(1475 S. K. m. 13)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem ve kötüniyet tazminatları fazla çalışma ve yıllık izin ücreti, hafta tatili gündeliği ile TİS'den doğan ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde, taraflar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi davalı işyerinde çalışırken emekliliğe ayrılmasına rağmen özel niteliği gereği çalıştırılmaya devam ettirildiğini ve daha sonra iş aktinin feshedildiğini belirterek kıdem tazminatı ile emeklilikten önce hakettiği ücret ve yıllık ücretli izin alacaklarının, emeklilik sonrası da, çalışmaları karşılığı olan ücret, tatil, fazla mesai çalışma ücretleri ile TİS'ten kaynaklanan alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı taraf, talep edilen miktarın 500.000.000 TL olup, talebe istinaden hesaplanan 1.022.888.875 TL miktarın taksitler halinde posta çekleri ile ödendiğini davanın konusuz kaldığını savunmuştur.
Mahkemece; 9.11.1999 tarihli oturumda davacı vekiline;
Davacının ne zaman çalışmaya başladığı ve ne zaman emekli olduğu,
Emekli olduktan sonra davalı işyerinde tekrar çalışmaya devam edip etmediği etmiş ise ne kadar çalıştığı,
İş aktinin kimin tarafından feshedildiği,
İstenilen sosyal hakların hangi döneme ait olduğu, işyerinde geçerli olduğu belirtilen TİS'nin ibraz edilmesi gerektiği hususlarının açıklaması ve yerine getirilmesi için ara kararı ile süre verildiği, davacı vekilinin mazeret bildirdiği 28.3.2000 tarihli celsede ara kararının yerine getirilmesi için kesin süre verildiği, kesin süreye rağmen davacı vekilinin ara kararını yerine getirmediği gerekçe gösterilerek kesin süre nedeniyle isteklerin reddine karar verilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 163. maddesi gereğince, tayin edilen kesin sürenin sonuç doğurması için kararın hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve ayrıca verilen kesin süreye uyulmamasının yaptırımında aynı kararda gösterilmesi gerekir. Ayrıca bir tarafa belli bir işlemin yapılması için kesin süre verilmiş ve bu süre içinde o işlem yapılmamış ise artık taraf o işlemden vazgeçmiş sayılır. Somut olayda da eğer verilen süre içinde davacı taraf açıklamada bulunmamış ve işlemleri yerine getirmemiş ise artık bundan vazgeçmiş sayılır. Bu vazgeçme davanın reddini sağlamaz. Devam eden dava mevcut deliller kapsamında değerlendirmeye tabii tutulmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Bu olgular ışığında mahkemece verilen kesin mehil sonuçları hatırlatılmadığından ve doğrudan davanın reddini gerektirmediğinden usulüne uygun değildir. Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere özellikle SSK sicil kayıtları, bordrolara ve davalı işverenin ihtar yazısına göre davacının işe giriş, emeklilik tarihi ile emeklilikten sonra çalışma süresi ve fesih tarihi terüddüde yer vermeyecek biçimde sabittir. Davalı işveren kıdem tazminatını taksitler halinde posta çekleri ile ödediğini kabul ettiğine göre fesih konusuda uyuşmazlık dışıdır. Kıdem tazminatı yıllık ücretli izin ve ücret alacağının ödendiğini kanıtlama yükümlülüğü davalı işverene ait olduğuna göre mevcut delillerden hareketle ve bilirkişiden rapor alınmak sureti ile davacının istekleri konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmelidir. Yazılı şekilde kesin süre nedeni ile davanın reddi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy