(4857 S. K. m. 20, 21) (1475 S. K. m. 14)
Dava: Dava, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücret ve diğer hakları ile kıdem tazminatı fark alacakların ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.4.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat Yalçın Aksakal geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi Ş.Çil tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi, işe iade davası sonunda işe başlamak için başvurusuna ve işverenin davetine rağmen, işe başlatılmadığını ileri sürerek, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakları ile kıdem tazminatı farkı istekleriyle bu davayı açmıştır.
Davalı işveren, davacının işe davet edildiği gün işe gelmesine rağmen iş başı yapmadığını, bu konuda tutanağı imzalamayacağını noter huzurunda beyan ederek ayrıldığını savunmuş ve davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı işçiye noter huzurunda iş elbisesi verilerek iş başı yaptırıldığı, işe başlatmaya dair tutanağı imzalaması istenince bunu kabul etmeyerek işyerinden uzaklaştığı, bu durumda 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre işçinin işe başvurmamış sayılması gerektiği ve daha önceki feshin geçerli bir feshin sonuçlarını doğurduğu gerekçesiyle isteklerin reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesinin 5. fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Aynı maddenin 1 fıkrasına göre de işveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en az 4, en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.
İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak amacı olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir.
Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.
İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi ve samimi olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
Somut olayda davacının da aralarında bulunduğu bir gurup işçi, sendikal nedenle iş sözleşmelerinin feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade isteklerinde bulunmuşlar ve mahkemece isteklerin kabulüne karar verilmiştir. İşe iadeye dair kararların kesinleşmesinin ardından 58 işçinin tamamı süresi içinde ve aynı anda işe iade için başvuruda bulunmuşlar, işveren işçileri işe davet etmiş ve işe başlayacakları günleri guruplar halinde bildirmiştir.
Davalı işveren işe davet ettiği işçilerden 13 kişiyi iş başı yapmak için geldikleri günde kadro yetersizliği sebebiyle işe başlatmayacağını bildirmiş ve yasal haklarını ödemiştir. İşverenin sözü edilen işçileri işbaşı yaptırmayacağı halde işe davet etmesi samimi bir davranış kabul edilemez.
Davacı işçi aynı gün işbaşı yapması istenen birkaç işçi ile birlikte işe başlamak için 29.6.2005 tarihinde işyerine gittiğinde, girişte cep telefonu içeriye alınmamış ve bu konuda tepki göstermesi üzerine işe alınmayacağını bildirilmiştir. Davacı, işyerine girebilmek için telefonunu girişte bırakmak zorunda kalmış ve işyerinde insan kaynakları müdürü ile görüştüğünde, 4 aya kadar ücret ve diğer haklarını alması karşılığında işe başlamak istemediğine dair bir yazıyı imzalaması istenmiş ve daha önce ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının da geri ödemesinin gerektiği bildirilmiştir. Davacının kabul etmemesi üzerine bu defa işe başladığına dair tutanağı imzalaması istenmiş ve davacı işçi olayların gelişiminin verdiği endişeyle işe başladığına dair tutanağı imzalamayacağını noter huzurunda beyan etmiştir. Esasen işverenin daveti üzerine işyerine giden işçiden işe başlama yönünde belge imzalanmasının istenmesi de iyiniyetli bir davranış değildir. İşe başlatma, eylemli olarak işçinin eski görevine iadesi anlamında olup, ısrarla işe başlamaya dair tutanağın imza ettirilmek istenmesi, somut olayın diğer özellikleri ile birlikte ele alındığında, 12 aylık ücret tutarındaki işe başlatmama tazminatından kurtulma çabası olarak değerlendirilmelidir.
Gerçekten, işveren işçilerin tamamını işe davet ettiği halde, işe başlamaları gereken günde bir kısmını kadro yetersizliği sebebiyle işe başlatmamış, bazı işçilere, boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarının ödenmesi karşılığında baskıyla işe başlamak istemediklerine dair belge imzalatmış, diğer bir kısım işçiler ise işe başladıklarına dair belge imzalamadıkları için işyerinden uzaklaştırılmışlardır. Bu konuda noter tespiti davacının da aralarında bulunduğu bir kısım işçilerin işe başlama yazısını imzadan çekindiklerine dair olup, bu durum başlı başına işçinin işe başlamak niyetinde olmadığını göstermemektedir. Kaldı ki, davacı işçi işe davet edildiği gün işyerine gitmiş, hatta işyerine girebilmek için cep telefonunu girişte bırakmak zorunda kalmıştır. İşyerine cep telefonunun alınmamış olması da dikkati çeken bir durumdur. Bu şekilde işveren ses ya da görüntü kaydının önüne geçmeyi amaç edinmiştir.
Davacı işverenin gerçek amacının davacı işçiyi işe başlatmak olmadığı, işe başlatmama tazminatından kurtulma için işe başladığına dair tutanak imzalatılmak istendiği, davacının imzalamaması üzerine de işyerinden uzaklaştırıldığı dosya içindeki delillerden anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı işçi işe başlatılmamış sayılmalıdır. Dava konusu istekler bakımından mahkemece bilirkişi raporu alınmış olup, mahkemece bir değerlendirmeye tabi tutularak isteklerle ilgili bir karar verilmelidir. Davanın yazılı şekilde reddi hatalı olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 550 YTL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy