(818 S. K. m. 117, 325) (4857 S. K. m. 25)
Dava: Davacı, bakiye dönem ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Ünal tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm temyiz itirazları ile davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshi halinde işverence ödenmesi gereken kalan süreye ait ücret konusunda toplanmaktadır.
Borçlar Kanununun 325. maddesinde, İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir şeklinde kurala yer verilerek işçinin kalan süre ücretini talep hakkı olduğu belirlenmiştir. Bakiye süre ücretinin istenebilmesi için iş sözleşmesi, işverence feshedilmiş olmalıdır. Öte yandan, iş sözleşmesinin feshinin haklı bir nedene dayanmaması gerekir. İşverenin feshi, 4857 sayılı İş Kanununun 25. maddesinin ilk bendinde yazılı olan sağlık sebeplerine, ikinci bentte sözü edilen ahlak ve iyiniyet kuralları ile benzerlerine uymayan hallere ve üçüncü bentte öngörülen zorlayıcı sebeplere dayanması durumunda işçiye sözleşmenin kalan süresine ait ücretler bakımından talep hakkı doğmaz.
4773 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 15.03.2003 tarihi sonrasında İş Hukukunda geçerli fesih kavramı da yerini almıştır. Her ne kadar anılan fesih, gerek 4773 sayılı yasa ve gerek 4857 sayılı İş Kanununda belirsiz süreli iş sözleşmeleri için öngörülmüş olsa da, belirli süreli iş sözleşmesi bakımından da geçerli nedenin sonuçlarının tartışılması gerekir. Geçerli neden ister, işletmenin ve işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklansın ya da işçinin yeterliliği ve davranışlarına dayansın belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce işverence feshi için gerekçe oluşturmamalıdır. Gerçekten, belirli süreli iş sözleşmesi düzenleyerek taraflar fesih iradelerini sürenin sonuna kadar askıya almış sayılmalıdır. Bu itibarla geçerli nedenlerin varlığına rağmen belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin iş sözleşmesi süresinden önce haklı bir neden olmaksızın feshedildiğinde kalan süreye ait ücretinin ödenmesi gerekir.
Belirli süreli iş sözleşmesinde, feshin Borçlar Kanunun 117. maddesinde sözü edilen ifa imkansızlığına dayanması halinde bakiye süre ücreti ödenmesi gerekmez.
İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin olanaksız hale gelmesi olarak açıklanabilir.
İşçinin iş görme edimini ifa edememesi, işverenin temerrüdünden kaynaklanmaktadır. O halde sanki sözleşme devam ediyormuş gibi kalan süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekecektir. İş Hukukunda ücret kural olarak çalışma karşılığı ödenir. Aksinin kanunda öngörülmesi ya da taraflarca açık biçimde kararlaştırılması gerekir.
Borçlar Kanunun 325. maddesinde ücretten söz edilmekte ise de, maddenin indirimi öngören 2. fıkrasından anlaşılacağı üzere bu bir tazminattır. Gerçekten, işçinin bakiye süre içinde başka bir işte sebebiyle elde ettiği gelirleri belirli süreli sözleşmenin kalan süresinde elde edeceği tutardan daha fazla ise, bakiye süre ücretine hak kazanamayacaktır. Bu açıklamalara göre bakiye süre ücretinin tazmin yönü ağır basmaktadır.
O halde bakiye süre ücreti için 4857 sayılı İş Kanununun 34. maddesinde öngörülen özel faizin uygulanması söz konusu olmaz. Çünkü eylemli çalışmanın karşılığı değildir. Sosyal Sigortalar Kurumuna bakiye süre ücreti içinden bakiye süreye dair pirim ödemesi de gerekmez.
Borçlar Kanunun 325. maddesine göre, işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler kalan süreye ait ücretler toplamından indirilmelidir. Bu konuda gerekli araştırmaya gidilmeli, işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği, ya da iş arayıp aramadığı araştırılarak sonuca gidilmelidir.
İşçiye belirli süreli iş sözleşmesinin varlığına rağmen ihbar tazminatı ödenmişse, bu tutarın, bakiye süre ücretinden hak kazanılan miktardan indirilmesi gerekir. Daha açık bir ifadeyle mahsup işlemi, bakiye süre ücretinden gerekli indirimler yapıldıktan sonra kalan tutar üzerinden gerçekleştirilmelidir.
Somut olayda; davacı işçi, dosyada mevcut taraflar arasında yapılmış olan 01.11.2005- 31.10.2006 tarihleri arası bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmakta iken, iş akdi davalı işveren tarafından 26.12.2005 tarihinde feshedilmiştir. Bu tarihlere göre davacının bakiye süresi 10 aydır.
Tarafların da kabulünde olan, dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçi, fesihten iki ay sonra 01 Mart 2006 tarihinden itibaren başka bir işyerinde iş bularak çalışmaya başlamıştır. Böylelikle davacı 10 ay bakiye sürenin 2 ayını çalışılmadan geçirmiş, 8 ayını ise yeni işinde çalışarak geçirmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan 24.04.2007 tarihli ek bilirkişi raporunda hesaplama hatası yapıldığı görülmektedir. Hesaplamada, davacının yeni işte çalışarak elde ettiği 8 aylık kazancının bakiye süre ücret alacağından indirilmesi doğrudur. Ancak, davacının çalışmamakla elde ettiği %25 tasarruf miktarı, davacının hiç çalışmadan geçirdiği 2 ay için tenzili gerekirken, kalan bakiye sürenin tamamı olan 10 ay üzerinden indirim yapılması hatalıdır. Zira yukarıda açıklandığı üzere, davacı bakiye 10 aylık sürenin 2 ayını çalışmadan, 8 ayını ise çalışarak geçirmiştir. Çalışarak geçirdiği 8 aylık kazancın tamamı bakiye süre ücret alacağından tenzil edildikten sonra ayrıca 8 aylık süre için %25 indirim yapılmasının bir anlamı yoktur. Çalışmamakla elde edilen %25 tasarruf miktarı çalışılmadan geçirilen 2 aylık süreden zaten indirilmiştir. Davacı vekilinin, ek bilirkişi raporuna bu yönlerden yaptığı yazılı itirazı mahkemece değerlendirilmemiştir.
Bu esaslar dairesinde bilirkişiden yeniden ek rapor alınarak davacının bakiye süre ücret alacağı belirlenmelidir. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy