(1475 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 74)
Dava: Davacı, kıdem tazminatı, teşvik primi izin ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı dava dilekçesinde dava konusu alacaklara ve kıdem tazminatına en yüksek işletme kredi faizi uygulanmasını istemiştir. Mahkemece kıdem tazminatı ve diğer istekler için dava ve ıslah tarihinden itibaren en yüksek işletme kredi faizini geçmemek üzere yasal faize karar verilmiştir. 1475 Sayılı İş Kanununun 14/11. maddesine göre kıdem tazminatı için fesih tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanması gerekir. Buna göre mahkemece yapılacak iş, HUMK. 74. maddede düzenlenen istekle bağlılık kuralı da dikkate alınarak kıdem tazminatına fesih tarihinden itibaren en yüksek banka işletme kredi faizini geçmemek üzere bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi uygulanması, diğer alacaklara ise dava ve ıslah tarihinden itibaren işletme kredi faizini geçmemek üzere yasal faizin faizi uygulanması gerekirken yazılı şekilde faiz yürütülmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye İADESİNE, 08.03.2007 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kıdem tazminatının hesabında tüm hizmet süresinin esas alınmasının gerekip gerekmediği, yani kıdem tazminatı ödenmiş olan 5.7.1971/31.12.1997 tarihleri arası sürenin hesaba dair edilip edilmeyeceği ibranamenin geçerli olup olmadığı ve davacının yıllık ücretli izin hakkından alacağı bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir.
Mahkemece, davalının ileri sürdüğü 1.4.2002 tarihli ibraname ödeme yapılması konusunda zorlama nedeni ile imzalandığı gerekçesi ile geçersiz sayılarak davacının tüm hizmet süresi esas alınarak hesaplanan izin ücreti ve fark kıdem tazminatına hükmolunmuş bu sonuç sayın çoğunluk tarafından da benimsenerek davalının temyiz itirazları reddedilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki işçinin çalışmasına devam etmekte iken kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemelerin avans niteliğinde sayılabilmesi için işverenin kötü niyetle hareket etmiş olması gerekir. İşveren kötü niyetli değilse veya olayın özelliğinden işverenin kötü niyetli olmadığı sonucuna varılabiliyorsa sözü edilen şekilde yapılan ödemeler avans olarak nitelendirilemez. Somut olayda, davacı, SSK'dan 1.2.1994 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanmasıyla doğmuş olan kıdem tazminatı hakkını talep etmeyip sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışmaya kendi isteği ile devam etmiş böylece ücretinin yanında SSK. dan yaşlılık aylığını alarak gelirini artırmıştır. Sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalıştığı sırada, işverence emeklilik sonrası çalışması da dahil edilerek 5.7.1971/31.12.1997 tarihleri arası sürenin kıdem tazminatı ödenmiştir. Bu işlemlerin tarafların iradelerinin birleşmesi ile gerçekleştiği açıktır. Ayrıca davacıya 31.12.1997 tarihinde ödenen kıdem tazminatının günümüz ekonomik koşullarında 1.1.1998 tarihinden itibaren yine sosyal güvenlik destek primine tabi olarak devam eden çalışmasının sona erdirildiği 31.3.2002 tarihindeki karşılığının bu tarihte tüm hizmet süresine göre hesaplanan kıdem tazminatı miktarından fazla olduğu ayrıca araştırmaya gerek olmayan ekonomik bir gerçektir. Açıklanan bütün bu hususlara göre SSK.'dan emekli olduktan sonra çalışmasına devam eden davacının çalışanlara yapılan ödeme nedeni ile zarara uğramadığı aksine para değerindeki hızlı düşüş (enflasyonun yüksek seyretmesi) nedeni ile karlı duruma geçtiği, tarafların iradelerinin birleşmesi ile sözü edilen işlemlerin yapıldığı anlaşıldığından 1997 yılında yapılan ödeme ile 31.12.1997 tarihindeki hizmetlerin tasfiye edildiğinin, bu nedenle bu tarihten önceki hizmetlerin, sonraki hizmet ile birleştirilemeyeceğinin kabulü gerekir.
Davalı tarafından ileri sürülen 1.4.2002 tarihli noter tasdikli ibranamenin mahkemece geçersiz sayılmasına ilişkin gerekçede isabetli değildir. Zira, ödeme yapılabilmesi bakımından verilmesi şart kılınan ibranamenin iradeyi sakatlayabilmesi için imzalanmaması halinde katlanılmayacak derecede ağır bir zararın söz konusu olması gerekir. İşyerinde muhasebe şefi olarak görev yapan davacı ibranameyi imza etmediği taktirde ağır bir zarara uğrayacağını iddia ve isbat etmiş değildir. 1.1.1998-31.3.2002 tarihleri arası süreye ait kıdem tazminatını alabilmek amacıyla imzalaması iradeyi sakatlamaz. Hal böyle olunca ibranamenin geçersiz olduğu yönünde mahkemece varılan sonucun benimsenmesi mümkün değildir.
Mahkemece ibraname geçersiz sayılmakla beraber izin ücreti talebi yönünden hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan istek tüm hizmet süresi bakımından kabul edilmiştir. Oysa davacı, dava dilekçesinde sebep belirtmeden soyut biçimde izin alacağı talep etmiş olup mahkemece izin alacağının hangi yıllara ait olduğu, çalıştığı süre içerisinde izin kullanıp kullanılmadığı, yönünde davacının beyanı okunarak talebin süre itibariyle kapsam ve miktarı belirlenmemiştir. Bundan başka işyerinde izin belgeleri bulunup bulunmadığı araştırılmamış izin belgesinin bulunmadığının belirlenmesi halinde davalıya izinlerini kullanıp kullanılmadığı hususunda karşı tarafa yemin teklifinde bulunma hakkı bulunduğu hatırlatılmamıştır Bu yönler açıklığa kavuşturulmadan izin talebinin ibranamede geçersiz sayılmak sureti ile kabulü doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenler ile davalı temyiz itirazlarının kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi doğru olmadığından davalı temyiz itirazları yönünden hükmün bozulması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluk tarafından oluşturulan karara katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy