(818 S. K. m. 161)
Dava: Taraflar arasındaki, cezai şart alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.9.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat Ebru Aktaş geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm temyiz itirazlarıyla davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı işveren davalı işçinin kilit personel olduğundan söz edilerek 20.7.2000 tarihinde imzalatılan taahhütnamenin 3. maddesinde öngörülen tazminatı talep etmiş, mahkemece Borçlar Kanunu'nun 161/son maddesine indirime gidilerek talebin kabulüne karar verilmiştir.
Anılan taahhütnamenin 1. ve 2. maddelerinde ticari sırların saklanacağı ve işyerinde 24 ay süre ile çalışacağı işçi tarafından taahhüt edilmiştir. 3. maddede ise, Yukarıdaki maddede belirtilen mecburi hizmet sürelerine uymadan işinden ayrıldığı ve/veya sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği taktirde işinden ayrıldığı tarihteki brüt ücretinin 24 katı ile mesleki gelişimi sağlamak üzere işveren tarafından işten ayrıldığı tarihe kadar kendisine verilmiş eğitim, seminer, konferans vb giderler ile pirim, transfer, ikramiye türü ek ödentilerin tamamı işverene derhal, nakden ve defaten ödemeyi davalı işçi taahhüt etmiştir. Davalının taahhütnamede geçen süresinden önce ayrıldığı tartışmasız olmakla birlikte buna bağlı olarak öngörülen cezai şart tek taraflı olup geçersizdir. Davalının sır saklama yükümlülüğüne aykırı davrandığı da davacı işverence kanıtlanabilmiş değildir. İstifasının ardından davalı, rakip bir firmada işe girmişse de bu durum, 20.7.2000 tarihli taahhütnamenin 1. maddesinde belirtilen ticari sırların ihlali olarak değerlendirilmemelidir.
Davalı işçinin 13.9.1999 tarihinde imzalamış olduğu bir başka taahhütnamede işyerinden ayrılmasının ardından 24 ay süre ile rakip bir firmada çalışmayacağından söz edilerek aksine davranışın cezai şartı gerektirdiği belirtilmişse de, davacının daha sonra imzaladığı 20.7.2000 tarihli taahhütname ile ilk taahhütname hükümlerinin tadil edildiğinin kabulü gerekir. Gerçekten her iki taahhütname de mecburi hizmet ve ticari sırların korunması kapsamında düzenlenmiştir ve daha sonraki tarihli belgenin geçerli olduğu kabul edilmelidir. Nitekim davacı işveren de 20.7.2000 tarihli taahhütnamede geçen 24 aylık ücreti tutarında cezai şartı talep etmiştir.
Ne var ki, söz konusu taahhütnamede mecburi hizmet süresine bağlanan cezai şartın tek taraflı oluşu ve sır saklama yükümlülüğünün ihlalinin kanıtlanması sebebiyle davalı işçinin sorumlu tutulması doğru olmaz. Öte yandan, eğitim masrafları mahkemece ayrıca hüküm altına alınmış olup, somut olayda talep konusu cezai şart eğitim giderler ile bağlantılı değildir.
Yapılan bu açıklamalara göre 20.7.2000 tarihli taahhütnamenin 3. maddesi kapsamında talep edilen cezai şartın reddi gerekirken mahkemece yazılı şekilde isteğin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 400 YTL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 27.09.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy