(4857 S. K. m. 2, 17, 18) (2821 S. K. m. 60)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem ve kötüniyet tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ücreti ve ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S.Tok tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma ve bayram tatili genel tatil alacaklarının kabulüne; kötüniyet tazminatının reddine ilişkin ilk karar Dairemizce bozulmuştur. Bozma kararında, davacının kötüniyet tazminatına ilişkin temyiz itirazları dışında kalan itirazları ile davalının tüm temyiz itirazları reddedilmiştir
Bozma kararı içeriğine göre davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve bayram tatili genel tatil alacakları ve fazla çalışma ücreti hakkındaki davalının temyiz itirazları reddedilmekle bu alacaklar kesinleşmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak kısmen araştırma ve inceleme yapılmış; kötüniyet tazminatının kabulüne karar verilmiş ancak; kesinleşen alacaklar yönünden yeniden hüküm kurulmuş ve bu arada kesinleşen ihbar tazminatı alacağının reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1) Davalı temyizi yönünden;
Kötüniyet tazminatına hak kazanılıp kazanılmadığı noktasında taraflar arasında tartışmalıdır.
Kötüniyet tazminatına hak kazanma ve hesabı yönlerinden 4857 sayılı İş Kanunu önemli değişiklikler getirmiştir. Öncelikle 17. maddenin 6. fıkrasının açık hükmüne göre, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.
1475 sayılı İş Kanununda, işçinin sendikaya üye olması, şikayete başvurması gibi sebepler kötüniyet halleri olarak örnekseme biçiminde sayıldığı halde 4857 sayılı İş Kanununda genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikayet etmesi, dava açması veya şahitlikte bulunması nedenine bağlı fesihler kötüniyete dayanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için fesih bildiriminin yapıldığı tarihte işyerinde 30 ve daha fazla işçi çalıştırılması gerekir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan işçi sayısına göre belirlenir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/2 maddesine göre, İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. Yine aynı kanunun 18/4 maddesi uyarınca, işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. Keza 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 60/2 maddesi uyarınca bir işyerinde yürütülen asıl işe yardımcı işler de, asıl işin dahil olduğu iş kolundan sayılır.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davalı işyerinin işçi sayısı yönünden eksik soruşturma yapılmış ise de; somut olayda davacının Bölge Çalışma Müdürlüğüne bir kısım işçilik hakları yönünden şikayeti üzerine Bölge Çalışma Müfettişince işyerinde düzenlenen tutanaklardan hemen sonra hizmet akdinin feshedildiğinin anlaşılmış olmasına göre, iş güvencesi hükümleri uyarınca yeterli araştırma yapılmaması bozma nedeni sayılmamıştır.
Davalı vekilinin diğer temyiz itirazları da, bozma ile kesinleşen hususlara ilişkin bulunmakla yerinde görülmemiştir.
2) Davacı tarafın temyizine gelince:
4857 s. İş Kanunu'nun 17. maddesinin 5. fıkrasında kötüniyet tazminatının bildirim süresinin üç katı olacağı belirtildikten sonra; son cümlesinde bildirim şartına da uyulmaması halinde ayrıca dördüncü fıkra uyarınca ihbar tazminatı ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Anılan madde 1475 s. Kanun'daki düzenlemenin aksine haksız ve kötüniyetli fesih durumunda ihbar tazminatından ayrıca üç katı tutarında kötüniyet tazminatı ödenmesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle mahkemece verilen ilk karar ihbar tazminatı yönünden onanmıştır. Mahkemece ihbar tazminatı alacağı bozma kararı ile kesinleştiği halde yeniden ele alınarak reddine karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.05.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy