(1475 S. K. m. 16)
Dava: Davacının cezai şart alacağının karşı davacının ise, ücret ve prim alacaklarının ödetilmesi isteğiyle açtıkları davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle karşı davanın reddine ve asıl davada gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı ve karşı davacı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 30.5.2000 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kâğıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat C.A. ile karşı taraf adına Avukat A.Ö. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre dvalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Davacı işveren dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenmiş olan yazılı hizmet sözleşmesinin "sorumluluklar başlıklı 5/1. maddesine uygun şekilde cezai şart olarak Amerika Doları'nın fesih tarihindeki kur üzerinden karşılığı meblağın tahsili isteminde bulunmuştur. Mahkeme ile anılan dövizin tahsili biçiminde hüküm kurulmuştur ki, buna göre sonucu itibarıyla bu dövizin ödeme tarihindeki kur karşılığının tahsili anlamına gelmektedir. Böyle bir hüküm istekle bağlılık ilkesine ters düşer. Bu durumda mahkemece yapılacak iş isteğe bağlılığa uygun olara ödenmesi gereken Amerikan Doları'nın fesih tarihindeki kur üzerinden davalı işçiden tahsiline şeklinde karar vermekten ibarettir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 65.000.000 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.5.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Taraflar arasında imzalanan 1.5.1995-1.5.1997 tarihleri arasında geçerli ve iki yıl süreli hizmet sözleşmesinin bir yıldan fazla uygulandığı ve bu süre içerisinde geçersizliğinin ileri sürülmediği anlaşılmaktadır.
Tarafların istekleri de bu sözleşmeye dayanmaktadır. Amme düzenine aykırı bir yönü bulunmayan bu sözleşme tüm hükümleri ile geçerlidir. Mahkemenin benimsediği bilirkişilerin hizmet sözleşmesinin 7. maddesinin geçersiz olduğuna dair mütalaalarına bu sebeple itibar olunamaz.
İşverenin davası hizmet sözleşmesinin 5/1. maddesine dayanmakta olup, bu isteğin kabulü için akdin 1475 sayılı yasanın 16/2. maddesi dışındaki nedenlerle işçi tarafından feshi gerekir.
Olayımızda ise işçi hizmet akdini, sözleşmenin yedinci maddesine işveren tarafından uyulmaması sebebyle haklı olarak 1475 sayılı yasanın 16/2. maddesi gereğince sona erdirildiği noter ihtarnamesinde açıklamıştır.
Gerçekten işveren, sözleşmenin yedinci maddesi gereğince davacının akdi fesih iradesini ulaşmadan yönetim kurulu üyesi seçilmesi için genel kuruldan önce ve sonra bir girişimde bulunmadığı ve sözleşmenin anılan hükmünü yerine getirmediği saptandığından, işçinin feshinin iş yasasının 16/2. maddesine uygun haklı bir fesih olarak kabulü gerekir.
Böyle olunca işverenin sözleşmenin 5/1. maddesine dayanan davasının reddi gerekirken kabulü yasaya ve sözleşmeye aykırı olup mahalli mahkeme kararının bu yönden de bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan daire çoğunluğunun onama kararına katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy