(4857 S. K. m. 22) (2822 S. K. m. 6)
Dava: Davacı, fark ücret, fark ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK. nun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi M. Göçer tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı; davalı işyerinde 02.10.1996 tarihinden beri çalışmasını sürdürdüğünü, sendika üyesi olduğunu, 01.09.1998 tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret zamlarının uygulanmadığını belirterek fark ikramiye ve ücret alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davacının Merkez Çelik 2 işyerindeki çalışmasının her türlü tazminatı ödenmek suretiyle sonlandırıldığını, yeni bir iş sözleşmesi ile hukuken ayrı bir tüzel kişilik olan davalı işyerinde çalışmaya başladığını davacıya ücretlerinin toplu iş sözleşmelerinde ve sonradan yapılan tadilatlarda belirtilen miktar ve oranlara göre ödendiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacı işçinin iş sözleşmesinin tazminatları verilmek suretiyle sona erdirildikten sonra farklı bir tüzel kişi nezdinde daha düşük ücretle çalıştırılması karşısında bunun yeni bir çalışma olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekir. Davacının yeni çalıştığı işveren davalı İstikbal firması olup mobilya sektöründe Türkiye sınırlarını aşan bir üne sahip büyük bir işletmedir. O zamanki şartlarda ülkenin girdiği ekonomik kriz sonrası dönemde işçilerin tazminatları verilmek suretiyle iş akitleri feshedilmiş, yeni bir işveren unvanı altında çalıştırılmaya başlanmıştır. Bu nedenle bu işyerindeki çalışmaların yeni bir işyerinde çalışma olarak değerlendirilmesi dolayısıyla İstikbal firmasında ilk verilen ücrete göre toplu iş sözleşmesi artışlarının uygulanması gerekir. Bu durumda toplu iş sözleşmesi artışları davalı işyerinde işe ilk başlangıç tarihindeki ücretlere uygun olarak yapılmış olduğundan ücret farkı alacağı yanı sıra diğer talepler yönünden fark işçilik alacakları doğmayacaktır. Diğer yandan önceki iş akdi tazminatları ödenmek suretiyle sona erdirildikten sonra yeni bir tüzel kişilik adı altında çalıştırılmaya başlayan işçiler için yetkili sendikanın sonraki yıllarda toplu iş sözleşmeleri yaparken işçinin son aldığı ücret düzeyini bilmemesi mümkün değildir. Bu durumda sendikanın yaptığı sözleşmeleri son uygulanan ücret üzerinden yaptığının kabulü gerekir. Toplu İş Sözleşmesini yapan tarafların bir araya gelerek ileriye dönük olmak kaydıyla uygulanacak zam oranlarını düşürmesi sözleşmeyi yapanın bozabileceği ilkesi de nazara alındığında hukuka uygun bir işlem olarak değerlendirilmiştir gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Toplu iş sözleşmesinin emredici hükümleri, iş sözleşmesi taraflarına tanınan sözleşme serbestisini sınırlayan ve çalışma koşullarının belirlenmesinde önemli yeri bulunan önemli bir hukuk kaynağıdır. Değişen ekonomik durumların, genel ya da sektörel krizlerin çalışma koşullarını ve bu arada toplu iş sözleşmelerini etkileyebileceği açıktır. Çalışma koşullarının işçi lehine olarak değiştirilebileceği ve bunun hizmet akdi hükmü olarak geçerli olduğu 2822 sayılı yasanın 6. maddesinde öngörülmüştür. Ancak 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunun 6/2. maddesine göre, toplu iş sözleşmesi düzeninin geçerli olduğu bir işyerinde çalışma koşullarında işçi aleyhine olarak yapılacak değişiklik, işçi ve işverenin ortak iradeleri ile dahi mümkün olmayacaktır.
Toplu iş sözleşmesini düzenleyen tarafların bir araya gelerek toplu iş sözleşmesi hükümlerini değiştirmeleri olanaklıdır. 4857 sayılı İş Kanununun 22. maddesinin son fıkrasında yazılı olan taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilirler kuralından, toplu iş sözleşmeleri yönünden iş ilişkisinin tarafları yerine, toplu iş sözleşmesinin taraflarını anlamak lazım gelir. Gerçekten, toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi olan kişilerin bu yetkileri devam ettiği sürece toplu iş sözleşmesi hükümlerinde değişiklik yapmaları kural olarak mümkündür.
Dosya içeriğine göre; davacı aynı holdinge ait Merkez Çelik işyerinde 01.10.1996- 31.07.1999, Merkez Çelik 2 işyerinde 02.08.1999-31.10.2001 tarihleri arası çalışmış iş sözleşmesi fesih edilip kıdem tazminatı ödenmiştir. Davacı kesintisiz olarak 01.11.2001 tarihinden itibaren ise yeni bir iş sözleşmesi ve yeni bir ücret ile aynı holding bünyesindeki İstikbal A.Ş işyerinde çalışmaya devam etmiştir.
Davacı tanıkları, davalı işverenin SSK kayıtları üzerinde girdi çıktı yaptığını, işyeri ve işleri değişmeksizin çalışmaya devam ettiklerini ancak işverenin uyguladığı ücreti düşürdüğünü, işten çıkartılma tehdidi altında kaldıklarından ibranameleri imzaladıklarını, bazı işçileri de başka fabrikalarına gönderdiklerini, itiraz edenleri işten çıkarttıklarını belirtmişlerdir.
Buna göre davalının toplu iş sözleşmesini imzalayan işçi sendikası ile bir araya gelerek toplu iş sözleşmesi hükümlerini günün koşulları sebebiyle değiştirmesi mümkün iken bunu yapmamıştır. Muvazaalı şekilde işçilerin kağıt üzerinde çıkışları yapılıp işi ve işyerleri değişmeksizin yeni bir iş sözleşmesi ve düşük ücretle holding bünyesindeki bir başka işyerinde işe başlattığı, davacı işçiye TİS ve sendika ile yapılan protokol hükümlerini belirlenen düşük ücret üzerinden uyguladığı anlaşılmaktadır.
Davalı işverenin TİS zamlarını etkisizleştiren bu işlemleri sebebiyle davacının fark ücret ve ikramiye alacağı doğmuştur. Buna göre dosya içindeki bilirkişi raporu, davalının rapora itirazları dikkate alınarak dava konusu isteklerin kabulü gerekirken yazılı gerekçelerle ret kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.06.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy