(1086 S. K. m. 83, 87, 185) (5521 S. K. m. 10)
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı vergi iadesi ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Davacı Bölge Çalışma Müdürlüğüne verdiği dilekçesinde istek miktarlarını ayrı ayrı açıklamış ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmamıştır. Yargılama sırasında Bölge Çalışma Müdürlüğüne verdiği bu dilekçesini aynen tekrar etmiş ve beyanda bulunmamıştır.
Bilahare verdiği ıslah dilekçesi ile talep miktarlarını arttırmış ve mahkemece ıslah ile arttırılan miktarlarda hüküm altına alınmıştır.
Hukuk Genel Kurulunca benimsenen ve dairemizin uygulamasına göre dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmamış ise davanın kısmen ıslahı suretiyle miktarın arttırılması mümkün değildir. Bu nedenle ıslahla attırılan miktarlarla ilgili isteklerin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.03.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, fazlası saklı tutulmayan bir davada ıslah ile neticei talebin arttırılıp arttırılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanunu'nun 83.Maddesine göre; iki taraftan her biri usule mütealik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen ıslah edebilir.
Aynı yasanın 185.Maddesinin ikinci bendine göre ise; Müddei, müddeileyhin rızası olmaksızın davasını tevsi veya mahiyetini tedbil edemez. Aşağıdaki madde hükmüyle davadan ferağat veya ıslah bu hükümden müstesnadır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 87.Maddesinin son cümlesi Müdei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez ifadesi bulunmaktaydı. Anılan cümle, Anayasa Mahkemesinin 7.11.2001 gün 1/33 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir.
Şu durumda uyuşmacılığın çözümü öncelikle normatif açıdan HUMK'nun 83,87 ve 185.Maddeleri açısından ortaya koymak gerekir.
87.maddenin son cümlesinin iptalinden önce konuyu spesifik olarak inceleyen Üstündağ İddia Ve Müdafaanın Değiştirilmesi Yasağı eserinde şu ifadelere yer vermiştir. Neticei talepte sonradan birtakım değişiklikler yapabilmek veya eski neticei talep yerine yeni olan bir başkasını koyabilmek veya mevcut neticei talebi davanın devamı esnasında, yan bir takım alacaklara dahi teşmil edebilmek, yasak itirazı ile karşılanmaksızın ıslah müessesinden faydalanmak suretiyle gerçekleştirebilir. Islah yolu ile neticei talebin bile değiştirilebileceğini Federal Mahkeme bir kararı ile (BGE.35.II) hüküm altına almıştır. Zira neticei talebin değiştirilmesine rağmen, mevcut dava yeni bir dava olmak vasfını kazanamıyacaktır. Fakat neticei talep bakımından usul kanunun 87.maddesinin son fıkrasında bir yasak hükmüne rastlamaktayız. buna göre, ıslah yolu ile müddeabihin tezyidi mümkün olamayacaktır. (Üstündağ, Saim, İddia ve Müdafaanın Değiştirilmesi Yasağı, İstanbul 1967, s 174, 175),
Yorumda kullanılan mantık kurallarından biri aksi ile kanıttır (Argumentuma contrarıo). Eğer bir hukuk kuralı belirli bir durumun özelliğini dikkate alarak, o hukuki duruma belirli bir sonuç bağlamış ise bu durumun dışında kalan diğer durumlar bu sonucun aksi hukuki sonuçlara tabi olurlar. Başka bir anlatımla bir hipotez için bir norm koymak, başka hipotezleri aksi norma bağlamak anlamına gelir. Aksi ile kanıt kuralı öncelikle Hukuk tarafından yasaklanmayan davranışlara müsaade edilmiştir. Prensibinin geçerli olduğu hukuk alanlarında geçerlidir (Gözler, Kemal, Hukukun Genel Teorisine Giriş, Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu Sorunu Ankara 1998, s176, 177). Fazlası saklı tutulmadan açılan bir davada neticei talebin ıslah yolu ile arttırılmasını engelleyen bir norm kanunlarında bulunmamaktadır. Yasak var idi (m 87/son) şimdi yok.
Çoğunluk kararına esas alınan 8.10.2003 T. 2003/9-510/555 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararı oy çoğunluğu ile alınmıştır. Anılan kararda yasak HUMK 185/2 ile bağlantı kurularak verilmiş, ancak aynı yasa 87/son ile ilişkilendirilmemiştir. Zimmi feragat ya da kesin hüküm düşünceleri yasak var iken tartışma konusu yapılabilir. Nitekim bütün bu tartışmalar öğretide 87/son un kaldırılması öncesine aittir.
Somut olayımızda dava 5521 sayılı Kanunun 10.maddesi gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünce iş mahkemesine açılmıştır.
Söz konusu ihbar, kıdem tazminatları ile bir kısım işçilik alacakları için fazlası saklı tutulmamıştır. Davacı davasını şahsen takip etmiş Bilirkişi raporunda belirtilen miktarlar, dilekçede istenen miktarları aşması üzerine dava ıslah edilmiş tüm alacaklar hüküm altına alınmıştır.
Hukuk usulünün esas amacı hakkaniyete uygun bir kararın tesisini sağlamaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de Adil Yargılanma hakkı kıyasın bu amacı taşır.
Davacı işçinin hak ettiği tazminat ve alacaklar önünde normatif bir engel bulunmamaktadır. Bu gerekçeyle yerel mahkeme kararının onanması düşüncesiyle çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy