(1475 S. K. m. 14)
Dava: Davacı, kıdem tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemece davacının dava dışı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde geçen 6.6.1984-3.3.1986 tarihleri arasında çalışma süresi de kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmış ise de, dosya içeriğine göre davacının anılan çalışmasının davacı tarafından verilen istifa dilekçesi ile son bulduğu anlaşılmaktadır. 1475 sayılı iş kanununun 14/V. maddesi uyarınca Dairemizin Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen kararlarına göre son kamu kurumunun daha önce kamu kurumlarında geçen çalışma süresinden sorumlu tutulabilmesi için o kamu kurumunda geçen çalışmanın kıdem tazminatını gerektirecek şekilde son bulması gerekir. Bu nedenle, davacının söz konusu çalışma süresinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmış olması hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 12.05.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Davacı 25.5.1976-31.3.1986 tarihleri arasında Devlet Su İşlerinde çalışmış ve 12.3.1986 tarihinde istifa dilekçesi vererek Milli Savunma Bakanlığına bağlı işyerinde 4.3.1986 tarihinde işe başlamıştır.
4.11.2002 tarihinde emekliye ayrılan davacı her iki işyerinde ki toplam hizmeti üzerinden kıdem tazminatı talep etmiş ve davalı işveren ilk hizmetin istifayla sona erdiği savunmasında bulunmuştur.
Hizmet akdinin evvelce kıdem tazminatı ödemesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. İstifa hali de bu şekildedir. Ancak, önceki işten ayrılış ve yeni işe başlayış tarihleri hemen birbirini takip etmektedir. Eğer eski ve yeni işverenler işçinin karşılıklı olarak durumunu bilerek böyle bir intikali sağlamışlarsa, başka bir anlatımla işçi yeni kamu kuruluşuna önceki kamu kuruluşundaki hizmetini bildirerek iş istemiş ve önceki kamu kuruluşu da durumu öğrenmiş ise, burada gerçek anlamda bir istifa yani işi terk iradesinden söz edilemez. Ayrıca işçilerin kamu kuruluşları arasındaki naklinde memurlarda olduğu gibi muvafakat uygulaması da bulunmamaktadır.
Dosyadaki sigortalı işe giriş bildirgesinden, davacının daha önce DSİ işyerinde çalıştığını davalı kuruma bildirdiği ve davalı kurumun bu durumu bilerek bildirgeyi düzenlediği görülmektedir. Ayrıca her iki işyeri aynı cadde üzerinde yer almakta olup, DSİ kurumunun bu güne kadar istifa nedeniyle ihbar tazminatı isteğinde de bulunmaması bu kurumunda davacının işten ayrılmasını uygun gördüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla her iki kamu kurumu ve davacı arasında bir muvafakat oluşmuş olduğundan davacının bir önceki kurumdan ayrılışının istifa olarak yorumlanması kabul edilemez. Davacıya her iki kamu kuruluşundaki hizmetleri gözönüne alınarak kıdem tazminatı ödenmesi gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy