(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 32, 41, 46, 47, 57) (818 S. K. m. 86)
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta ve bayram tatili alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş.Kırmaz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Uyuşmazlık davalı işveren tarafından davacı işçiye ödenen 660 YTL.'nin yargılama sırasında tespit edilen ihbar ve kıdem tazminatlarından ne şekilde ve ne miktarda mahsup edileceği noktasındadır.
Davacı, ödenen bu miktarın 434.334.YTL.'sinin ihbar 225.67 YTL.'sinin kıdem tazminatı olduğunu, davalı ise 625.95 YTL.'nin kıdem 34.05 YTL.'sinin ihbar tazminatı olarak ödendiğini belirtmiştir.
Mahkemece davacı iddiası doğrultusunda belirtilen miktarlar mahsup edilmiştir. İşverence yapılan ödemeyi belirten makbuzda ne için ödendiği yazılı olmadığı gibi davacı da tahsil sırasında herhangi bir kayıt koymamıştır. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü için Borçlar Kanunu 86. maddeye bakmak gerekir. Madde de Yasaca geçerli bir bildirme yapılmazsa veya makbuzda herhangi bir sayışma gösterilmezse, ödeme ivedili olan borç sayışılır; ivedili olmuş borç birden çok ise, ödeme borçluya karşı ilkönce kovuşturulmuş olan borca sayışılır; kovuşturma yapılmamışsa, ödenim, ödeme, günü ilk önce gelmiş olan borca sayışılır. Bir kaç borcun ödeme günleri aynı zamanda gelmişse, sayışma, orantılı olarak yapılır... şeklinde düzenleme mevcuttur.
Somut olayda ihbar ve kıdem tazminatları akdin feshiyle birlikte muaccel hale gelmiş olup işverence ödenen 660 YTL.'nin Borçlar Kanunu 86.maddenin son fıkrasında belirtildiği şekilde mahsubu gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır.
3- Davacıya ödenen aylık ücretin miktarı konusunda da uyuşmazlık mevcuttur.
4857 sayılı İş Kanunu'nda 32.maddenin ilk fıkrasında genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırılabilirler. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek ünvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler gözönünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek ünvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek ünvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
4- Somut olayda işyerinde aşçı olarak çalışan davacı aylık net 400 YTL. ücret aldığını iddia etmiş davalı ise asgari ücretten düzenlenmiş imzalı ücret bordrolarına dayanmıştır. Davacı, davalı işyerinde çalışmayan tek bir davacı tanığı ise fesih tarihinden evvel 1999 yılında aldığı ücrete dair beyanda bulunmuş olup tek bir tanığın beyanına itibarla ücretin tespiti hatalıdır. Yukarıda açıklandığı şekilde davacının fiilen yaptığı iş, hizmet süresi, meslek ünvanı bildirilerek meslek kuruluşlarından alabileceği ücret sorulmalı, dosyada mevcut delillerle birlikte değerlendirilerek ücreti tespit edilmelidir. Yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır.
5- Mahkemece kabul edilen miktara göre davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nce fahiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.05.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy