(1475 S. K. m. 13, 14)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem ve sendikal tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde, davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş ve dosya Hukuk Genel Kurulundan Dairemize gelmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı işçi, davalı maden ocağı işletme işyerinde her yıl nisan ayından mevsimin sona erdiği Ağustos-Kasım ayları arasında çalıştığını, 2001 yılı Nisan ayında çağrılmalarına rağmen iş taşerona verilerek işe başlatılmadıklarını bu şekilde hizmet akitlerinin feshedildiğini iddia ederek kıdem, ihbar tazminatı isteklerinde bulunmuştur.
Davalı işveren davacının maden ayıklama ve yıkama işinde çalıştığını, işin niteliğinin, mevsimlik iş statüsünde olmadığı gibi, belirli süreli hizmet akdi ile çalıştığını, toplu sözleşmenin 41. maddesine göre belirli süreli hizmet akitlerinin süre sonunda kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiğini buna rağmen 365 günü dolduran işçilere kıdem tazminatı ödediklerini, yıkama ayıklama işinin verim düşüklüğü nedeniyle 2.4.2001 tarihinde taşerona devrettiklerini davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, hizmet akitleri belirli süreli olmakla kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağından davacının bu istekleri reddedilmiştir. Karar Dairemizce; çalıştıkları işin icabı belirli süreli akitle çalışmalarının söz konusu olamayacağı, esasen belirli süreli hizmet akdinin ikiden fazla yenilenmiş olması halinde de süresiz hale geldiğinin kabulü gerektiği, bu nedenle ihbar tazminatının yapılan hesaplama değerlendirilerek hüküm altına alınması, açıklanan nedenlerle kıdem tazminatına da hak kazandığı toplam süreleri dikkate alınarak ve gerekli değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekçesi ile bozulmuştur. Yerel mahkeme, Bölge Çalışma Müdürlüğünden aldığı yazı üzerine, işyerinin yılın 12 ayı çalışma yapılan bir işyeri olduğu, işyerinde yürütülen ve davacıların üstlendikleri işin mevsimlik iş olmadığı, hizmet akitlerinin 6, 7, 8 ay aralıklarla yapıldığı bu nedenle birbirlerini izleyen zincirleme akit kabul edilemeyeceği nedenleriyle önceki kararda direnilmesine karar vermiştir. Hukuk Genel Kurulu, mahkemenin direnme kararında bozmadan önce olmayan delillere dayanması nedeniyle ortada yeni bir hüküm olduğundan hükme ilişkin temyiz itirazları incelenmek üzere dosyayı dairemize göndermiştir.
Aynı gün incelenmesi yapılan davacı ve 101 arkadaşına ait dosyada çözümlenmesi gereken öncelikli sorun, mevsimlik iş ve işyeri kavramlarıdır. Mevzuatımızda hangi bir işin mevsimlik iş olduğuna ilişkin bir tanım ya da düzenleme mevcut değildir. Gelişen çalışma koşullarına ve doktrine paralel olarak dairemiz; yılın belirli dönemlerinde yoğunlaşan, yılın belirli dönemlerinde ise azalan ya da tamamen sona eren ancak bu durum her yıl sürekli olarak tekrarlanan işlerin mevsimlik işler olduğu görüşünü benimsemektedir. Uygulamada tamamen mevsimlik faaliyet gösteren işyerleri olduğu gibi çoğunlukla bazı işlerini mevsimlik işçilerle yürüten kısmi mevsimlik işyerlerine rastlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle bir işyeri bir kısım işlerini yılın 12 ayında çalıştırdığı işçilerle, diğer bir kısım işlerini de her yılın belli dönemlerinde çalıştırdığı mevsimlik işçilerle yürütmektedir.
Bu nedenle mevsimlik iş ve işyeri kavramlarını birbirinden ayırarak mütalaa etmek gerekir. Önemli ve belirleyici olan işçinin yaptığı işin mevsimlik iş olup olmadığıdır.
Somut olayda, davada işyerinin yılın her ayında da işçi çalıştırılan bir işyeri olduğu hususunda tereddüt yoktur. Esasen işyerinde uygulanan Toplu İş Sözleşmesinin 2/a maddesinde mühendis, şef, tekniker büro personeli gibi işçilerin bu sözleşmenin kapsamı dışında oldukları açıkça belirtilmiştir. Sürekli çalışan böyle işçilerin de olması işyerinin kısmi mevsimlik işyeri sayılmasını engelleyici nitelikte değildir. Bizzat davalının ibraz ettiği 1984-2000 yılları arasına ait çalışma grafiklerinden 15 yılda davacıların hemen hemen her yıl ve ağırlıklı olarak Nisan - Kasım ayları çalıştıkları saptanmaktadır. Kaldı ki maden işleme, üretim gibi işlerin her mevsim yapılabileceği, maden arama işinin yoğunlukla yaz aylarında yapılıp buna bağlı yıkama ve ayıklama işinin de yine aynı aylarda yoğunlaşması ülkemizin coğrafi koşulları gereğidir.
Yürürlükteki Toplu İş Sözleşmesinin 13.maddesinde de daimi ve mevsimlik işçilerden söz edilmekte ancak hangi işlerin veya işçilerin mevsimlik olduğuna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. 41.maddede belirli süreli, 42.maddede belirsiz süreli akitlerin sona ermesini düzenlemektedir. Salt bir hizmet akdinin üzerinde belirli bir süreli yazması o akdin belirli süreli sayılmasını gerektirmeyeceğinden mahkemece ret kararında toplu iş sözleşmesinin sadece 41.maddesine dayanılması da yerinde değildir. Kaldı ki, bizzat işveren bu işçilere 365 günü doldurduklarında kıdem tazminatı ödemiştir.
Bu durumda davacının mevsimlik işçi, hizmet akitlerinin belirsiz süreli hizmet akdi olduğunun kabulü gerekmektedir.
Diğer bir sorun hizmet akitlerinin 6-7-8 ay aralıklı sürelerle yapılmış olmasının onlara zincirleme akit özelliğini kazandırıp kazandırmayacağıdır. Yıkanan veya ayıklanan maden miktarlarına göre bazen daha çok bazen daha az işçiye ihtiyaç olması nedeniyle akitler arasında bu kadar süreler olması tabiidir. Bu mevsimlik işin doğasında vardır. Önemli olan her yıl belirli sürelerde tekrarlanmalarıdır. Dairemizin somut olaya uymayan mevsimlik iş ya da işyeri olma özelliği taşımayan bir dosyasına ilişkin kararı emsal olarak alınamaz.
Yukarıda anlatılan nedenlerle davacı işçinin kısmi mevsimlik işyerinde, her yıl belli dönemlerde mevsimlik işçi olarak çalıştığı, çalıştığı bölümün taşerona devredilerek işe başlatılmamaları nedeniyle hizmet akdinin işverence haksız feshedildiği anlaşılmakla dairemizin önceki bozma kararı yerindedir. İhbar tazminatı isteğinin yapılan hesaplama değerlendirilerek hüküm altına alınması gerekirken reddi hatalıdır.
3- Anlatılan nedenlerle, kıdem tazminatına da hak kazanıldığı açıktır. Bu istek hakkında da toplam çalışma süreleri ve daha önce yapılan ödemeler dikkate alınarak yeni bir değerlendirme yapılarak hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesi 13.11.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Çözümlenmesi gerekli ana sorunlar, işyerinin mevsimlik işyeri olup olmadığı, taraflar arasında düzenlenen yazılı hizmet akitlerinin belirli süreli hizmet sözleşmesi sayılıp sayılmayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Daire Çoğunluğu davacının çalıştığı işyerinin mevsimlik işyeri olduğunu bu nedenle, yapılan hizmet akitlerinin belirsiz süreli sayılması gerektiğini kabul ederek bozma kararı verilmiştir.
Yargılama sırasında mütalaasına başvurulan bilirkişi işyerinin mevsimlik olmadığını bildirmiş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Eskişehir Bölge Müdürlüğünün 8.2.2002 gün 2155 sayılı yazılarında işyerinin sürekli faaliyette olan bir işyeri olduğu açıklanmış mahalli mahkemede işyerinin mevsimlik olmadığını kabul ederek hizmet akitlerinin belirli süreli olduğunu kabul ederek hüküm kurmuştur.
Dosya içeriğinden, işyerinin bütününün mevsimlik bir üretim faaliyetinde bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Ancak, davacının çalıştığı bölümün yılın belirli dönemlerinde düzenli şekilde Kısmi mevsimlik olarak faaliyet gösterip göstermediği de açık şekilde belirlenememektedir. Bu konuda bilirkişi ve Bakanlığın bir tesbiti de mevcut değildir. Dairemiz çoğunluğu davacı ile yapılan belirli süreli akitleri uzun aralıklarla da olsa yılın belirli ayları için yapılmış olmasını işyerinin bir kısmının mevsimlik işyeri olarak kabulü için yeterli saymıştır. Kanımca dosyadaki deliller bu sonucun kabulü için yeterli değildir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki istek işyerinde yürütülen iş bütün olarak, ister yılın belirli dönemlerinde üretimde yoğunlaşma veya tam kapasite ile faaliyetten kaynaklansın mevsimlik işten söz edilebilmesi için unsurlardan ilki üretimin mevsim olarak belirlenecek dönemlere göre yürütülmesinin sebepleri diğeri ise yılın belirli dönemlerinde bütün olarak veya kısmen faaliyette bulunmanın her yıl belirli dönemlerde düzenli bir şekilde tekrarlanmasıdır. Dava konusu maden işyerinde bu unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği yeterli şekilde belirlenmeden sonuca ulaşmak mümkün değildir. Diğer taraftan işyerinin tümünün veya bir kısmının mevsimlik olması o işyerinde belirli süreli hizmet akdi kurulmasına engel değildir. Ancak Toplu İş Sözleşmeleri ile böyle bir sınırlama getirilebilir. Olayımızda işyeri Toplu İş Sözleşmeleri belirli süreli akitlerle ilgili bir yasaklama getirmemiştir. Bu nedenle davacının çalıştığı işin mevsimlik olması da başlı başına yazılı belirli süreli hizmet akdini belirsiz hale getirmez. Bir mevsim ve kampanya işi için kurulan hizmet sözleşmesi belirli süreli olabileceği gibi belirsiz sürelide olabilir.
Bu nedenlerle taraflar arasında düzenlenen belirli süreli akdin belirli sürelimi yoksa süresiz mi olduğunun saptanması için başka kıstaslara başvurulması gerekir. Esasen hizmet akdinin belirsiz süreli olması genelde işçi menfaatine olduğundan esastır. Belirli süreli hizmet akdi istisnadır. Ancak, en az taraflardan birinin ekonomik ve sosyal şartlarını gerektirmesi halinde belirli süreli hizmet akdi kurulması haklılık taşır ve hukuk düzenince korunur. Bu nedenle belirli süreli sözleşmeler, bu tür sözleşme yapılmasını gerektiren makul ve objektif bir nedenin bulunması durumunda geçerli olup aksi halde objektif olarak işleve aykırılık teşkil eder ve korunacak hukuki yarar bulunmaz. İsviçre Hukukunda da objektif haklı neden bulunmadıkça bu tür sözleşmelerin kanuna karşı hile oluşturduğu kabul edilmektedir.
Ardı ardına veya aralıklarla taraflar arasında birden fazla sözleşme yapılması halinde salt bu nedenlerle belirli süreli akitleri belirsiz süreli tek bir akit olarak değerlendirmek de mümkün değildir. Objektif haklı bir neden mevcutsa birden fazla belirli süreli sözleşme mevcut olsa da hakkın kötüye kullanılmasından söz edilemez.
Bu nedenlerle, işverenin davacı ile belirli süreli hizmet akdi yapmakta objektif haklı bir nedenin bulunup, bulunmadığı, belirsiz süreli hizmet akdinin işçiyi koruyucu ilkelerinden kurtulmak için sözleşme serbestini kötüye kullanarak belli süreli akit yapıp yapmadığı belirlenmeden tarafların bu husustaki delilleri toplanmadan yazılı şekilde hüküm kurulmasını doğru bulmuyorum. Dosyadaki delillerde bu konularda kanaat oluşması için yeterli değildir. Bu nedenlerle daire çoğunluğun kesin bozma gerekçesine katılamıyorum.
Eksik inceleme sebebiyle araştırmaya yönelik olarak mahalli mahkeme kararının bozulması kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy