(4857 S. K. m. 2/6-7) (818 S. K. m. 18)
Dava: Davacı, toplu iş sözleşmesinden doğan işçilik alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi davalıya ait işyerinde onun işçisi olarak çalıştığı halde, işyerinde görülen işin bir bölümünün alt işverene verilmiş gibi muvazaalı işlem yapılarak kendisinin uygulanmakta olan Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılmadığını iddia ederek toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçilik haklarının ödettirilmesi istemiyle iş bu davayı açmıştır.
Davalı işveren ise,davacı ile aralarında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığını,kendilerinden ihale ile iş alan taşeron firmanın işçisi olduğunu,bütün yetkilerin taşerona ait bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece davacının gerçekte davalının işçisi olduğu,davalı ile dava dışı müteahhit arasındaki ihalenin muvazaaya dayandığı kabul edilerek istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Bu açıklamalara göre,uyuşmazlık davalı ile dava dışı müteahhit arasında yapılan sözleşmenin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun sonucu olarak da davalının gerçek işveren olup olmadığı konularında toplanmaktadır.
Mahkemece sonuca varılırken;özellikle müteahhitler değiştiği halde,davacı ile birlikte diğer işçilerin de çalışmalarını aralıksız sürdürdükleri,işçi alma ve işten çıkarma konularında asıl yetkinin davalıya ait olduğu, bunların dışında kalan işlerde de davalının büyük yetkilerle donatıldığı,işçilerin,işyerlerinin denetimi ile ilgili tüm yetkilerin onda toplandığı,maaş, mesai,kıdem,ihbar gibi tazminat alacakları ile yemek ve yol giderleri ve ihaleye konu işlerin yürütülmesinde kullanılacak araç, gereç ve malzeme maliyetleri esas alındığında maaş dışındaki tüm kalemlerdeki sorumluluğun davalı ...'ca karşılanacağı hususunda tarafların sözleşme dışı bir anlaşma yapması olguları üzerinde durulmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6 ve 7. fıkralarında, "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez;" düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut olayda, davalı işverenin, alt işverene verilebilen temizlik, tahliye ve tahmil gibi yardımcı işleri ihaleye çıkardığı, ihaleye birden fazla firmanın katıldığı,ihale sözleşmesinin Kamu İhale Yasası'na uygun olarak yapıldığı,davalı kurumun asli görevinin dışında olan temizlik işlerinin en uygun teklif veren firmaya verildiği,yapılan ihalenin Bakanlar Kurulunca çıkarılan tip şartname hükümlerine, Sosyal Sigortalar Kurumunun tebliğlerine ve nihayet Maliye Bakanlığının bu konudaki tamimlerine uygun olarak yapıldığı, anlaşılmaktadır. Davacıyı işe alan, ücretini, sosyal haklarını, sigorta primlerini ödeyen, çalıştıran kendi işyerinde işe giriş ve prim bildirgesi veren ihaleyi alan dava dışı alt işverendir. Dinlenen davacı tanıkları, aynı şekilde uyuşmazlığa taraf konumunda kişiler olduğundan,tanıklıklarına itibar edilememesi gerekir. Ayrıca, ihaleyi alan firmanın 500 milyon lira sermaye ile kurulmuş ve asgari giderleri ile 150 milyar zarar edeceği bir sözleşmeyi bile bile imzalamış olması muvazaa olgusu için yeterli bir neden değildir. Bu nedenle alt işverene ihale ile verilen işin ihale bedelinden hareketle muvazaa değerlendirmesi yapılması da yerinde görülmemiştir. Davalı ile ihaleyi alan dava dışı alt işveren arasında, maaş dışında diğer hakların davalıca karşılanacağı konusunda sözleşme dışı bir anlaşma yapıldığı da kanıtlanmamıştır.
Bütün bu anlatımlardan ve tüm dosya içeriğinden, davalı kurum ile alt işveren arasında bir muvazaa sözleşmesinin söz konusu olmadığı, davacı işçinin 4857 sayılı İş Kanununun 2/6 maddesi kapsamında alt işverenin işçisi olduğu anlaşılmakla asıl işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden,yararlanması olanağı bulunmamaktadır. Böyle, olunca davacının TİS hükümlerine dayalı alacak isteklerinin reddi Gerekir. Mahkemece hatalı değerlendirme ile anılan isteklerin kabulü hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA,peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,24.01.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy