(1475 S. K. m. 13) (818 S. K. m. 41, 47)
Dava: Davacı, ihbar tazminatı farkı ile maddi ve manevi tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2 - Davacı işçinin sözleşmesinin feshinden dolayı zarara uğradığı gerekçe gösterilerek maddi tazminata karar verilmiş ise de böyle bir zarar dosya içeriğine göre ispat edilmiş değildir.
Gerçekten davacı iddiasını ispat için tanıklar göstermiş olup bunların anlatımlarından bu konu kanıtlanmış olduğu sonucuna varılamaz.
Kaldı ki tanıklar arasında davacı gibi aynı durumda bulunan işçi de bulunmuştur. Davacı ile bu işçinin menfaat ortaklığı olduğu da açıktır. Bu koşullarda maddi tazminatın hüküm altına alınması hatalıdır.
3 - Davacı işçi sözleşmesinin feshinden dolayı manevi tazminat isteğinde bulunmuş ve mahkemece bu istek de kabul edilmiştir. Ancak Borçlar Kanunu'nda öngörülen manevi tazminatın koşulları da oluşmamıştır.
Böyle olunca bu istek de reddedilmelidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, 1.4.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, davalı şirketin otel işyerinde 7 yıldan beri özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, 2495 Sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkındaki Kanun Hükümlerine tabi olarak çalışması nedeniyle sendika üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldığını ve bu nedenle işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanamadığını ve şirketin özel güvenlik işlerini özel bir şirkete devretmesi nedeniyle iş akdine son verildiğini belirterek maddi, manevi ve kötüniyet tazminatı taleplerinde bulunmuştur.
Davacı işverence kendisine verilen özel güvenlik görevinde 7 yıl süre ile çalışmış olup, bu görevi yapabilmek için yasal zorunluluk olan sendika üyeliğinden kendi isteği ile ayrılmış ve bunun tabii sonucu olarak da işlerinde uygulanmış olan toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanamamıştır. Davacı 7 sene sonra iş akdinin feshi nedeniyle bu dönem içerisinde üyelikten ayrılma nedeniyle faydalanamadığı toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmadığı için kötüniyet tazminat talebinde de bulunmuştur.
İçişleri Bakanlığı davalı işyerinden özel güvenlik teşkilatı kurulması istemin de bulunmuş ve Bakanlığın bu talimatı üzerine işyeri, özel güvenlik hizmetlerini özel bir güvenlik şirketine tevdi etmiş ve kıdem ve ihbar tazminatlarını ödemek suretiyle davacının iş akdini fesh etmiştir.
Yukarıda da vurgulandığı gibi davacı güvenlik hizmetinde çalışabilmek için kendi arzusuyla sendikadan ayrılmıştır. Üyelikten istifa da işverenin bir telkini ve zorlaması olmayıp yasal bir yükümlülük davacı tarafından yerine getirilmiştir. Yine davacı sendikadan istifa ettikten sonra işsiz bırakılmamış ve 7 yıl süre ile güvenlik görevlisi olarak çalıştırılmıştır.
O halde ortada işverenin bir aldatması ve yanıltması mevcut olmayıp işveren zarar vermek amacı taşımamıştır. İçişleri Bakanlığının talimatlarına uymak zorunda kalan işveren, güvenlik hizmetlerini bu talimata uyarak özel bir güvenlik şirketine vermek durumunda kalınca ihbar ve kıdem tazminatlarını ödemiş bulunmaktadır. İşveren kötüniyetli değildir. Bütün bu olgulara rağmen işvereni kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutan mahkeme kararını onayan Daire çoğunluk kararına bu yönden katılamıyorum.
KARŞI OY
Dava tazminat isteklerine ilişkindir. Mahkemece istek kalemleri kabul edilmiş; karar daire çoğunluğunca maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddi ile bozulmuştur.
Somut olayda; davacı işçi işyerine özel güvenlik görevlisi olarak girmiştir. Kalifiye işçi statüsündedir. Sendikalıdır. İşverenin teklifi ile Sendikadan istifa ettirilmiş norma uygun özel güvenlik teşkilatı personeli statüsünde çalışmak için beklemeye bırakılmıştır. Muğla Valiliğinin oluruna rağmen sekiz ay bekletilmiş; davalı şirketin bu görevi özel bir şirkete vermesi üzerine iş akdi 21.3.2000'de fesh olunmuştur.
Manevi zarar, zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen bir eksilmedir. Kişisel değerler Federal Mahkemeye göre; bir kişiye bireysellik kazandıran ve koruma bakımından özel duygular dahil olmak üzere bireyler arasındaki ilişki gereksinmelerinde korumaya değer her şeyi ifade eder. ( ATF 70 II 127 JT 1945 I 24 )
Manevi zararın giderim biçimi olan manevi tazminat genel olarak haksız fiillerde uygulanmaktadır. Ancak sözleşme sorumluluğuna ayrık olarak ( BK. M. 332 ) gerek Türk gerek Yabancı hukuklarda uygulanmaktadır.
Manevi tazminatın koşulları zarar, illiyet bağı ve hukuka aykırılıktır. Türk pozitif hukukunda norma aykırılıktır.
Olayımızda, fesih hakkını kötüye kullanan, inciten İş K. 13/III uyarınca kötüniyet tazminatıyla yükümlü kılınmıştır. Şu durumda Daire çoğunluğunca da kabul edildiği üzere davalı işveren kanuna yani norma ( İş K. 13/I )'e aykırı davranmıştır. Türkiye ortamında işsizliğin sosyal bir olgu olduğu bir gerçektir. İnsanları intihara kadar sürükleyen bu olgunun moral değerleri yıkmayacağını ileri sürmek ne derece doğrudur? Kaldı ki İş K. m. 13/son bu isteğe olanak tanımaktadır. Bu nedenle davacının da manevi tazminat istemi yerindedir.
Maddi tazminat isteğine gelince, bu tür bir sorumluk Culpa ın Contrahendo sorumluluğudur. Güvene dayanan bir sözleşmenin kurulması gerekirken kurulmamasından doğan bir zarar bu kapsamdadır. ( MK. m. 2; BK. m. 41/II )
Somut olayda, davacı norma uygun özel güvenlik elamanı olarak çalışmak için sendikadan istifa ederek maddi kayba uğramıştır, işveren bu davranışından yukarıda anılan sorumluluk tipine uygun olarak sorumludur, zararın varlığı açıkça görüldüğü ispatı mümkün olmadığı durumlarda yargıç BK. m. 42/II gereği tazminata hükmeder. Mahkemece hüküm olunan miktar gerçek zararın çok altındadır.
Yerel mahkeme kararının yukarıda anlatılan gerekçe ile onanması düşüncesiyle Dairemizin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy