(4857 S. K. m. 24, 32) (5953 S. K. m. 14) (818 S. K. m. 81, 327)
Dava: Davacı, kıdem tazminatı ile izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteklerin reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. Çil tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1- Davacı işçi açmış olduğu bu davada, kıdem tazminatı talep etmiş, mahkemece isteğin reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili süresi içinde temyiz etmiştir.
İşçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32/5. maddesinde ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. Yine İş Kanununu da, 5953 sayılı Basın İş Kanunu'nun 14. maddesinde öngörüldüğü gibi ücretin peşin ödeneceği öngörülmemiştir. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 sayılı İş Kanunu döneminde bunun dışında toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceğini kabul edilmekteydi. 4857 sayılı İş Kanununda ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin 20 gün içinde ödenmemesi durumunda işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş ve bunun toplu bir nitelik kazanması durumunda dahi, kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da tanınmıştır.
İşçinin ücretinin kanun veya sözleşme hükümlerine göre ödenmemesi işçiye bu imkanı verir. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanmış olması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/II-e bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, primi, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların da ödenmemesi işçiye haklı fesih imkanı verir (Yargıtay 9.HD. 16.7.2008 gün 2007/ 22062 E, 2008/ 16398 K.).
Bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ayni yardımların yerine getirilmemesi de (erzak yardımı, kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin haklı fesih imkanı kabul edilmelidir.
Somut olayda davacı işçi iş sözleşmesini 16.11.2006 tarihinde feshetmiş ve işverence toplu iş sözleşmesinin 32. maddesine göre ücretlerin 15 günde bir avans şeklinde ödenmemiş olmasını haklı fesih nedeni olarak göstermiştir. Davalı işveren ise, davacının 14.11.2006 tarihinde iş sözleşmesini sona erdirdiğini, savunmuş ve bu yönde işe giriş çıkışlarını gösteren saat kartı dökümü ile Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarına dayanmıştır.
Mahkemece, işyerinde 2001 yılından itibaren avans ödemelerinin yapılmadığı, davacının toplu iş sözleşmesinin 70 ve 71. maddelerinde sözü edilen ferdi şikayetlerin çözümü ve toplu iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü yönünde bir başvurusunun olmadığı, 2006 yılı Kasım ayı içinde de avans ödemesi için talepte bulunulmadığı gerekçesiyle davacı işçi tarafından yapılan feshin haksız olduğu sonucuna varılmıştır.
Borçlar Kanunu'nun 327. maddesinde, İş sahibi işçinin zarureti dolayisiyle ihtiyacı bulunan ve tediyesi kendisi için zarar ve müzayakayı mucip olmıyan avansları, yapılan iş nispetinde işçiye vermekle mükelleftir şeklinde kurala yer verilerek, işverenin işçiye belli durumlarda avans ödeme borcu düzenlenmiştir. Avans, işçinin henüz ücrete hak kazanmadığı bir dönemde ihtiyacına karşılık işverence yapılan ödemeyi ifade eder. İşçinin zarureti halinde ve işveren açısından zarar ve zorda kalmayı gerektirmeyen bir durumda avans ödemesi zorunlu bir hal olarak yasada düzenlenmiştir.
Bundan başka, işyerinde uygulanmış olan toplu iş sözleşmesinin 32. maddesinde, İşçi ücretleri 15 günde bir avans şeklinde ödenir. 15 günlük ücretleri paydos saatlerinde, 15 dakika içinde verilir. 15 dakika içinde ödenmediği takdirde, işçinin ücreti öğle paydoslarında ödenir. Kati ödemelerde bu süre yarım satir. Ay sonuna kalan 15 günlük ödeme, ilk ayın 3. gününe kadar işçiye ödenir. Ödeme günleri tatile rastlar ise, bu ödemeler bir gün öncesinden yapılır şeklinde kurala yer verilerek ücret ödeme esasları belirlenmiştir. Toplu iş sözleşmesindeki düzenleme avans ödemesinin ötesinde aylık ücretin 15 günde bir ödeneceği şeklindedir. Gerçekten, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32. maddesine göre ücret en geç ayda bir ödenir ve iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. Somut olayda 15 günlük çalışmanın ardından ücret ödeneceği hükme bağlanmış ve ücret ödeme zamanı açıkça toplu iş sözleşmesinde belirlenmiştir. Düzenlemede avans sözcüğüne yer verilmiş olması sonuca etkili değildir. Gerçekte 15 günlük çalışmanın ardından ücret ödeneceği ve aynı aydan kalan 15 gün ücretinin ise, takip eden ayın 3. gününe kadar verileceği hükme bağlanmıştır. Toplu iş sözleşmesinde, 15 günlük çalışmanın ardından ücret ödemesi kararlaştırılmış olmakla, aylık ücret yerine 15 günde bir ücret ödemesi sistemi ortaya konulmuştur.
Davalı işverenin son yıllarda toplu iş sözleşmesi hükmüne aykırı olarak ücretin ayda bir defada ve ay sonlarında ödenmiş olması, toplu iş sözleşmesi ile getirilen çalışma koşullarında değişiklik anlamına gelmez. Yine, toplu iş sözleşmesinde talep koşuluna yer verilmediğinden, davacı işçinin 15 günde bir ücret ödenmesi için yazılı olarak işverenden talepte bulunması gerekmez.
Mahkemece, avans ödenmemesi sebebiyle davacının bu yönde talepte bulunmamış olmasının davacı işçiye haklı fesih imkanı vermeyeceği gerekçesiyle isteğin reddi hatalı olmuştur. Aynı olayla ilgili olarak İzmir 8. iş mahkemesince kıdem tazminatı isteğinin kabulüne ilişkin karar davalı temyizi üzerine, Dairemizce onamak suretiyle kesinleşmiştir(Yargıtay 9.HD. 18.7.2008 gün 2007/25946 E, 2008/20595 K.).
Bununla birlikte, davacı işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin tespiti somut olayda uyuşmazlığın çözümü bakımından önemlidir. Davacı işçi 16.11.2006 tarihinde iş sözleşmesini feshettiğini bildirmiş, dava dilekçesinde de aynı fesih tarihinden söz etmiştir. Buna karşın davalı işveren, davacının 14.11.2006 tarihinde işyerinden ayrılarak iş sözleşmesini feshettiğini savunmuştur. Bu yönde gerekli araştırmaya gidilmeli ve gerçek durum tespit edilmelidir. Fesih tarihi itibarıyla davacı işçiye toplu iş sözleşmesinin 32. maddesi uyarınca ödeme yapılmasının gerekip gerekmediği belirlenmeli ve sonucuna göre feshin haklı olup olmadığı yönünde bir karar verilmelidir. Bu konuda eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
2- Davacı işçi bu davada yıllık izin ücreti ödetilmesi isteğinde de bulunmuş, mahkemece kullanılmayan izin sürelerine ait ücretin ödendiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili izin ücretinin davanın açılmasından sonra ödendiğini ve bu durumun yargılama gideri ile avukatlık ücretinde göz önünde tutulması gerektiğini ileri sürerek kararı temyiz etmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre dava 8.12.2006 tarihinde açılmış, kullanılmayan izin sürelerine ait ücret ise Kasım 2006 bordrosu ile ödenmiştir. Bordroda davacı işçinin imzası yer alsa da, ödeme tarihi sözü edilen belgede belirtilmemiştir. Mahkemece, davacı işçiye izin ücretinin ödendiği tarih belirlenmeli, ödemenin dava tarihinden önce yapılmış olması halinde şimdiki gibi istekle ilgili olarak redde dair karar verilmelidir. Ancak, yargılama sırasında bir ödeme yapılmış olması halinde, anılan istekle ilgili olarak dava açılmasına sebebiyet veren davalı işveren aleyhine yargılama gideri ile kendini vekille temsil ettirmiş olan davacı yararına avukatlık ücretine karar verilmelidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy