kapsamı içerisinde davacı ve bir kısım işçiler çalıştırılmışlardır. Türkiye petrol Rafinerileri Anonim Şirketinin Kırıkkale Rafineri Müdürlüğünün işyerlerinde görülen bir kısım işlerin veya işyerinin bir bölümünün başka işverenlere devredilebilmesi mümkündür. Ancak devredilen kişi veya firmaların gerçek işveren durumunda olmaları gerekir.
İşveren iş yasasının 1. maddesinin ilk fıkrasına göre, "Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye...." denir. Bu anlatım karşısında işverenin işçiden işin yapılmasını isteme ve talimat verme hakkı bulunmaktadır. Bu hak ancak işçiyle karşılıklı olarak ve sözleşmelerle işçi yararına sınırlandırılabilir.
Firma ve kişilerle yapılan sözleşmelerin incelenmesinde, işveren olarak gösterilen bu kişilerin işçileri üzerindeki yönetim ve talimat verme haklarının "TÜPRAŞ" yararına kısıtlandığı görülmektedir.
Şöyle ki;
Müteahhit çalıştıracağı personelin işe alımında TÜPRAŞ'ın onayını almakla zorunlu kılındığı gibi, verilen görevlere, yapılan iş ve hizmetlere ilişkin puantajlar "TÜPRAŞ'ın denetimindedir.
Müteahhit sağlık tedbirleri yönünden TÜPRAŞ'ça verilecek direktiflere uyma zorunda bırakılmıştır.
Müteahhit, anlaşma kapsamındaki iş veya hizmetlerin ifasında çalıştırdıkları işçi ve elemanların alışmalarını günlük olarak TÜPRAŞ'a onaylatacaktır.
Müteahhit'in işyerine getirdiği malzeme ve ekipman üzerinde ayni hak tesisi veya haciz, hapis v.s. bir hakkı bulunamaz.
Sözleşmenin feshi halinde TÜPRAŞ hiçbir kira, amortisman ve tazminat bedeli ödemeksizin müteahhidin malzeme, alet, edevat, makina, tesisat, teçhizatını kullanabilir denilmektedir.
Yine müteahhit TÜPRAŞ'ın olurunu almadan işin tamamını veya bir kısmını başkasına devredemeyecektir. Bütün bu ve benzeri kısıtlamalar müteahhit olarak adlandırılan kişileri gerçek işveren pozisyonundan çıkarmaktadır.
İşçisini alırken bir başka kişinin iznine ihtiyaç duyan, işçisine istediği görevlerde, iş ve hizmetlerde çalıştıramayan, tüm denetimlerin bir başka kişiye ait olması, o kişinin vereceği direktiflere uyma ve günlük çalışmaları onaylatma zorunluluğu, kendisine ait malzeme ve ekipman üzerinde dahi herhangi bir hakkının bulunmaması, sözleşmenin feshi halinde bu ekipman ve malzemelerin TÜPRAŞ'ça karşılıksız kullanılması durumu ki, bu durum tüm ekipman ve malzemelerin TÜPRAŞ'a ait olduğunun göstergesi olup tüm bu olgular anlaşmanın tarafı olan kişileri gerçek ve alt işveren durumundan çıkarmaktadır.
Bu açıklamalardan çıkarılan sonuç şu olmaktadır. Davalı işçiler üzerinde tek yetkili olup, tüm tasarruf yetkisini elinde bulundurmakta ancak, ücrete gelince Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden kurtulmak amacıyla ücretten bir başka kişiyi sorumlu tutmaktadır. İşverenin müteahhit olarak adlandırdığı kişiyle görünüşte belli bir sözleşme yapmak üzere irade bildiriminde bulunması halinde, bu gerçek iradeye dayanmadığı için geçerli sayılamaz. Geçerli olmayan bir sözleşme kişi veya firmayı işveren durumuna sokamayacağından, işyerinde işçiyi çalıştıran gerçek işverenin davalı şirket olduğunun kabulü gerekir. Bu kabul durumu karşısında davacının davalının taraf olduğu toplu iş sözleşmesi hükümlerinden dayanışma aidatı ödemek suretiyle ve şartları oluştuğu takdirde isteklerinin hüküm altına alınması gerekirken aksine düşüncelerle taleplerin reddine karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 05.07.1999 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Asıl İşveren tarafından 1475 sayılı Yasanın 1/son maddesine uygun şekilde ihale ile işin taşerona verildiği ve davacının taşeron işçisi olduğu açık şekilde anlaşılmakta olup, ihale şartlarına göre muvazaadan söz etmek mümkün değildir. Böyle bir sonuca varmayı gerektirir başkaca delilde ibraz edilmemiştir. Varsayımlardan hareketle sonuca varmayı gerektirir başkaca delilde ibraz edilmemiştir. Varsayımlardan hareketle sonuca varmakta mümkün değildir. Mahalli mahkeme kararı dosya içeriğine uygun düştüğünden kararın onanması görüşündeyim. Bu nedenle Daire çoğunluğunun bozma kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy