(4857 S. K. m. 18, 20) (818 S. K. m. 338, 340)
Dava: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve buna bağlı tazminat ile çalıştırılmadığı en çok dört aya ilişkin ücretinin hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.
Davalı Ü. Gıda A.Ş., davacının diğer davalıya ait işyerinde çalıştığını, kendi işçileri olmadığını belirterek davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı Üs. Gıda A.Ş. ise, davacı ile yapılan belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacının belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin işe iade talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı işçinin davalı şirketlere ait işyerinde çalıştığı, iki şirkete birlikte hizmet verdiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Dosya içeriğine göre her ne kadar taraflar arasında dört yıllık belirli süreli iş sözleşmesi düzenlenmiş ise de, davalılara ait süreklilik arz eden işte, imalat işçisi olarak çalışan davacı işçi ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif haklı bir neden bulunmamaktadır. Dairemiz 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde de belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması için objektif haklı nedenlerin bulunması gerektiğini aramış ve bu konudaki uygulamasını istikrarlı bir şekilde sürdürmüştür. Bu nedenle sözleşmenin başlangıçtan İtibaren belirsiz süreli olduğunun kabulü gerekir. Esasen aynı sözleşmede iş sözleşmesinin sona ermesi halinde ihbar tazminatının da ödenmesinin kararlaştırılmış olması ve işverence ihbar tazminatının ödenmiş olması da sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, davalı tarafça fesih için geçerli bir sebep ileri sürülmediği gibi, fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirten yazılı bir fesih bildirimi de bulunmamaktadır. Böyle olunca, feshin geçerli nedene dayanmadığının kabulü gerekir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/3. maddesi uyarınca yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile ortadan kaldırılması ve davacının kıdemi ile fesih nedeni dikkate alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1- ) Ankara 16. İş Mahkemesi'nin 26.04.2005 tarih ve 1626/519 sayılı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,
2- ) Davalı işverenlerce yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine,
3- ) Davacının süresi içerisinde başvurusuna rağmen işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının 4 aylık ücret tutan olarak belirlenmesine,
4- ) Davacının süresi içinde başvurması halinde kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aylık ücret ve diğer haklarının davalılardan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine,
5- ) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6- ) Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 350.- YTL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine,
7- ) Davacı tarafından yapılan ( 32.50.- )YTL. yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine,
8- ) Temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine dair kesin olarak 30.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy