(4857 S. K. m. 18, 20, 21)
Dava: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren vekili, davalı vakfın, 5072 sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra bağış alamaması, büfe, kantin gibi yerleri işletememesi nedeni ile gelirlerinden mahrum kaldığını, 72 il şubesinin kapatıldığını, gelirlerinden ve iş hacminden azalma olduğunu, giderlerin artması nedeni ile personel azaltılması yoluna gidildiğini, bu kapsamda Genel Merkez de yeniden organizasyona gidildiğini, yeniden yapılanma sonucu davacının çalıştığı Sosyal İşler ve Halkla İlişkiler bölümünün kapatıldığını, toplu işçi çıkarma kuralına uygun olarak hareket edildiğini, kurumlara bildirildiğini, emsal kararlarda geçerli neden kabul edildiğini, davacının iş sözleşmesinin işletmeden kaynaklanan geçerli nedenle feshedildiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı işveren tarafından 2004 yılında gerçekleştirilen fesihlerdeki feshin geçerli nedene dayandığı yönündeki emsal kararlardaki temizlik işlerinin taşerona devredildiği, alt işveren uygulamasının yeniden yapılanma olduğu, feshin geçerli nedene dayandığı gerekçe gösterilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından işletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. İşletmeyi veya işyerini etkileyen objektif nedenlerle ortaya çıkan işgücü fazlalığı sonucunda, işçinin işyerinde çalışma olanağı ortadan kalkmış ise fesih için geçerli bir sebebin varlığından söz edilir. İşveren amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu işletmesel kararlar alabilir. Ancak, işletmesel karar sonucunda, tedbir olarak düşünülen feshin zorunlu hale gelmiş olması gerekir. Başka bir anlatımla işverenin fesih konusunda keyfi kararları yargı denetimine tabidir.
Öte yandan, işletmesel kararla varılmak istenen hedefe fesihten başka bir yolla ulaşmak mümkün ise fesih için geçerli bir nedenden söz edilemez. Fazla çalışmalar kaldırılarak, işçinin rızası ile esnek çalışma biçimleri getirilerek, işçiyi başka işte çalıştırarak yada meslek içi eğitime tabi tutarak amaca ulaşma olanağı var iken feshe başvurulmaması gerekir. Kısaca fesih, son çare olmalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2. maddesine göre feshin geçerli bir nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşveren, işletmesel kararı uygulamak için aldığı tedbirin feshi zorunlu kıldığını kanıtlamalıdır. İş akdi feshedilen işçi, feshin başka bir sebebe dayandığını ileri sürdüğü taktirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dosya içeriğine göre, davalı Vakıf, 5072 sayılı yasanın yürürlüğünden sonra bu yasanın kısıtlamaları ve yardımcı hizmetlerin alt işveren verilmesi nedeni ile 2004 yılı başlarında işçi çıkarma yoluna gitmiş ve bu çıkarmaların geçerli nedene dayandığı yargı kararları ile kabul edilmiştir. Davalı işveren 2006 yılı sonlarına doğru bu kez 5072 sayılı yasanın getirdiği zorunluluklar nedeni ile vakıf şubelerinin kapatıldığı, gelir kaynaklarında ve iş hacminde %80 oranında azalma olduğu, gelir kaybı ve gider fazlası nedeni ile yeniden yapılanmaya gidildiği, yeniden yapılanma konusunda bir firma ile anlaşıldığı, bu çalışmaya göre 39 büro işçisinden yaklaşık 20 işçinin 31.10.2006 tarihine kadar iş sözleşmelerinin feshedilmesi ihtimalinin doğduğu gerekçesi ile fesih tarihinde Genel Merkezde çalışan 40 kişi içinden davacı ile birlikte 17 işçinin iş sözleşmesini feshetmiş, Vakfın Genel Merkezinin yeni organizasyonunda 23 kişiye yer verildiğine dair projeyi sunmuştur.
Davalı işveren kayıtlarına ve gönderdiği yazıya göre, 5072 sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra, fesih tarihi 31.10.2006 tarihine kadar Genel Merkez işyerinde 22 işçi işten çıkarılırken, 2 yeni işçi alınmıştır. Davalı işverenin Genel Merkez dışındaki işletmelerine ise aynı dönemde 237 işçi alınırken, 74 işçi çıkarılmıştır. Davacı taraf, Genel Merkez işyerinde 3 işçinin diğer işletmelere nakledildiğini, kendisinin de buralarda değerlendirilebileceğini iddia etmektedir.
Her şeyden önce, Genel Merkezde yeniden organizasyona gidilmesi nedeni ile 31.10.2006 tarihindeki fesihlerde, alt işveren uygulaması bulunmadığından, 2004 yılında çıkarılan işçilerin iş sözleşmesinin feshindeki nedenlerin ve bu fesihlere ilişkin emsal kararların gerekçe gösterilmesi doğru değildir. Ayrıca davalı işverenin yasa yürürlüğe girdikten sonra, gerek Merkez işyerine ve gerekse işletmelerine çıkarılandan daha fazla işçi aldığı anlaşılmaktadır. Ancak toplu işçi çıkarma ve proje aşamasında kalan Genel Merkez işyeri organizasyonu işletmesel kararı doğrultusunda fesihten önce ve sonra Genel Merkeze veya işletmelere işçi alınıp alınmadığı, yada Genel Merkez işyerinden bu işletmelere işçi nakli yapılıp yapılmadığı saptanmamaktadır.
Yukarda yapılan açıklamalar doğrultusunda, özellikle Genel Merkez işyerinde başka bir firmaya yaptırılan organizasyon şemasının tutarlı bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı, toplu işçi çıkarma kararı öncesi ve sonrası Genel Merkez dahil davalı vakfın diğer işletmelerine yeni işçi alınıp alınmadığı, ilgili kurumlardan kayıtlar getirtilerek incelenmeli, Genel Merkez işyerinden diğer işletmelere nakledilen işçi olup olmadığı, feshin son çare olması ilkesi kapsamında davacının davalı vakfın diğer işletmelerinde çalıştırılıp çalıştırılmayacağı araştırılmalı, gerekirse işyerinde insan kaynaklarından ve istihdamdan anlayan bilirkişi marifeti ile keşif yapılarak bu olgulara açıklığa kavuşturulmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy