(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 24, 41, 46, 47, 57, 59) (6772 S. K. m. 1) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem ve sendikal tazminatı, izin, fazla çalışma ücreti, hafta, bayram, genel tatil gündelikleri, ikramiye ve Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş ve davalı avukatınca duruşma talep edilmiş ise de; HUMK. nun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı işçi bu davada ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinde bulunmuş ve mahkemece her iki isteğin de kabulüne karar verilmiştir. İşyerinde vizeye tabi işçi olarak çalışan davacının iş sözleşmesi önceki yıllarda olduğu gibi vize bitimi sebebiyle 25.8.2004 tarihinde askıya alınmıştır. Davacı işçi de dava dilekçesinde iş sözleşmesinin askıya alındığını bildirmiş ve açmış olduğu davada ihbar ve kıdem tazminatlarını talep etmiştir. Davalı işveren ise askıya alma işleminin ardından 2004 yılı içinde vize alınamadığı gerekçesiyle işe çağrılamadığını savunmuştur. Dava tarihi olan 22.2.2005 tarihine kadar davacı işçi işe çağrılmamıştır.
Dosya içinde bulunan Sosyal Sigortalar Kurumu Kayıtlarına göre davacının iş sözleşmesi her yıl askıya alınmış ve ücretsiz izin bitiminde yeniden çalıştırılmaya başlanmıştır. Davacının iş sözleşmesinin 25.8.2004 tarihinde askıya alınmasının ardından davacı uzun süre işe çağrılmayı beklediği ve 22.2.2005 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır. Belirtilen süre içinde işçiye yapılmış bir fesih bildirimi de yoktur. İşçinin önceki yıllarda gerçekleşen askı uygulamasından farklı olarak uzun süre işe çağrılmamış oluşu, çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğindedir. 4857 sayılı İş Kanununun 24/II- (f) maddesine göre çalışma koşullarının uygulanmaması işçiye haklı fesih imkanı vermektedir. Davacı işçinin uzun süre işe çağırılmayı beklemesi ve ardından 22.2.2005 tarihinde dava açarak ihbar ve kıdem tazminatlarını talep etmesi iş sözleşmesini anılan hükme dayanarak feshi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda kıdem tazminatı talep hakkı olmakla birlikte ihbar tazminatının koşulları oluşmamıştır. Mahkemece ihbar tazminatı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde talebin kabulü hatalı olmuştur.
3- Davacı işçinin işyerinde çalıştığı süreler uyuşmazlık konusudur. Davalı işveren vizeye tabi işçilerin belli dönemlerle iş sözleşmelerinin askıya alındığını savunmuş ve davacının Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarında geçen sürelerle çalıştığını açıklamıştır. Davacı işçi ise kağıt üzerinde gerçekleştirilen askı işlemlerine rağmen kesintisiz çalışmanın olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece davacının sürekli çalıştığı kabul edilerek istekler yönünden hüküm kurulmuştur.
Davacı işçi davalı belediye işyerinde vizeye tabi işçi olarak çalışmıştır. Vize bitimlerinde iş akti askıya alınmış, bu dönemlerde davacı işçi kesintisiz çalıştığını yöntemince kanıtlayamamıştır. Bu konuda soyut nitelikte tanık beyanları ile sonuca gidilmesi doğru olmaz. Davalı bir kamu kurumu olup, vize alınan dönemlerin haricinde işçi çalıştırılması ve ücretlerinin ödenmesi mümkün görülmemelidir. Bu itibarla Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarına itibar edilerek davaya konu istekler yönünden hesaplama yapılmalıdır. Kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
4- İzin harçlığı toplu iş sözleşmesinin 28. maddesinde düzenlenmiş ve toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin yıllık ücretli izne çıkarılmaları halinde izin harçlığı ödeneceği hükme bağlanmıştır. Somut olayda işveren davacı işçiye yıllık ücretli izin kullandırmamıştır. Davacı işçinin izin kullanmayı talep ettiği ve buna rağmen işverence izin kullandırılmadığı da ileri sürülmemiştir. Kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlerin iş sözleşmesinin feshi üzerine son ücretten ödeneceği 4857 sayılı İş Kanununun 59. maddesinde hükme bağlanmıştır. Dönem ücreti yerine aktin feshinde son ücret üzerinden ödemeyi öngören bu düzenleme karşısında ayrıca izin harçlığının ödenmesi doğru olmaz. Böyle olunca koşulları oluşmayan izin harçlığı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde talebin kabulü hatalı olmuştur.
5- Davacı işçi toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan bir kısım parasal hakların ödenmediğini ileri sürerek 22.2.2005 tarihinde bu davayı açmış, davalı işveren cevap dilekçesinde ödemenin sendika ile yapılan protokol çerçevesinde 31.3.2005 tarihinde yapılacağını açıklamıştır. Yargılama sırasında davacıya 31.3.2005 tarihinde ödeme yapıldığı mahkemenin de kabulündedir. Bilirkişi raporunda davaya konu işçilik alacaklarının bir kısmi yönünden bu nedenle hesaplama yapılmamıştır. Davacı vekili yapılan ödemelerin toplu iş sözleşmesine göre hak kazanılandan eksik olduğunu ileri sürerek bilirkişi raporuna itiraz etmiş, mahkemece bilirkişiden ek hesap raporları alınmışsa da bu yönde itirazlar denetime elverişli biçimde karşılanmamıştır. Davacı işçinin dava dilekçesinde sözünü ettiği toplu iş sözleşmesinden doğan işçilik hakları hesaplanmalı ve işverence yapılan ödemeler mahsup edilerek bakiye bir hakkın kalıp kalmadığı noktasında bir karar verilmelidir.
6- Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı itirazında, tazminata esas ücretin hatalı olarak belirlendiğini, buna göre ihbar ve kıdem tazminatlarının eksik hesaplandığını ileri sürmüştür. Bilirkişi raporu ile daha sonra alınan ek raporlar bu yönde denetime elverişli değildir. Gerekirse başka bir bilirkişiden rapor alınmalı ve dosya içinde bulunan toplu iş sözleşmesi hükümleri doğrultusunda, davacının itirazları bir değerlendirmeye tabi tutularak denetime elverişli biçimde tazminata esas ücretin belirlenmesi yoluna gidilmelidir.
7- Davaya konu olan bir kısım işçilik alacaklarının yargılama sırasında ödendiği sabit olmakla, dava dilekçesindeki faiz talebi dikkate alınarak talep konusu miktarlar bakımından dava tarihi ile ödeme tarihi arasında kalan süre için faize karar verilmemiş olması da hatalı olmuştur.
8- Bilirkişi raporunda ilave tediye alacağı ile toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan akti ikramiye birlikte hesaplanmış ve mahkemece toplam miktar yönünden en yüksek işletme kredisi faizine karar verilmiştir. İlave tediye alacağı 6772 sayılı yasadan kaynaklanmış olmakla yasal faiz uygulanmalıdır. Bu bakımdan ilave tediye akti ikramiyeden ayrı olarak hesaplanmalı ve hak kazanılması durumunda yasal faize karar verilmelidir.
9- İzin ücreti yasadan kaynaklanmış olmakla yasal faiz yerine en yüksek işletme kredisi faizine karar verilmesi de hatalı olup ayrı bir bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy