(1475 S. K. m. 17)
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, fazla çalışma ve yıllık izin parası, hafta tatili gündelikleri ile ikramiye, yakacak, erzak parasının, davalı ve karşı davacı ise ihbar ve manevi tazminat alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, her iki davayı da kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm, süresi içinde davacı ve karşı davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 14.10.1985-22.08.1997 tarihleri arasında işyerinde çalışmış olup, davacı, işverenin kendisine hakaret edip işyerinden kovduğunu, buna gerekçe olarak da rakip firmayla ilişki kurup o firmaya gitme gibi bir durumunun olduğunun belirtildiğini ifade ederek, ihbar ve kıdem tazminatları isteminde bulunmuştur.
Davalı işveren ise, davacının işyerini terk ettiğini ileri sürmektedir. Mahkeme "...davacının uzun süre çalıştığı işyerinden ihbar ve kıdem tazminatını bırakarak işyerini terk etmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. İşverenle tartıştıktan sonra kovulduğu iddiası davacıya ait olup, bu husus ispatlanamamıştır. Davacı işe gelmemiş ve ayrıca iki aylık bir süre içinde başka şirkette çalışmaya başlaması da kovulma düşüncesini akim bırakmaktadır..." gerekçeleriyle davacının istemlerini reddetmiştir.
Gerçekten de işyerinde uzun bir süreden beri çalışmakta olan davacının bu süre karşılığına tekabül eden tazminatlarını bir tarafa bırakarak işyerini terk etmesi için ya davacı yönünden ciddi bir inandırıcı sebebin olması veya işverenin davacıyı işten çıkarması olgusunun bulunması gerekir.
Davacının bir başka yerde iş bulduğu gerekçesiyle ayrıldığını davalı işveren savunmamıştır.
Davacı tanıkları Genel Müdürle konuşan davacının dışarı çıktığında kovulduğunu ifade ettiğini, hatta eşyalarını dahi alamadan işyerinden ayrılmak zorunda kaldığını ifade etmişlerdir.
Davalı tanıkları ise beyanlarında "... Genel Müdürle görüştükten sonra işyerini terk ettiğini ve Genel Müdürle tartıştıklarını ve moralinin çok bozuk olduğunu..." kendilerine söylediğini belirtmişlerdir.
Tüm tanıkların genel müdürün odasında geçen görüşmeyle ilgili bir bilgilerinin olmadığı anlaşılmasına karşılık, davacının odadan çıkar çıkmaz işten kovulduğunu kendilerine beyan ettiği ve süratle işyerini terk ettiği konusunda birleşmektedirler.
Bütün bu anlatımlardan anlaşılacağı şekilde Genel Müdür tarafından odasına çağrılan davacı işten çıkarılmıştır. Odadan çıkan davacı çıktığı anda işverence kovulduğunu ifade etmiştir. Eşyalarını dahi işyerinden alamamıştır. İşten ayrılmayı düşünen kişinin bu şekilde beyanlarda ve hareketlerde bulunması ciddi görülmemektedir. Davalı tanıkları dahi davacının moralinin çok bozuk olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca davacı 2 ay sonra iş bulmuş olup, işveren bir başka işe girmek için ayrıldığını da kanıtlayamamıştır. Şirkette üst düzey görevlerden birisine kadar yükselmiş olan davacının 12 yıllık çalışma karşılığını da bir tarafa bırakarak ayrılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca işveren ayrılması içinde inandırıcı bir neden ortaya koyamadığından haksız feshi nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatıyla sorumlu olup, mahkemenin aksine düşüncelerle bu istekleri reddetmesi hatalı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 20.11.2000 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı görüşme isteği üzerine 22.08.1997 günü çağrılarak Genel Müdürün odasına gittiğini "yaptığım araştırmaya göre rakip firmayla ilişki kurarak rakip firmaya gideceğini öğrendim. Niçin gidiyorsun?" şeklinde konuştuktan sonra "defol git" diyerek işten kovulduğunu iddia ederek ihbar ve kıdem tazminat isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili ise, davacının 22.08.1997 günü işyerini terk ettiğini, ısrarlı davetlere rağmen gelip iş başı yapmadığını, devamsızlık nedeni ile 1475 sayılı Yasanın 17/II-f maddesi gereğince 27.08.1997 günü itibariyle hizmet akdinin haklı olarak sona erdirildiğini savunmuştur.
Akdin, 22.08.1997 günü sona erdirilip erdirilmediği önem arz etmektedir. Anılan tarihte, davacı ile genel müdür arasında geçen konuşmayı duyan tanık mevcut değildir. Dinlenen davacı tanıkları davacıdan duyduklarını açıklamışlardır.
Davalı tanıkları ise bu tarihten sonra davacıyı işe davet ettiklerini, morali bozuk olduğu için gelemeyeceğini bildirdiğini söylemişlerdir.
Davacının kısa bir süre sonra aynı yerde ve aynı konuda faaliyet gösteren A.Ş.'de işe başlamış olmasını da göz önünde bulunduran mahalli mahkeme savunmaya değer vererek davacının ihbar ve kıdem tazminat isteklerini reddetmiştir.
Mahalli mahkemenin bu değerlendirmesi dosya içeriğine uygun düşmektedir. Delilleri yakından gözleyen ve değerlendiren mahalli mahkemenin açık bir hataya düşmedikçe delilleri değerlendirmesine Yargıtay'ca müdahale edilmemesi gerekir. Sırf davacının iddiasına değer verilip varsayımlarla ihbar ve kıdem tazminatının kabulü gerektiği sonucuna varılmasını doğru bulmadığımızdan, daire çoğunluğunun bozma kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy