(4857 S. K. m. 32) (2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 161, 339)
Davacı, ücret alacağı ile itirazın iptali ve % 40 icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y.T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Yargıtay Kararı
Davacı, 22.05.2000 tarihli bir yıl süreli iş sözleşmesi ile davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığını, sözleşmede aylık 1500 USD ücret ve yıl sonu kârından % 5 oranında prim verilmesinin kararlaştırıldığım, tarafların sözleşme maddelerine uymaması halinde 50.000 USD tazminat ödenmesinin öngörüldüğünü, davalının sözleşmenin iptali için Sürmene Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nde açtığı davanın reddedildiğini, sözleşme süresinin bitmesine rağmen çalışmasına devam ettiğini, ancak sözleşme süresince hiç ücret ödenmediğini, ücret alacaklarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine de itiraz edildiğini, davalının sözleşme şartlarına uymadığını, özellikle ücretlerin ve primlerin ödenmemesi sebebiyle cezai şarta hak kazanıldığını, davalının tacir olması nedeniyle cezai şarttan indirim yapılamayacağını iddia edip fazlaya ait hakkını saklı tutarak cezai şarttan 5000. YTL prim alacağından 100. YTL'nin yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini, birleştirilen 2005/291 Esas sayılı itirazın iptali davası ile de ücret alacağının tahsili amacıyla Sürmene İcra Müdürlüğü'nün 2005/48 Esas sayılı dosyasında yapılan icra takibine itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep etmiştir.
Davalı, iş sözleşmesinin bir yıl süreli olduğunu, süre bitiminde sözleşmenin sona erdiğini, uzatılmadığını, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirildiğini, maaşlarının bir kısmının nakit, bir kısmının da kuru çay olarak verildiğini, kaldı ki şirket ortağı olan davacının imzaladığı sözleşmenin muvazaalı ve geçersiz olduğunu, ayrıca davacı iddialarının hak düşürücü süreye ve zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanıp belirtilen 18.849.40. YTL ücret, 22843.91.- YTL işlemiş faiz, ücret alacağının % 40 olan 7539.76. YTL icra inkar tazminatı, 34.14235. YTL cezai şart ve 463.81. YTL prim alacağı bulunduğu tespit ve kabul edilerek fazlaya ait talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla cezai şart ve prim alacaklarının talep edilen miktarlarının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline, ücret alacağı yönünden yapılmış olan icra takibine davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına ve belirlenen icra inkar tazminatının davalıdan alınmasına karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağının tahsili amacıyla yaptığı icra takibine itirazın iptali istemiyle sonradan doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı davanın daha önce aynı sözleşmeye dayanılarak İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılmış olan prim ve cezai şart isteğine ilişkin dava ile birleştirilmesi Sürmene'de tek Asliye Hukuk Mahkemesi'nin bulunduğu yönü de dikkate alındığında yasaya aykırı olmadığından; davalının, birleştirme kararma ve somut uyuşmazlıkta uygulama yeri olmayan hak düşürücü süre ile dava ve icra takip tarihlerine göre olayda varit bulunmayan zamanaşımı define yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacının 22.05.2000 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli iş sözleşmesi ile davalı şirkette genel müdür olarak çalışmaya başladığı, sözleşmenin 3. maddesinde aylık 1500 USD ücret ve yıl sonu karından % 5 oranında prim verilmesinin kararlaştırıldığı, 4. maddesinde tarafların sözleşme maddelerine uymaması halinde 50.000 USD tazminat ödeyeceğinin öngörüldüğü, işveren tarafından sözleşmenin iptali istemiyle Sürmene Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nde açılan 2002/28 sayılı davanın reddedilip kesinleştiği davacının Sürmene İcra Müdürlüğü'nün 2005/45 sayılı icra dosyasında 22.9.2000-22.9.2001 tarihleri arası bir yıllık ücret alacağı 18.862.62. YTL ile % 32 oranı üzerinden hesaplanmış 30.959.65. YTL işlemiş faizi olmak üzere toplan 49.822.27. YTL'nin tahsili amacıyla yaptığı icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda özetle belirtilen iddia ve savunma ile tüm dosya içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; iş sözleşmesinin süre bitiminden sonra uzayıp uzamadığı, başka bir değişle davacının, sözleşme süresinin bitiminden sonrada çalışmaya devam edip etmediği, ücret alacağı bulunup bulunmadığı, varsa hangi süreye ait olduğu, sözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şart niteliğindeki tazminatın talep edilebilmesi için gerekli koşulların oluşup oluşmadığı, talep hakkı doğmuş ise davalının tacir sıfatının B.K.'nun 161/son maddesinin uygulanmasına engel olup olmadığı yönlerine ilişkindir.
Bilindiği gibi, ücret, iş sözleşmesi uyarınca yapılan işin karşılığı olup ücrete hak kazanıldığını (ücret alacağının doğduğunu) ispat yükü işçiye, ücretin ödendiğini ispat yükü ise işverene aittir. Davalı işveren bir yıl süreli sözleşmenin, süre bitiminde yenilenmediğini (uzatılmadığını), maaşların bir kısmının nakden bir kısmının kuru çay olarak verildiğini bildirmiştir. Bu beyana göre davacının bir yıl çalıştığı, dolayısıyla bir yıllık sürenin ücretine hak kazandığı kanıtlanmış olmaktadır. Bir yıllık sürenin bitiminden sonra ki 22.05.2001 - 22.09.2001 tarihleri arası süre bakımından ücrete hak kazandığının kabul edilebilmesi için davacının çalışmaya devam ettiğinin giderek B.K.'nun 339. maddesi uyarınca sözleşmenin uzadığının kanıtlanmış olması gereklidir. Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmış değildir. Davacının çalıştığı araştırılıp tespit edilmeden eksik inceleme ile anılan tarihleri arası süreye ilişkin ücret alacağının kabulü hatalıdır.
Öte yandan, davalı bir yıllık sürede davacıya maaşlarının bir kısmının nakit bir kısmının kuru çay olarak verildiğini savunmuştur, İş Kanunu'na göre asıl ücretin kural olarak para ile ödenmesi şarttır. Para dışında herhangi bir şekilde ücret ödemesi yapılamaz. Ancak işçi parasal değeri olan bir malı ücret yerine kabul etmiş ise sebepsiz zenginleşmeye yol açmamak için ücret yerine alınan şeyin alındığı tarihteki gerçek değerinin belirlenecek ücret alacağından mahsup edilmesi gerekir. Bu itibarla; davalı savunması üzerinde durulmalı, delilleri toplanarak malla yapılmış ödemeler varsa bu ödemelerin saptanacak parasal değeri ile belgelenecek nakit ödemeler miktarı belirlenecek toplam ücret alacağından mahsup edilmek suretiyle ücret alacağı miktarı tespit edilip sonuca gidilmelidir. Davalı savunması incelenmeden karar verilmesi doğru değildir.
Diğer yandan, sözleşmede ücretin aylık ödeneceği belirlenmiş; ancak açık bir ödeme zamanı öngörülmemiştir. Bu durumda icra takibinin yapıldığı tarihe kadar geçen süre bakımından gecikme (temerrüt) faizine hak kazanılabilmesi için işverenin usulüne uygun ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde temerrüde düşürülmesi zorunludur. Mahkemece işverenin davacının noter aracılığı ile gönderdiği 22.03.2002 tarihli yazısı ile temerrüde düşürüldüğü kabul edilerek bilirkişi tarafından hesaplanan gecikme faizine hükmolunmuştur. Ancak söz konusu yazıya genel olarak çalışma ortamındaki kimi olumsuzluklardan söz edilmiş fakat miktar ve süre belirtilmek suretiyle açıkça ücret ödemesi talep edilmemiştir. Yazı içeriği itibariyle temerrüt olgusunu gerçekleştirecek nitelikte değildir. Buna rağmen takipten önce temerrüdü gerçekleştiğinin kabulü ile gecikme faizine hükmolunması doğru olmamıştır.
Bunlardan başka, ücret talebine ilişkin icra takibine itirazla bir çok yönler tartışmalı hale gelmiştir. Davacının ücret alacağı bulunup bulunmadığı, varsa miktarı yargılama sonucu belirleneceğinden söz konusu alacağın likit (muayyen) olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu yön gözetilmeden icra inkar tazminatına hükmolunması da hatalıdır.
Davacının uyuşmalık konusu olan hususlardan cezai şart isteğine gelince:
Sözleşmesinin 4. maddesinde aynen Taraflar bu sözleşme maddelerine uymamaları halinde 50.000 USD tazminat ödemeyi kabul ederler denilmektedir. Tarafların amacı ve sözleşmenin içeriği dikkate alındığında, cezai şart niteliğinde olan tazminatın sözleşmenin haksız olarak bozulması halinde talep edilebileceği anlaşılmaktadır. Davacı sözleşmenin bozulduğundan (feshedildiğinden) söz etmemiş; davalı ise bir yıllık sürenin bitiminde sözleşmenin sona erdiğini savunmuştur. Şu halde; öncelikle sözleşmenin ne zaman ve hangi tarafça feshedildiği, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının belirlenmesi, buna göre davacı yönünden cezai şart isteme koşulları gerçekleşmiş ise işverenin aynı zamanda tacir olmasının cezai şarttan B.K.'nun 16l/son maddesi hükmü gereğince indirim yapılmasına engel bir durum olmadığı düşünülerek sonuca gidilmesi gerekir iken mahkemece bu yönler dikkate alınmadan hatalı bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması isabetsizdir.
Kabule göre de, gecikme faizi alacağı kısmen kabul edildiği halde, kabul edilmeyen miktar üzerinden davalı yararına vekalet ücretine hükmolunmaması da hatalı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.09.2008 gününde oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy