(818 S. K. m. 325, 345)
Dava: Davacı, cezai şart ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dershane öğretmeni olan davacı, süreli hizmet akdinin yürürlüğüne engel olduğu gerekçesiyle 10 Milyar ve bir yıllık ücreti karşılığı olarak da 9 milyar TL. nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, mahkemece bir aylık ücret karşılığı olan 600.000.000 milyon TL. alacak hüküm altına almış olup diğer davacı istekleri reddedilmiştir.
Davacının 1.8.1999-1.8.2000 yürürlülük süreli hizmet akdiyle çalışmaya başladığı, ancak 20.9.1999 tarihinde görevinden ayrıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında bağıtlanan 22.6.1989 tarihli diğer bir sözleşmede; ...sözleşmenin yürürlüğüne engel olan taraf on milyar TL... öder denilmektedir.
Mahkeme davacının 12 aylık ücret karşılığı olarak 10.000.000 TL talep etmek suretiyle seçimlik hakkını kullandığını ve sözleşmede öngörülen cezai şart'ın nitelik ve miktar itibariyle kanuna ve ahlaka aykırı olduğunu kararının gerekçesinde belirtmiştir.
Yasalara ve Dairemizin istikrar kazanmış kararlarına göre belirli süreli hizmet akdi ile çalışan işçi işine son vermesi halinde geri kalan süre için ücret talebinde bulunabilir.
Bu durumda işçinin sözleşmeyi haklı nedenle bozup bozmadığı yönü öncelikle araştırılması gerekir. Haklı nedenle sözleşmeyi sona erdiren işçi böyle bir talepte bulunabilir. İşçinin sözleşmeyi haklı olarak sona erdirdiği sonucuna ulaşıldığı takdirde de çalışılmayan sürenin ücretinin istenebileceği tartışmasızdır. Ancak bu durumda da Borçlar Kanununun 325.maddesinin 2.fıkrasında öngörülen hususların hükmedilecek ücret tutarında göz önünde bulundurulması gerekir. Mahkemenin bu hususları göz ardı ederek sadece fiilen çalışan süre ile ilgili ücrete hükmetmesi hatalıdır.
Mahkeme kararının da cezai şart isteğinin nitelik ve miktar bakımından yasalara aykırı olduğu belirtilmekte ise de, bu düşünce tarzının yasal bir yönü bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde her iki alacakla ilgili olarak talep mevcuttur. Taraflar serbest iradeleriyle sözleşmenin yürürlüğüne engel olunması halinde karşılıklı olarak tazminat ödenmesini kararlaştırmışlardır. Borçlar Kanununun 345.maddesinden hareket edilmek suretiyle, davacı taraf haklı bir sebeple akdi sona erdirdiği takdirde karşı taraftan tam bir tazminat talep edebilme hakkına sahip olup, belirlenecek tazminat miktarının fahiş olması halinde ise mahkemenin indirim yapma hakkı da saklıdır.
Bu anlatımlar karşısında mahkemece yapılacak iş; tarafların dosyaya sundukları delilleri değerlendirmek suretiyle, davacının bakiye, ücret ve cezai şart adı altında tazminat talep etme haklarını kazanıp kazanmadığını belirlemek ve haklılık durumunun saptanması halinde de Borçlar Kanununun 161/son-325 ve 345.maddelerindeki düzenlemeler de göz önünde tutulmak suretiyle bakiye ücret ve cezai şart alacağı hakkında bir karar verilmekten ibarettir. Aksine düşüncelerle mahkemenin vermiş olduğu karar usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.09.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy