(4857 S. K. m. 25) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, fazla mesai, ücret, yıllık izin ücreti, hafta ve resmi tatil gündeliklerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. Kırmaz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı işçi, dava dışı iş yeri çalışanı Kelime'nin kendisine makasla vurduğunu bu olay sebebiyle işverenin işine haksız son verdiğini iddia ederek ihbar ve kıdem isteklerinin hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı işveren ise davacının iş yeri çalışanı Kelimeye tokat atması nedeniyle haklı olarak iş sözleşmesine son verdiklerini savunarak ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece anılan istekler gerekçe gösterilmeksizin hüküm altına alınmıştır. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Önemle belirtmek gerekir ki, Anayasanın 141. maddesinde, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK. nun 388. maddesinde de düzenleme altına alınmıştır. Anılan yasal düzenlemede yargıcın, uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtları toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangilerine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten sonra bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır. Böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğunun kabul edilebileceği sonucuna varılabilir. Hükmü kuran yargıcın böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir. Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın yanları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka ve en önemlisi adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır. Yerel mahkeme kararı belirtilen hükümlere uyulmadığından öncelikle karar bu yönüyle hatalıdır.
Olay günü davacı işçi iş yeri çalışanı Kelime ile yine iş yerinde çalışan kardeşi Nilgün'ün tartışmaları sırasında olaya müdahale etmiş ve dava dışı iş yeri çalışanı Kelimeye tokat atmıştır. Olayın meydana gelmesinde ilk haksız hareket davacıdan gelmiş olup davacının diğer işçiye sataşmasından sonra O'da davacıya makasla vurmuş bu olay sebebiyle her iki işçi de işten çıkartılmıştır. İşverence davacının iş sözleşmesi 4857 sayılı İş Kanunu 25/II-d maddesi uyarınca feshedilmiş olup feshin haklı nedenlere dayandığı gerek davacının karakolda verdiği ifadesi gerek tanık sözleri uyarınca kanıtlanmıştır. İhbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy