(1475 S. K. m. 14, 17/1)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, izin ücreti ile genel tatil ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Davacının 12.5.1998-26.11.2001 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı 24.1.2001-26.8.2001 döneminde ... sebebiyle istirahali kaldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
1475 sayılı İş Kanununun 17/1. Maddesinde belirlenen ihbar önellerine altı hafta eklenmesinden sonra bulunacak süre kıdem ve ihbar tazminatına esas süreden düşülmesi gerekir. Bu nedenle kıdem tazminatı ile ihbar tazminatının hesabında raporlu süre düşülmeden daha fazla anılan tazminatlara karar verilmesi hatalıdır.
3. Öte yönden yıllık izin ücreti hesabında rast gelen raporlu günde dikkate alınmaz, ayrıca raporlu ... rast gelen Ulusal Bayram ve Genel tatil günlerinde davacının çalışması söz konusu olamayacağından bu dönemdeki tatil günlerinde çalışma ücretine de karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 3.3.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI : Davacı 12.5.1998-26.11.2001 tarihleri arasında davalı işyerinde çalışırken 7 ay süreyle rapor almış olup, davalı işveren bu sürenin hizmet belirlemesinde göz önüne alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir.
Davalı işveren davacının hizmet akdini 1475 sayılı yasının 17/1. maddesinin kendisine verdiği hakka rağmen sona erdirmemiş ve fesih, raporun bitiş tarihinden çok sonra yapılmıştır.
Uzun süreli rapor ( hastalık izni alınmasında, 1475 sayılı İş Kanununun 17/1. maddesi gereğince ihbar önellerine altı hafta eklenmesiyle tespit edilen sürenin üzerindeki bölümün hizmet süresinde göz önüne alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusudur.
1475 sayılı iş kanununun 14. maddesinde "... işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her tam yıl için işçiye kıdem tazminatı ödenir..." hükmü gereğince, kıdem tazminatına hak kazanılmasının koşullarından biriside hizmet akdinin en az bir tam yıl devam etmiş olmasıdır.
3008-931-1475 sayılı yasalarda "...üç yıldan fazla çalışmış olmak şartıyla..." şeklinde düzenlemeler mevcut iken 4.7.1975 tarih ve 1927 sayılı yasa ile 12.7.1975 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle madde metni bu şekle dönüşmüştür.
Yukarıda da belirtildiği şekilde daha önceki düzenlemelerde "çalışmış olmak şartıyla" sözcükleri yer almışken 1927 sayılı yasa ile bu ifade yerine "hizmet akdinin devamı süresince" sözcükleri kabul edilmiştir.
Çalışılan süre, çalışmanın fiilen sürdürüldüğü anlamanın karşılığı olup, hizmet akdinin devamı süresi ise, akdin başlangıcından bitimine kadar geçen süreyi kapsar.
1927 sayılı yasa ile yapılan değişikliğin hükümet gerekçesinde, "...kıdem tazminatına hak kazanılacak sürenin sadece işyerinde fiilen çalışılan süreleri değil, işçinin istirahat, izin ve diğerleri gibi hizmet akdinin aslında kaldığı bütün durumları da kapsayacağı açıktır..." denilmektedir.
14. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hizmet akdinin devamı süresince sözlerinden hizmet akdinin devam ettiği süreyi amaçladığı açıktır.
Ayrıca 14. maddenin birinci fıkrasının son paragrafında yer alan "çalıştıkları süreler" tabirinde irdelenmesi gerekir. Yasa koyucu aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde fasılalarla yapılmış akit sürelerinin değerlendirilmesi için "çalıştıkları süreler" tabirini kullanmasında ki amaç akitler arasındaki sürelerin dikkate alınmamasıdır. Yine aynı paragrafın devamında, "...işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır..." ifadesi yer almaktadır. Yasa koyucu madde de değişik ifadeler kullanmışsa da gerçek iradesinin ne olduğunu yukarıda belirtilen ve 1927 yılında birinci fıkrada yaptığı değişiklikle ortaya koymuştur.
Ayrıca 17. maddenin 1 nolu bendinin üçüncü fıkrasında yer alan "...işçinin işe gidemediği süreler için ücret işlemez..." sözcüklerinin başka türlü anlaşılmaması gerekir. Çünkü, bu gibi durumlarda sosyal güvenlik kurumu devreye girip işçiye geçici iş göremezlik süresince ödemede bulunmaktadır. İşçiye bu süre içinde ücret ödenmemesi akdin askıda sayılması ile ilgili değildir.
Bu anlatımlardan çıkan sonuç makul ölçüyü aştığı ileri sunulan hastalık süresince, hizmet akdinin askıya alındığı şeklindeki görüşün yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Ayrıca, 1475 sayılı iş kanununun 51. maddesinin ( a ) fıkrasında işçinin tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günlerin yıllık izin hakkının belirlenmesinde çalışılmış gibi sayılacağı belirtilmektedir. Aynı kanunun 49. maddesinde de "en az bir yıl çalışmış olanlar" sözleri yer almasına karşılık 51. maddede "çalışmış olma" sözüne açıklık getirilmiş ve hastalıktan ötürü işe gidilmeyen günlerin de çalışmış gibi bir yıllık sürenin hesabında göz önüne alınacağı kabul edilmiş olmakla 14. maddenin birinci fıkrasının son paragrafındaki "çalıştıkları süreler" tabiri de açıklığa kavuşturulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı hastalıkta geçen süreninde hizmet akdinin kapsamı içinde kaldığı ve bu süreninde kıdem tazminatı hesabında göz önünde tutulması gerektiği düşüncesiyle bozma kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy