(1475 S. K. m. 1, 26) (2886 S. K. m. 4)
Dava: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacının temyizine gelince;
Davacının davalıya ait işyerinde hizmet satın alım sözleşmesiyle iş alan taşeron işçisi olarak çalıştığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa tabi değil ise de bir kamu kuruluşu olarak anılan Yasanın 4. maddesinde tanımı yapılan hizmet Kanun, tüzük ve yönetmeliklere göre çalıştırılan aylıklı, ücretli, yevmiyeli ve sözleşmeli personel istihdamı hariç olmak üzere gerçek veya tüzel kişilere ücret karşılığında yaptırılan araştırma, sondaj, imalat, prototip-imalat, istikşaf, etüt harita plan, proje, kontrollük, müşavirlik ve benzeri her türlü hizmetleri olduğu görülmektedir. Bu düzenlemeden kamu kuruluşlarında hizmet müteahhitliği yoluyla işçi istihdamına cevaz verilmediği anlaşılmaktadır.
Her işveren gibi kamu kuruluşları da işyerlerinde görülen kimi işleri veya işyerinin bir bölümünü başka işverenlere devredebilirler. Ancak böyle bir devir durumunda işçi çalıştıran işverenin emir ve talimat verme hakkı tamamen kendisine ait olmalıdır. Dosyada bulunan ihale sözleşmeleri ve ihaleyi alan firmaların ticaret sicil kayıtlarından davacının hizmet akdiyle çalıştığı iddia edilen işverenlerin alt işveren değil bir tür işveren vekili oldukları ve davalının gerçek işveren konumunda olduğu anlaşılmaktadır.
Gerçekten, hizmet alım sözleşmelerinde işçilerin işe alınması, hizmet akdinin feshi, işçi sayısı gibi işverenin yönetim hakkına giren konularda davalının taşeronun hak ve yetkilerini sınırladığı görülmektedir. Öte yandan sözleşme bedeline K.D.V.nin dahil edilmeyip davalı tarafından ödenmesinin kararlaştırılmış olması da ihalenin işverenin bir kamu kuruluşu olarak yeni işçi istihdamını muvazaalı yoldan sağlamaya yönelik bir işlemi olarak kabul edilmesini gerektirmiştir. Bu durumda davalının gerçek işveren olarak tarafı bulunduğu toplu iş sözleşmesinden davacının dayanışma aidatı ödemek suretiyle yararlanma hakkı bulunduğunun kabulü ile her dönem toplu iş sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılmak suretiyle dayanışma aidatı başvurusu esas alınarak alacaklarının hesaplanması gerekirken, mahkemece hizmet alım sözleşmelerinin asıl işveren-alt işveren ilişkisini ortaya çıkardığının kabulü hatalıdır. Bu durumda kıdem tazminatı, izin ücreti, ücret farkı, birleştirilmiş sosyal yardım, vasıta yardımı, aile, çocuk yardımı, ilave tediye ve ikramiye isteklerinin dayanışma aidatı başvurusu yapılan toplu iş sözleşmesi esas alınarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.06.1999 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY: Mahalli mahkemenin kararı Dairemizin önceki bozma kararına ve toplanan delillere, özellikle taşeronluk ihale sözleşmesine uygun düşmektedir.
İhale edilen iş üretimle ilgili olmayıp, tali işlerden olan temizlik hizmetleri ile ilgilidir. İhale bedeli de işe göre toptan belirlenmiştir. Anlaşma taşeronluk sözleşmesi niteliğindedir.
Şartnamede asıl işverene verilen yetkiler işyerinin özelliği (stratejik konumu) gereği emniyet tedbirlerinin bir sonucu olup, taşeronluk sözleşmesinin vasfını değiştirir nitelikte değildir. Taşeron (alt işveren) işçisidir. Davacı asıl işveren davalının taraf olduğu Toplu İş Sözleşmesinden yararlanamaz.
Bu nedenlerle kararın onanması görüşünde olduğumdan Daire çoğunluğunun bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy